Skandal satışlar!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Babalar gibi satarım, ne demek. İstediğim gibi satarım, kimseyi takmam, bana kimse karışamaz, demek. Karışan bir kurum var

7.400, evet yedi bin dört yüz dava. 30 milyar dolarlık özelleştirmeye 7.400 dava açılıyor.
Bu yirmi yıllık özelleştirmenin hukuk bilançosu. Yirmi yılda 30 milyar dolarlık özelleştirme yapılıyor ve buna karşı 7.400 dava açılıyorsa, özelleştirmelerde hukuk artık guguk oluyor. Başka anlamı yok.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın ünlü sözü herkesin kulağında. “Babalar gibi satarım”. Özelleştirmeler eleştirildiği zaman, bakanın bu eleştirilere karşı verdiği yanıt bu.
Babalar gibi satarım, ne demek. İstediğim gibi satarım, kimseyi takmam, bana kimse karışamaz, demek. Karışan bir kurum var. Yargı.

* * *

Geçenlerde İstanbul Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) yayınladığı “Özelleştirme Dosyası”, babalar gibi satmanın, hukuki sonuçlarını yayınlıyor.
İncelenen dönem yirmi yılı kapsıyor. Ama, son yıllardaki çarpıklık çok daha belirgin.

* * *

Açılan 7.400 dava Türkiye’nin aynası. Şu gerekçelerle açılıyor:
Görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, kamu kaynaklarına zarar verme, arsa spekülasyonu, rant yaratma, tekel ve kartel oluşturma, haksız rekabet ortamı yaratma, vergi kaybı.
Bu lafların Türkçesi, bu özelleştirmelerde, bir bit yeniği var, demek. Kendi keyfine göre peşkeş çekmek, o kurumu gözüne kestirdiğine vermek, gibi.
Dünyanın her yerinde özelleştirme var. Ancak, hiçbir ülkede, bu kadar çok dava açılmıyor.
7.400 dava demek, hemen her özelleştirmenin mahkemelik olması demek.
Benzer örnekte bir başka ülke var mı? Bu bir skandal.
Açılan 7.400 davanın dört bini sürüyor. Sonuçlananların önemli çoğunluğu, hukuk diliyle, idare aleyhine. Yani, olmadı baştan.

* * *


2008 yılında öngörülen büyük özelleştirmeler var.
Halk Bankası, Karadeniz Bakır İşletmeleri, SEKA, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş., Tekel, Türkiye Denizcilik İşletmeleri bunların bazıları.
Hepsi de yağlı kuruluş. Siz şimdi seyredin gümbürtüyü.
* Yalçın Doğan / Hürriyet

*****


Umur Talu’dan seçme öğütler
” Neo-ustalardan gazetecilere öğütler “ namıyla yazı sonlarına iliştirdiğim ” medyata sözleri “ ilk başta sinirden ağzımdan çıkmıştı. Sinirim geçerken onlar da sınırı geçip çoğaldılar. Şimdi onların kendi okuru veya koleksiyoncuları oldu. Hazır bugün yumuşak, gevşek gündür; çıkmış kısmın tekmili birden:
* Mesleğinizi icra ederken asla ” pirana “ olmayın, ayıptır. Yeterince büyükseniz köpekbalığı olabilirsiniz, sevaptır.
* Bir haberin yalan çıkması mühim değildir. Bir yalanın haber olarak çıkması mühimdir. Daha ziyade buna çalışın!
* Bağımsızlık karakteriniz olabilir. Ama o kafayla en fazla karakter oyuncusu olabilirsiniz. Başroller yine bize kalır.
* Daima haberinizin arkasında durun. Önünde biz duruyoruz ya!
* Şöhretin yolu kısadır, hakiki gazeteciliğin ise engebeli ve uzun. Siz kestirmeden gitmeye bakın!
* Yeni yönetmeniniz, yeni patronunuz için önceki gazetede, kanalda; eleştiri ne kelime, ağza alınmayacak yazı, başlık, manşet, fotoğraf, görüntü, sıfat, sülale boyu hakaret düzmüş olabilirsiniz. Sizin pişkince unutma hızınızla onların sizin ettiklerinizi unutur gibi yapıp sizi pişirme hızı doğru orantılıdır. Üstelik bunun için size bir de para öderler. Hem de iyi para. Allah hep böyle iyiliğinizi versin. Sallayın, sallanın, pişin, pişirin, pişkinleşin!
* Haberlerinin girmemesine, yazıların kesilmesine, sansür edilmesine, manşetliklerin çöpe gitmesine üzülen, bozulan gazetecilere sesleniyoruz: Atmayalım da besleyelim mi!
* Geçmişe saplanmayın, Gazetecilikte 5N 1K kuralını artık terk edip haberde 5K 1N kuralına geçin: Kimin talimatı? Kimin çıkarına? Kime karşı? Kimim ki itiraz edeyim? Kime ne?.. N’apim yani!
* Gazeteci; mazlumun, mağdurun yanında olmalıdır. Hep güçlülerin karşısında durmalıdır. Yanında duracağınız insanları, yerinizi ve haddinizi bilin. Karşısında durduğunuz güçlülerin önünde de düğmelerinizi ilikleyin, başınızı öne eğin, saygıda kusur etmeyin. Ne diyorlarsa yapın. İtiraz etmeyin. Kabullenin. Kendinizi beğendirmeye çalışın. Belki beğenirler.
* İşinize sıkı sıkıya bağlı olun. Biz çözünce gidersiniz. Hür olursunuz bir nevi.
* Bizim gazetecilik tarzımız bireyden topluma, tekilden çoğula yöneliktir. Bireysel çıkarları kitlesel medya çarkında kütlesel olarak çoğaltmak yani.
* Gazetecilikte içinizde hep muhalif bir duygu olmalı. Ve öylece hep içinizde kalmalı.
* Tabii ki sendikalı olmayı düşünebilirsiniz. Ama iyi düşünün, tamam mı canım!
* Okurlar bir gazetenin asıl sahipleridir. Gidin zammınızı, tazminatınızı onlardan isteyin.
Devamı var. 
* Umur Talu / Sabah

