Siyasetin televolesi...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Zehirli bir sarmaşıktır televole... Nereye sirayet etse canını okur... Kurşundan kubbeleri bile mahveder zehirli sarmaşık. minareyi yıkar... Duvarları patlatır... Madenleri çökertir... Magazin ile başladı canım memleketimde. Seviye malumunuz çukura gömüldü. Spora sirayet etti televole. Dopingden, şikeye, vergi kaçakçılığından, türbün mafyasına kadar bulaşmadığı pislik kalmadı. Paralel kumpasçılar bile daldı bu alana. Futbol kulüplerini ele geçirip seyirci potansiyeline göz diktiler. Amatör klüplerin yönetiminden federasyonların idaresine kadar rant kapısı haline dönüştürüp çekirge sürüleri gibi üşüştüler televole sayesinde.
Televole görüntülerini seçim meydanlarında ev toplantılarında eleştirerek iktidarı ele geçirenlerin ilk işi  “tarihin televolesi” ni inşa etmek oldu. Çanakkale’de savaşanın Türk askeri değil, cübbeli-sarıklı erenler olduğunu iddia edip, çizgi roman ve filmlerini bile yaptılar. Osmanlı’nın saraylarını, haremlerini, çoluk-çocuğunu televoleye bağladılar. Doymadılar televolenin rantından edebiyatı tahrip etmeye giriştiler. Dünyaca ünlü klasikleri inanç televolesiyle tahrip ettiler. Dostoveski’nin eserlerinin kahramanlarına abdest aldırıp namaz kıldırdılar. Ve utanmadan, sıkılmadan koca koca yayınevlerinde fikir seviyemizle alay edercesine basıp çoluk-çocuğa okumaları için tavsiye edip sattılar. Yeni bir ey icad etme, üretme kültürlerinde olmadığı için kopya çekme, sınav sorularını çalma alışkanlıklarıyla dünyaca ünlü çizgi filmlerde  “hidayete erme” sahneleri ekleyip yutturdular millete. Japon çizgi filmi Heidi’nin bile başını örtü ile kapattılar.
Devletin erki ellerindeydi ne de olsa. Sanatın, kültürün kıymetini bilmedikleri için telif haklarına yönelik tekliflerin hiç birini yerine getirmediler. İntihal (çalma) onların akademisyenlerinin bile geleneğinde olduğu için vacip sayıldı. Yazarın eserini, sanatçının bestesini seçim şarkılarına uyarladılar. Kaset, plak devri bitmişti. CD’ler internet yüzünden satmıyordu. Sanatçıları belediye festivalleri ve bakanlık açılışlarına mahkum etmek gibi bir cinlik keşfedip acımasızca esir almaya başladılar. Bu televolenin siyasi rantını da yemeliydiler. Önce kahvaltı sofralarına davet ettiler tanınmış sanatçıları. Derken bölünme senaryolarında figüran yaptılar koca koca artistleri. “Akil Adam” sınıfına sokup, etinden, sütünden, derisinden, kılından, tüyünden faydalanarak yollara döküp, peşlerine kamera taktılar. Devşirme işi geleneklerinde vardı. Soldan, sağdan zaafını keşfettikleri isimleri devşirdiler saray sofralarında. Siyasetin televolesine kattılar hoyratça... İftar sofralarındaki görüntüleri hiç te fena değildi. Padişahın, Vezirazamın huzurunda soytarı haline getirdiler bazılarını... Bülent Ersoy “Allah, Allah” çekiyordu, Yavuz Bingöl türküler yakıyordu huzurda. Hülya Avşar Kaçak Saray’ı savunmak için cilveli kahkalarıyla  “Benim ev daha şahşahalı”  sözleriyle kutsuyordu yolsuzlukları... Karşılığında siyasi televole örümceğinin ağına düşenlere televizyon kanallarından pahalı diziler, devlet sahnelerinde ihtişamlı konserler dağıtılıyordu. Yetmiyor “Devlet Sanatçılığı” ünvanlarını işportaya düşürüyorlar, sipariş kitapların tanınmamış sahiplerine  “Yazar” ünvanı dağıtılıyordu. Bir dönemin saygın isimleri ömürlerinin son demlerinde Saray soytarılarının konumuna düştükçe defalarca seyrettiğimiz o güzel sinema filmlerin hafızamızdan söküp atasım geldi. Dilimize pelesenk olan güzelim şarkılar kulaklarımızı tırmalar oldu.
En çok Alev Alatlı’ya üzüldüm. Türkiye’nin bu günlerini yazdığı “Shönidinğer’in kedisi”  adını verdiği  “Kabus”  ve “Rüya” eserlerini bu sütunlardan defalarca yazmıştım. Fikir ve düşün ve dünyamızın entelektüeli Alev Alatlıkalpağını çıkarıp Kaçak Saray’a gitmiş... Diğerlerini bilmem ama yazık olmuş. Yüreğim cız etti.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları