Siyasî İslâmcılığın yenilgisi

Arslan TEKİN

Doç. Dr. Baran Dural,  “Milliyetçiliğin Yakın Tarihi” nin önemli bir kısmını pratik, faydacı seçmen kitlesinin tarifi ve MHP’nin Alparslan Türkeş’in son döneminden bu yana, yeni şehirli kesime ulaşmak yolunda attığı adımlar, karşılaşılan güçlükler, iç çekişmeler ve bunların çözüm yollarına ayırmış.  “Milliyetçiliğin Yakın Tarihi” nde, milliyetçiliğin, Batı’da olduğu gibi, şehirli temellerine dikkat çekiyor ve bir şehir hareketi olarak siyasî milliyetçiliği enine boyuna inceliyor.   
Üzerinde durulması gereken bir kavram da  “siyasî İslâmcılık”. Ülkemizde insanlar  “İslâm”  deyince ister istemez duraklıyorlar.  “İslâm”la,  “siyasî İslâmcılık”  arasındaki farkın derin bir uçurum olduğunu halka anlatmak da çok güç... Öyle imada bulunurlar ki, insanların kafası karışır; maazallah seni  “dinden çıkmak” la suçlayabilirler. 
“İslâmcılık”  gayesi güdenler, öncelikle  “İslâm”ı kullanarak Türklüğü yok etmek istiyorlar. Hiçbir ülkede, hiçbir millette görülmez bu! 
 “Siyasî İslâm”, siyasî gayelerine İslâm’dan kaynak bulma veya icat etme yoluyla ulaşmak isteyen bir aydın ve/veya politikacı grubunun İslâm’a getirdiği bir yorumdur. Tıpkı Batı’daki yeni Katolik partiler gibi... Yeni Katolik partilerin savunduğu değerler nasıl bire bir Hristiyanlık dinini aksettirmiyorsa  “Siyasî İslâmcılar”ın savunduğu değerler de İslâm’ı temsil etme pozisyonunda değildir. 
Türkiye için konuşmalıyız... Bulunduğum ve incelediğim için biliyorum,  “Müslüman” Arap ülkelerinde görülmeyen, kendine yabancılaşma bizim ülkemizde görülür. Vahdettin’in şeyhülislâmı Mustafa Sabri’nin (1869-1954)  
“Ben de aynıyla reddedip Türk’ü / Tövbe yâ Rabbî tövbe Türklüğüme / Beni Türk milletinden addetme” mısraları tipik bir örnektir. Mustafa Sabri’nin içimizde açtığı yara çok derindir. Hâlbuki bu mısranın geçtiği şiirde “Türklük” önce kabul, sonra reddir. Neden reddettiğinin üzerinde durulmadan toptan yok sayıyorlar. Mustafa Sabri “Türk”ü yok saymıyor, tabiri caizse “istifa” ediyor. Zaten 340 mısralık şiirinin başlığı da “İstifa Ediyorum” (Yarın, 29 Temmuz 1927). Sonrakiler ise, “istifa”yı görmüyorlar, onlar için “Türk” keenlemyekün!  
AKP ile iç içe olmuş, “yandaş” basın-yayın organlarında üst seviyede yöneticilik yapmış, bu yayınların yaygınlaşmasında mühim rol ifâ etmiş Levent Gültekin, “İslâmcılık”ın ne manaya geldiğini, Diken sitesinde, Müjgan Halis’in uzun mülâkatında çok açık ortaya koymuştur. Şu cümle, AKP’nin “İslâmcılık” anlayışının özetidir: 
“Son üç dört yılda gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım bana dürüst, ahlaklı, nazik, saygılı, adil, özgürlükçü biri olmak için İslamcıların arasında durmanın akıllıca bir iş olmadığını gösterdi.” 
Üstelik  “siyasî İslâm”  Cumhuriyetten önce de iki defa iktidar fırsatı yakalamıştır. Biri Kırım Harbi’nde, diğeri Birinci Dünya Savaşı’na girişte... Her ikisi de beklenen asgarî faydayı getirmek şöyle dursun, devlete eşi benzeri görülmemiş hezimetler tattırmış, büyük toprak kayıplarına yol açmıştır.
Milliyetçilik, siyasî İslâmcılığı, 1912-1923 döneminde nasıl yenilgiye uğrattı ve sebep neydi? Bunu Doç. Dr. Baran Dural’ın kitabından okuyacağız. (akademikkitap@hotmail.com).

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş