Siyasî dedikodular...

Ahmet SEVGİ

Yazının başlığına bakarak partilerin sürpriz adaylarından söz açacağımı yahut flaş bürokratların hangi partiden -muhtemel hangi bakanlık için- aday gösterildiklerine dair son dakika fiskoslarını deşifre edeceğimi sanmayın. Bendeniz, seçim sathı mâiline girdiğimiz şu günlerde partiler arasında hatta partililer arasında gördüğümüz dedikodu, gıybet, yalan dolan, karalama, laf getirip götürme gibi önce dinimize sonra da nezaket kurallarına uymayan davranışlar konusunda toplumu özellikle de siyasetçileri uyarmaya çalışacağım.
Biliyorum, Hayreddin Karaman hocamız varken bu görev bize düşmez. Muhterem hocamız, dört “Bakan” la ilgili Meclis’te soruşturma komisyonu kurulduğu tarihlerde, yapıldığı iddia edilen yolsuzlukları eleştirenleri  “ölü etinden yapılmış sakızı çiğnemeye devam etmeyin” diye ikaz etmişti.
Bilenler bilir, bu ifade  “Hucurât Sûresi”nin 12. ayetinden mülhemdir. Söz konusu ayette C. Allah buyurur ki “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz...” Hayreddin Karaman, dört Bakan ve taallukâtına söylenenleri gıybet olarak görmüş, “ölü etinden yapılmış sakızı çiğnemeyin” diye ilgilileri uyarmıştı. Seçim atmosferine girdiğimiz, tozun dumana karıştığı, cumhurun başının bile kendi bürokratını vatan hainliği ile suçladığı, riyakârlığın ve dalkavukluğun tavan yaptığı bir ortamda Hayreddin Karaman’dan; yukarıda meâlini verdiğimiz ayeti serlevha yaparak zandan kaçınmak gerektiğini, tecessüsün haram olduğunu ve nihayet gıybet etmenin ölü eti yemek olduğunu bir güzel anlatmasını beklerdik. Ama yapmadı. Hocalar görevini yapmayınca iş talebelere kalıyor. Lakin benden fetva metva beklemeyin. Bizim ilmimiz ona yetmez. Biz manzara-i umûmiyeye bir ayna tutabilirsek yeter.
Öncelikle şunu belirtelim ki bu dünyanın üstü varsa altı da var. Sırf seçim kazanmak, milletvekili olmak, iktidara gelebilmek için her şeyi mubah sayan bir anlayışın bizim dinimizle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
Maalesef siyaset, ahlâkın devre dışı bırakıldığı, vicdan, dürüstlük, nezaket, hoşgörü vb. toplumu ayakta tutan değer yargılarının rafa kaldırıldığı bir faaliyet alanı olarak görülmeye başlandı. Hatta siyasetin en büyük sermayesi  “yalan”dır gibi bir algı oluştu. Geçen gün bir hacı amcayla konuşuyorduk, ben bu tip şikayetlerde bulununca aynen şunu söyledi: “Siyasete girmişsen yalan söylemeye mecbursun, bu işi başka türlü başaramazsın!..” Dondum kaldım. Hacımız, hocamız da siyasette yalanı içselleştirmişse çekiver kuyruğunu...
Sadede gelirsek, dinî emir ve yasakları kulak ardı etmek, “gıybet”e aldırmamak, Hz. Peygamberimizin “Yalandan kaçının, zira yalan kötülüğe götürür” sözünü duymazdan gelmek,  “edânî”yi öğmenin  “eâlî” ye hakaret etmek olduğunu bilmemek, “hakk”ı aramak dururken “güçlü” nün peşine takılmak, “israf”  haramken onu “itibar”a hamletmeyi caiz görmek, vicdana değil cüzdana bakmak, hasbîliği unutup mürâyîliğe soyunmak, mazlumu iteleyip zâlimin arkasını toplamak, güçlünün meddahı olup zayıfı ezmek... Bütün bunlar siyasetin fıtratında var diyorsanız, Bağdatlı Rûhî’nin dediği gibi o fıtrata da, o fıtratı taşıyanlara da yuf olsun!..

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş