Siyasî üslûp...

Ahmet SEVGİ

Milletvekili genel seçimi 12 Haziran’da yapılacak. Yani henüz seçim sath-ı mailine girilmiş değil. Ama maalesef şimdiden siyasî üslûptaki bayağılık şaşırtıcı boyutlara ulaşmış durumda. Başbakan’la ana muhalefet lideri arasında geçen “densizlik, nâmertlik, alçaklık, eşkıyalık, sağlık kurumuna başvursun, hastaneye gitmesi gereken birisi varsa kendisidir” vb. diyaloglar gidişatın pek hayra alâmet olmadığını göstermektedir.
Üslûp insanın ta kendisidir. Eskiler bunu “Üslûb-ı beyân aynıyla insan” şeklinde ifade ederlerdi. Gerçekten de bir kişinin üslûbundan hareket edilerek onun fikir ve ruh dünyasını okumak mümkündür. “İnsan, dilinin altında saklıdır.”, “İnsanın belâsı dili yüzündendir.”, “Sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir.”, “Boğaz kırk boğumdur.”, “Önce düşün, sonra söyle.”, “Pişman olacağın sözü söyleme.”  gibi kelâm-ı kibar ve atasözleri hep üslûbun önemini vurgulamak için söylenmiştir.
Kültür tarihimiz incelendiğinde, özellikle didaktik eserlerde “söz söyleme âdâbı” için ayrı bir bölüm ayrıldığı görülür. Meselâ ilk İslâmî eserlerimizden “Kutadgu Bilig” de konuyla ilgili (meâlen) şu uyarılar yer alır:
“İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur; insanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider. Dil aslandır, bak, eşikte yatar; ey ev sahibi, dikkat et, senin başını yer. Dilinden eziyet çeken adam ne der, dinle; bu söze göre hareket et, onu dâimâ hatırda bulundur: Bana dilim pek çok eziyet çektiriyor; başımı kesmesinler de ben dilimi keseyim. Sözüne dikkat et, başın gitmesin; dilini tut dişin kırılmasın. Sen kendi selâmetini istiyorsan, ağzından yakışıksız bir söz kaçırma.”
Üslûbun önemine dair Mercimek Ahmed’in  “Kaabûsnâme” tercümesinde geçen şu hikâye de çok meşhurdur: Harun Reşit, bir gece rüyasında dişlerinin hep dökülmüş olduğunu görür. Bunun üzerine bir rüya tabircisi çağırtır. Tabirci: Halifemizin ömrü uzun olsun, ne kadar akrabanız varsa sizden evvel ölecekler, der. Halife bu şahsa çok kızar ve yüz değnek vurulmasını ister.
Bir başka yorumcu çağırırlar. Halife düşünü anlatır. Yorumcu: Halife hazretleri bütün akrabalarından çok yaşayacaktır. Onların ömründen sizin ömrünüz daha uzun olacaktır, der. Halife bu tabiri beğenir ve yorumcunun yüz altınla ödüllendirilmesini emreder.
Dikkat edilirse her iki yorumcunun da söyledikleri aynıdır, fakat söyleyiş şekilleri farklı. Bu yüzden biri cezalandırılırken diğeri mükâfatlandırılıyor. Demek ki aynı düşünceyi değişik bir üslûpla ifade etmek neticeyi yüzde yüz değiştirebiliyor. Bence bu hikâye siyasîlerimizin kulağına küpe olmalıdır.
Bunları söylerken siyasetçilerimiz birbirlerini eleştirmesinler demek istemiyoruz tabiî...Partiler elbette birbirlerini eleştirecekler. Hatta eleştiri, muhalefetin önemli görevlerinden biridir. Eleştirilmeyen bir iktidarın sonu diktatörlüktür. Ayrıca eleştirinin olmadığı yerde muhakkak yolsuzluk vardır.
Diğer taraftan iktidarlar da eleştiriye açık olmalıdır. Evet, bazen muhalefet, eleştirilerinde ölçüyü kaçırmış olabilir. Buna tahammül etmek iktidara düşer. Şeyh Edebali’nin Osman Bey için söylediği şu sözleri unutmamak gerekir:
Ey oğul! “Bey” sin, bundan sonra öfke bize, uysallık sana... Güceniklik bize, gönül almak sana...Suçlamak bize, katlanmak sana...
Kısacası; çok partili siyasî hayatta eleştiri de olacak, polemik de olacak, ufak tefek tartışmalar da yaşanacak. Bunlar işin doğasında var. Ancak mahkeme kadıya mülk değildir. Yarın o makamlardan inip halkın arasına karıştığınızda rakiplerinizin yüzüne bakamaz duruma da düşmemelisiniz. Gerçi bana sorarsanız bin yıllık saltanat, bir kalp kırmaya değmez. Lâkin herkesten derviş olmasını istemeye de hakkımız yok. Eleştirilerinde makûl olsunlar yeter...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş