"Son derece mühim" iki hâdise...

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

Şu sırada Türkiye’nin ve Türklerin değil ama iktidarın menfaati noktai nazarından bakıldığında -esâsen bu iki menfaat uzunca bir müddettir büyük bir uyuşmazlık ve zıtlık içindedir- kamuoyunun dikkatlerinin dağıtılmasında ciddî faydalar bulunmaktadır; el’ân yaşanmakta olan ve bütün zihinleri meşgul  “son derece mühim”  iki hâdisenin, şahsen, bu şekilde değerlendirilmesinin daha isâbetli olduğunu düşünmekteyim: İçeride Ergenekon’un onuncu dalga operasyonu ve dışarıda Filistin mes’elesi. Bu gibi, birçok hükûmetin mürâcaat ettiği ve aslında ’sıradan’sayılabilecek politik manevralar, tecrübe ile sâbittir ki, kitle psikolojisine uygun şekilde tatbîk edildiğinde çok iyi netîce verebilmektedir. Kamuoyu, yâni, Gasset’nin diliyle ifâde edecek olursak,  “sayı ile ifade edilen, biribir-lerinden ayırd edilemeyen ” kitle-adam “ların, yâni ” alelâde insan “ların toplamından oluşan ve tayin edici bir keyfiyete dönüşen yığın” , zannedildiğinden çok daha kolaylıkla te’sîr altına alınabilir ve onun şaşmaz zannedilen vicdânı olan mâşerî vicdan, bir mıknatısın saptırılması gibi, saptırılabilir ; çünki...:
Bir kitle tarafından açığa vurulan iyi veya fe-na duygular, abartılı ve basit olmak gibi iki kat özellik gösterir. Diğer birçok noktalarda olduğu gibi, bu noktada da kitle içindeki birey, ayrıntıyı kavramaktan aciz, ilkel bir yaratığa benzer. Eşyayı bir blok halinde, bütünüyle görür ve nüansları ayıra-maz. Kitle içinde bir duygunun aşırı hale gelmesi şöyle olur:
Telkin ve yayılma yoluyla duygular büyük bir hızla yayıldığından, katılma sonucunda, o duygunun gücü büyük oranda artmış olur.
Kitle duygularının abartılması ve sadeliği, onları şüpheden ve kararsızlıktan uzak bulundurur. Kadınlar gibi, kitleler de hemen büyük aşırılıklara giderler. Ortaya atılan herhangi bir şüphe, derhal münakaşa kabul etmez bir gerçeğe çevrilir. Tek başına bulunan bir bireyde pek az belli olacak bir nefret duygusu, yahut uygun görmemek başlangıcı, kitle içinde bulunan bir bireyde vahşi ve yırtıcı bir kine dönüşebilir.
Daha anlaşılır hâle getirmeğe çalışalım: Demokrasi’nin tanrısı olan Halk, çok küçük bir ekalliyet hariç, okumuş yazmışları ve hattâ kocaman kocaman unvanlı akademisyenleri de dâhil, ekseri kaahırası îtibâriyle,  “kitle-adam” lardan, yâni  “alelâde insan” lardan müteşekkîl bir  “yığın” dır ve çok kolaylıkla yönlendirilebilir -hele bu iki düşünürün de bilmediği- günümüz medyatik ortamında.  “Çok küçük ekalliyet” in ise yine büyük bir kesri, sahnelenen oyunun bir parçası hâline gelir veya getirilir ve işbu  “yığın”  ince âyar tezgâhların açık ve savunmasız hedefi olur. İmdi, bu yığını teşkîl eden kitle-adam, eşyayı bir  “blok”  hâlinde, bir  “bütün”  olarak görür, nüansları ayırdedemez, detayları kavrayamaz; hemen hemen herşeyi kabaca  “şöyle birşey”  olarak kavrar, kolay inanır, veya ’inandırılabilir’, bir kere inandığında da inandığı şey kaskatı bir inanca, bir tür dine dönüşür; kolay galeyana gelir veya getirilir. Sahnenin ön tarafında bunlar olurken, Hükûmet, arka tarafta, kendi planlarını tatbîk etmek babında eli kolu serbest hâle gelmiş olur.
Görüldüğü gibi, “mise en scéne”   hayli sâde ve basit, ama müessîr; esâsen müessiriyeti de büyük ölçüde işbu sâdelik ve basitlikle yakından alâkalı.
İmdi, benim memleketimde sahnelenen oyun bu; onun için de  “yığın” ı, sahne arkasındaki gerçek oyundan uzak tutmak içün, kuvvetle meşgul edecek iyi bir senaryo lâzım. Bence Ergenekon kısmı âzâmı îtibâriyle bundan ibâret ve Türkiye’nin ve Türklerin menfaatleri ile tam bir zıtlık, çatışma ve uyuşmazlık içinde olan mevcut iktidarın menfaati için de iyi bir
tezgâh.
Filistin mes’elesine gelince; hâdise bizim dışımızda gelişti, ama doğrusu şu âna kadar iktidar tarafından iyi kullanıldı; tabiî yine, Türkiye’nin ve Türklerin menfaatlerine muhâlif, iktidarın menfaatlerine muvâfık olacak şekilde.
... Pazar’a buluşuruz inşaallah; bir aksilik olmazsa...

Yazarın Diğer Yazıları