Siz nerdeee, İslam tasavvufu nerde?

A+A-
Afet ILGAZ

Şu 28 Şubat intikamları başlayalı beri ekranlara, haberlere, gazetelere bakamıyorum.
 Geçmiş... Geçmişten nasıl intikam alınır? Geçmişin somut varlığı mı vardır ki hesaba çekilsin? Geçmişin gerçeğinin içinde kim bilir unuttuğumuz, anlayamadığımız neler yatıyor.
Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz derler ya, bunların fikir kılavuzlarından birini de şimdi tekrar ve kesinlikle tanımış olduk. O zamanlar saf ve acemi Çiller’i manipüle eden bu kılavuz “vatan için kurşun atan da bir, yiyen de birdir”  diyerek gayri nizami mücadeleyi övücü bir laf etmiş olduğunu sanıyordu. Şimdi de intikamdan bahsediyor, intikamın erdeminden, iyiliklerinden, faydalarından!
Beyim, bu duygunun enine boyuna araştırmasını yapmadım ama kendisi iyi bir şey değildir! Çünkü gerçek intikam sahibi Allah’tır. Onun bir adı “müntekim”dir. Birisinden, fazla canını yakmadan hesap sorduğu zaman “intikam el hasene” derler, güzel intikam anlamındadır. Allah kullarından intikam alırken bile onun iyiliğini gözetir, kusurlarını ayıplarını setretmeyi terk etmez... Başkalarının ayıplarını ortaya serenler hariç. Siz kim oluyorsunuz da kulluğunuzu unutmuş görünüyorsunuz?

***


25 senenin intikamını alıyorsunuz. Güzel, neden ülkenizi yağmalayan Haçlılardan, Mondros mütarekesinin ve sonrasının intikamını almıyor ve tam tersine onlara yapışıyor, onlardan biri oluyorsunuz?
İslam tasavvufunda “insan” Hazreti İnsan’dır. Tasavvufa gönül vermiş biri insanı böyle görür. İntikam alınası bir varlık olarak değil.
Başınızdaki birinin “Allah’a inandığına ama güvenmediğine” dair bir söylenti duymuştum. Her hareketinizden bu gerçek çıkıyor ortaya. İntikam alma işini intikamlarını bile güzel alan, çünkü kullarına merhametiyle muamele eden Allah’a bırakmıyor, kendi pis yöntemlerinizle bunu yapmaya çalışıyorsunuz. Bu, ona güvenmemektir.

***


Hacı Bektaşi Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler, Ahmet Yeseviler’in;  yaşadığımız bu zaman ve mekân dilimine yaptıkları müşahedelerine biz şahitlik edebilseydik, azap duyduklarını görürdük. Çünkü Kur’an’ın en çok reddettiği ve lanetlediği zulüm, her an ve en kesif bir şekilde kendini gösteriyor. Her tarafı kararmış bir ülke, her tarafı kararmış vicdanlar, her tarafı kararmış kalpler... Etrafı bürümüş şirk kokuları... Enaniyet, nefsaniyet kokuları... Siz, tekkeleri niye tamir ediyorsunuz, neden oralarda konferanslar verdiriyorsunuz ki... O içine gömüldüğünüz zulmeti, ancak içine şirk karışmamış bir merhamet, bir tebessüm, bir damla gözyaşı temizler.
 Vatandaş oynatan bir Bakan
İçişleri Bakanı kendisini görünce sevindiğini söyleyen bir köylüye bunu ispat etmesi için oynamasını önermiş. Köylü de oynamış. Bu oynatılan Atatürk’ün efendi ilan ettiği köylüdür. İşte yukarıda tasvir ettiğim insanların iktidarı...

Yazarın Diğer Yazıları