*****


GÜNÜN FIKRASI
Hangi Takım
Amerika da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi almak istiyor.
Tezgâhtar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Tartışma çıkıyor tabii, tezgâhtar koşa koşa müdüre çıkıyor.
“Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor” der demez şöyle bir arkasına dönünce ne görsün; müşteri de arkasından gelmiş, ensesinde duruyor...
Tezgâhtar hemen müşteriyi işaret ediyor:
“Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim...”
Müdür durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar. Müdür bir saat sonra tezgâhtarı çağırtıyor:
“Tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. Nerelisin sen?”
“Brezilyalıyım efendim...”
“Amerika’ya niye geldin?”
“Brezilya cazip bir yer değil efendim, orada insanlar ya fahişe, ya da futbolcu...”
“Biliyor musun benim karım da Brezilyalı...”
“Yaa öyle mi, acaba karınız hangi takımda futbol oynuyordu?
* Can Ataklı / Vatan


*****


Şeşi yek
Yılın ilk günü oturup kös kös gazete okuduğunuza göre, belli ki “size de çıkmamış!”
Canınız sağolsun.
Zaten alırken demiyor muydunuz, “bana çıkmaz” diye... Bildiniz en azından. Şaka bir yana...
Hem “bana çıksın” diye bilet alırız, hem de “bana çıkmaz” diye burun bükeriz. Düşündünüz mü hiç niye? Çünkü...
 “Şanslı” olmayı ayıp sayarız!
*
Mesela tavla...
Uygun zamanda, uygun zar atana, “amma da şanslısın haa” deriz... Ne der hemen?
“Şans değil!”
Kabul etmez.
Adeta küfür sayar.
Halbuki... Olmazsa olmazdır, şans.
*
Şunu diyebilirsiniz tabii...
 “2008’le tavlanın ne alakası var arkadaş?” Ben de sorarım:
“Yıl dediğin nedir ki?”
Günler, aylar, saatler.
Karşılıklı 6’şar hanesi, 12 ayı... 15 beyaz, 15 siyah pulu, geceleri gündüzleri, toplamda 30 günü... Karşılıklı 12 hanesi de, 24 saati göstermez mi?
Sayısız hamlesi vardır ama... Zar gelmezse, kıymeti var mıdır?
*
Hayat tavladır.
*
Rivayete göre, Hint imparatoru “satranç” ı Pers imparatoruna hediye etmiş.
Ve, bir not iliştirmiş:
“Kim daha çok düşünür...
Kim daha çok bilir...
Kim daha ileriyi görürse...
O kazanır.
Hayat budur!”
Pers imparatoru da “tavla” yı Hintliye hediye etmiş, bir notla:
“Kim daha çok düşünür...
Kim daha çok bilir...
Kim daha ileriyi görür...
Ve, kim daha şanslıysa...
O kazanır.
Hayat işte budur!”
*
Şanslı bir yıl dilerim. Umarım, düşeş attığınızda yek gelmez.  
* Yılmaz Özdil / Sabah

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları