Sohbete dâir...

A+A-
Ahmet SEVGİ

“Dostça ve arkadaşça görüşüp konuşmak” anlamına gelen  “sohbet”in bizde önemli bir yeri vardır. Kültür tarihimiz incelendiğinde; ocak başlarında, konaklarda, kıraathanelerde, “tekke”de  “dergâh”ta... hep sohbet etmiş olduğumuz görülür. Yani millet olarak  “sohbet”i çok sevmişiz. Çok tatlı gelmiş sohbet etmek bize. “Sohbete doyum olmaz” . Yahut  “Gönül ne kahve ister ne kahvehâne/Gönül sohbet ister çay kahve bahane”  gibi sözler sohbete ne kadar değer vermiş olduğumuzun açık delilidir. “Yerin kulağı vardır” derler. Keşke yerin dili de olsaydı ve o sohbetleri bize anlatsaydı. Bakınız Ahmet Kabaklı merhum bu konuda neler söylüyor: “Hep şunu düşünürüm: Hani derler ki günün birinde birtakım tespit âletleri peydâ olacak da mâzînin seslerini de toplayacak. Mazîdeki büyük sohbetleri de banda alacaklar ve biz bunları dinleyebileceğiz. Bu, bizim için büyük bir saadettir. Tefekkürümüz o zaman ortaya çıkacak” ... Bu düşüncelerin hayali bile insanları heyecanlandırıyor, ya bir de gerçekleşecek olursa...
Eskiler dost sohbetlerini âb-ı hayat (ölümsüzlük suyu) olarak nitelendirirlerdi. Yani onlara göre insanları ölümsüzlüğe kavuşturacak olan dost sohbetleriydi. Ancak, bana sorarsanız, ölümsüzlük için sadece “sohbet” yeterli değildir. Kişiler, o toplantılarda konuştuklarını yazıya geçirdikleri ölçüde ölümsüzleşirler... Maalesef bu konuda atalarımıza biraz kırgınız. Hep sohbet etmişler, fakat o meclislerde konuşulanları yazıya geçirme konusunda biraz gevşek davranmışlar.
Fikir üretimi bir atmosfer işidir. Toprağa düşmeyen bir tohum -ne kadar sağlam olursa olsun- nasıl filizlenerek dal-budak salıp meyve verme şansına ulaşamazsa, insan da söylediklerini dinleyen, menfî yahut müspet tepkiler veren bir ortam bulmadan gelişip olgunlaşamaz. Bence bu ortamın ilk basamağı sohbettir. Dikkat ederseniz ilk basamağı diyorum. Merdivenin basamakları durulacak yerler değildir. Yükselmek, yukarıya çıkmak için bir araçtır basamaklar... Sadece sohbetle yetinirseniz yani merdivenin birinci basamağında oturur kalırsanız yarınlara bir şeyler ulaştıramazsınız. İşte bunun için ecdadımıza biraz sitem ediyoruz...
Geçmişte yapılan sohbetlerden, kırık ayna parçacıkları misâli bize ulaşan bilgilere bakarak o dost meclislerinin büyük bir ilim ve irfan ocağı olduğunu hatta bugün elimizde bulunan bazı şaheserlerin o sohbetlerde filizlenmiş olduğunu hayal meyâl görebiliyoruz. Meselâ Şeyh Galip’in 26 yaşında kaleme aldığı, sahasında emsâlsiz diyebileceğimiz “Hüsn ü Aşk” adlı eserinin yazılışına böyle bir sohbet sebep olmuştur.
Yerin dili olsa da, üzerinde yapılan bu doyumsuz sohbetleri bize anlatabilseydi oralarda yazıya geçirilmemiş daha nice “Hüsn ü Aşk”ların, “Mesnevî”lerin ve “Leylâ vü Mecnûn”ların olduğu görülecekti. Yazık ki ne yerin dili var ne de geçmişteki sesleri tespit edebilecek bir âlet...
Evet, insanların olgunlaşarak fikir üretecek seviyeye gelebilmesinde sohbetin büyük yeri vardır. Ama geçmişte olduğu gibi sohbet meclislerinde konuşulanlar orada kalmamalı. Muhakkak yazıya geçirilmeli. Aksi halde buz üzerine yazı yazmaktan öteye geçmemiş oluruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları