Siyasette bencillik

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Seçim sonuçlarıyla büyük milletimiz siyasi partilere geri dönmesi mümkün olmayan muhteşem bir fırsatın kapısını araladı. Meydan mitinglerinde muhalefet partileri vatandaş topluluklarına ekonomik vaatlerde bulundular. Siyasi hayatta dürüst bir düzenin kurulması için devletteki yolsuzlukların üzerine gideceklerini kanun hakimiyeti altında şaibeli olan herkesten hesap soracaklarını, devlette çok başlılığa son vermek için Cumhurbaşkanının hukuk sınırları içine çekileceğini, dış politikadaki mezhepçilik anlayışına son verilerek ülke menfaatleri doğrultusunda yeniden şekillendirileceğini beyan ettiler. Bu sözler bir bakıma 13 yıllık AKP iktidarının bütün icraatının hukuk ve millî menfaat tarağı ile baştan sona taranması anlamına geliyordu. Ne yazık ki bütün bu ümit ve vaatler siyasi parti liderlerinin çocuksu kaprisleri politik ehliyetsizlikleri ve ufuksuzluklarıyla heder edildi. Seçim sonrası Cumhurbaşkanı yalnızlığa terk edilmişti. Muhtemel koalisyonun ilk işinin 4 bakanı yargılamak olacağını ve ikinci adımın kendi yakınlarına uzanabileceğini çok iyi biliyordu. Meclis Başkanı seçimine kadar “Ben ne olacağım?”  sorusunun cevabını düşünerek derin bir sessizliğe girdi.

Meclis Başkanlığı’nın yarın siyasi tarihin çözeceği hangi manevra, menfaat, tehdit veya öngörüden mahrumiyetle AKP’ye verilmesi Cumhurbaşkanını çok rahatlattı. AKP içerisindeki  “O’nun konuşmaları, seçmen iradesine müdahaleleri bu kötü sonucu başımıza sardı” iddialarına dayanan isyan hareketi sustu. Başbakan  “muhalefetin blok iddiaları son bulmuştur”  diyerek zafer havasına girdi.

Fedakârlıklar boşa gitti

Şimdi Sayın Erdoğan adeta meydan benimdir diyerek yeniden seçim diyor ve sistemli bir biçimde koalisyon aleyhtarlığı yapıyor. Koalisyonlar hiç bir meseleyi çözmez iddiasını kendisine gerekçe kılıyor. Memleketin haline dönersek seçim yolunda çekilen onca zahmet, yapılan dağ gibi fedakârlıklar heba olmuştur. Seçimin üzerinden bir ay geçmesine rağmen görevi fiilen sona ermiş hükümetin seçimlerden bu yana 57’si üçlü kararnameyle olmak üzere toplam 663 tayin yaptığı belirtiliyor. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı’nda 2 Haziran tarihli kararnameyle 40 atama yapıldı. Bakanlık, 30 Haziran’da açık bulunan 11 bakanlık müşavirliğine tayinleri alelacele yaptı. Adalet Bakanlığı da 29 Haziran’da 8 adalet müfettişi tayin etti. Bu atamalarda Danıştay’ın geçmişte verdiği kararlar da göz önüne alınmadı. Danıştay, 5 Haziran 2002 seçimlerinden hemen sonra yapılan tayinleri  “siyasi amaçla yapılan atamalar” olarak yorumlamış ve bu tür işlemlerin tayin edilen kişiler için  “kazanılmış hak” olmadığına işaret etmişti. Geçici bir hükümetin böylesine tayin fırtınası estirmesi hukuken, siyaseten doğru değildir. Ahlaka da aykırıdır.

Peki memleketin içinde, devlet kadrolarına kendi adamlarını yerleştirmekten başka sancısı olmayan bu hükümet dış politikada ne yapıyor? Suriye sınırına kuvvet yığmak ne yazık ki çok geç kalmış bir tehdittir. Suriye ve Irak Türklüğü yerinden yurdundan edilmiş, aç, sefil, perişan çöllere sürülmüştür. İşte bu çizgide bugün yapılan çıkışların bir netice sağlamadığını görüyoruz. Ayrıca Suriye’de çarpışan güçlerin hemen hepsinin dışarıdan destekçisi var. Nitekim Türkiye’nin kararlı tavrından sonra ABD, AB, Rusya açıkça aleyhimize demeç vermekte gecikmediler. 13 yıllık beceriksiz dış politikanın bizi getirmiş olduğu yalnızlık önümüzdeki hükümetin aşması gereken ciddi engellerin başında geliyor.

İhracat da turizm de çöktü

Yeniçağ Gazetemiz Salı günkü nüshasında durumu bir cümleyle özetliyor;  “Türkiye’de halk battı.”  Sanayi ve tarım gibi 2 temel üretim sektörü AKP döneminde ihmal edilmiştir, tahrip edilmiştir. Üretim sektörünün tarım ve sanayinin payı, millî gelir içinde %50’lerin üzerinde idi. Bu hükümet döneminde uygulanan yanlış ekonomi politikalarıyla %25’lere gerilemiştir. Bugün millî gelirin %75’i hizmetler sektörüne dayanmaktadır. 75 milyon nüfuslu Türkiye’nin hizmetler sektörüyle kalkınması, istihdam yaratılması mümkün değildir. Nitekim ihracatımız düşerken turizm sektörü de kırmızı ışık yakmıştır. İngiltere vatandaşlarına:  “Türkiye’ye gitmeyin. IŞİD kaçırabilir”  sinyalini vermiştir. Rusya ise içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar sebebiyle turist sayısında büyük kısıtlamalara gidileceğini açıklamıştır. Özelleştirmede deniz bitmiştir. Bu gidişat bir tek şey söylüyor, bu hükümet tez elden dış politika ve ekonomi alanından elini çekmeli yanlış uygulamalara son verilmelidir. Yarın çok geç olabilir!

Bütün bu gelişmeler ve daha nicesi muhalefet partilerinin liderlerine  “tek temel prensibiniz vatanın bu tehlikeli gidişattan kurtarılması ve anayasa düzeni içerisinde kanun hakimiyeti sağlanarak dürüst yönetilmesidir”  diyor. Bencilliğin, insanlığın hiç affetmediği en büyük lanet olduğunu unutmayalım. Bencil insan, tek başına kalmış, meyvesiz ağaç gibi kurumaya mahkûmdur. En talihsiz liderler partilerini kurumaya mahkûm edenlerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları