Sorun üretme memuru yazarlar...

Ahmet SEVGİ

İzinde olduğum için yazı yazmadığım haftalarda toplum adına beni en çok üzen yazılardan biri, cemaat tarafından öne sürülen mümtaz bir er tarafından yazıldı. Yazının başlığı şöyle: “Alevilerin çözeceği Alevi sorunu...” Yazıyı okuyup bitirince “lâ-havle” çekip gazeteyi arşive koydum. Birkaç gün sonra aynı ceridede aynı konuyla ilgili diğer bir yazarın başka bir makalesi daha çıktı: “Türk Alevi İslâmı’nın oluşumu.”
Gel de üzülme... Otuz yıldır “Türk-Kürt, Türk-Kürt”; “Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Abaza’sıyla...” diye diye ülkeyi bölünmenin eşiğine sürüklemiş olmaları yetmiyormuş gibi malum çevreler şimdi de “Alevî-Sünnî, Alevî-Sünnî” diye diye yeni bir sorun üretmek için kolları sıvamış durumdalar. Nedir bu milletten alıp veremedikleri bilmem. Bu topraklar onları besleyip büyüttü. Bu toplum onları okutup üniversitelere hoca yaptı. Şükrünü eda etmeye çalışmak yerine, ülkeyi dînî ve etnik çatışmalara sürükleme gayretinden ne zevk alıyorlar acaba?.. Kürt açılımında maksatları (bölünme) gerçekleşmek üzere... Sıra Alevi açılımında...
Neymiş efendim, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Alevî sorununun çözümü noktasında devrim niteliğinde bir söz söylemiş. Diyanet İşleri Başkanı ne söylemiş olabilir diye biz de merak ediyoruz.
Başkanın söylediği şuymuş: “Herhangi bir inanç grubu kendini nasıl tanımlıyorsa, içinde inancın gereklerini yerine getirmek için toplandığı mekâna ne ad veriyorsa o öylece değerlendirilir.”
Bu sözün neresi devrim bilmiyorum. İslâm’ın eskiden beri prensibi ortada:
1- Dinde zorlama yoktur.
2- Senin dinin sana, benim dinim bana.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bu bilinen prensiplerin dışında farklı bir şey söylemiş değil. Ancak zat-ı muhterem kaşıyacak yeni bir yara arıyor olmalı ki söz konusu ifadeyi değişik yönlere çekme gayretinde.
Farklılıklar zenginliktir derler. Buna ben de inanıyorum. Toroslarda her iki tarafın da (onların ifadesiyle Alevî-Sünnî) kahvehanede beraber oturup sohbet ederken anlatıp gülüştükleri şu hikâyeyi dinledikten sonra bu inancım biraz daha güçlendi:
Hikâye bu ya; Hasan Amcanın katırı kış günü çamura batar. Hasan Amca  “Yetiş ya Ali” der. Katır debelenir ve biraz daha batar. Hasan Amca tekrar “Yetiş ya Ali” der, fakat durum yine aynıdır. Hasan Amca bu defa “Yetiş ya Muhammet” der. Ve katırın çamurdan kurtulduğunu görünce “Bu kış soğuğunda Ali çamura niye girsin de...” diye mırıldanır.
Gözlerimle şahit oldum, kahvehanede bunlar anlatılıyor, Hasan’ı da, Hüseyin’i de, Ahmet’i de Mahmut’u da dinliyor, gülüp eğleniyorlar. İşte zenginlik dediğimiz budur. Lakin siz “Alevî-Sünnî, Alevî-Sünnî” diye diye farklılıklarımızı “yara”ya çevirir sonra da kaşıya kaşıya kangrene dönüştürürseniz sizi nasıl iyi niyetli sayacağız?
Sözünü ettiğim diğer yazıda başka bir zat-ı muhterem Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan “Writing Religion: The Making of Turkish Alevi Islam” (Din Yazımı: Türk Alevi İslamı’nın Oluşumu) adlı İngilizce eseri tanıtıyor ve söz konusu eserin Türkçeye çevrilip önümüzdeki yıl Bilgi Üniversitesi tarafından yayınlanacağı müjdesini vererek ağzından baklayı çıkarıyor:
“....ne yazık ki Türk-İslâm sentezine dayalı kimlik politikaları topluma dayatılmaya hâlâ devam ediyor. Bunun kuşkusuz en açık göstergesi, Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla devletin dini tekelinde ve denetimi altında tutması.”
Bana sorarsanız yazarların görevi; topluma rehberlik etmek, sorunların çözümüne kalemleriyle katkı sağlamak, böylece daha rahat ve daha huzurlu bir ortamın oluşmasına vesile olmaktır. Oysa bizim yazar-çizer takımı -istisnalar kaideyi bozmaz- âdetâ sorun üretme makinesi gibi çalışıyor. Allah encamımızı hayır eylesin...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş