Soruşturulması caiz olmayan iki general

İsrafil K.KUMBASAR

Köy evlerine yeni bir gelin geldiğinde ne olur bilirsiniz.
Bir kaç gün ‘tezek kokusu’ nedeniyle burnunu tutarak yürüdükten sonra,  “Bu böyle olmayacak” deyip, aşı boyalı, taş duvarlı, ahşap tavanlı evi temizlemeye koyulur. Camlar silinir, kapılar, eşikler, terekler, ocak başları arap sabunuyla iyice bir ovulur.
İlerleyen günlerde taze gelin, burnunun artık ‘kokuya alıştığını’farketmez bile. Ama burnu bir karış havada mırıldanır
durur:
- “Ben geldim de, temizlik gördüler. Neydi o öyle her yerdeki tezek
kokusu.”
Bir de çeri çöpü ‘halının altına’ süpüren türleri vardır gelinlerin.
İşleri biran önce bitirebilmek için orta yerdekileri alelacele bir tarafa tıkıştırırlar, tozu toprağı da ustaca bir çalımla kilimlerin altına itelerler.
Görüntüyü kurtarırlar, ama kül yutmaz ihtiyarlar nezdinde beş paralık itibarları yoktur.
Daha başka türlü gelinler de vardır elbet.
Kimileri mutfakta, kimileri de daha başka işlerde mahirdirler.
Kimilerinin ise hiçbir yetenekleri yoktur, amma ‘dilleriyle’ sürekli gündemde
kalırlar.
‘Şirinlikler’ yaparak, ‘taklalar’ atarak açıklarını örtmeye çalışırlar.

***


Devr-i AKP iktidarındaki en baba iddia, herşeyin ‘şeffaf’ olacağı yönündeydi.
‘Kara kutu’ devlet gidecek, yerine ‘vatandaşı gözeten’ bir yapı gelecekti. ‘Adalet’ dağıtılarak, ‘kalkınma’ sağlanarak, müreffeh bir ülkeye ulaşılacaktı.
Oldu mu?
Evet oldu. ‘Mutluk azınlık’ dedikleri türden yeni bir sınıf oluşturuldu
elhamdülillah.
Attıkları adımlara, tuttukları yola bakınca anlıyorsunuz ki bunları ‘adalete’ sevk eden gerçekte ‘kendi kafalarındaki’ düzen falan değil.
Dünyayı ‘farklı bir formata’ sokmak isteyenlerin siparişi üzerine hareket ediyorlar. O formata kim ‘kafa tutmaya’ kalkışıyorsa  anında kendini adaletin karşısında buluyor.
Gölgelerin imparatoru, sadece ‘siparişi layıkı ile yerine getirecek’ birilerini arıyormuş meğer.
28 Şubat numarasıyla ‘uygun ortam’ oluşturuldu ve belli ki yıllardır izlenen, ‘şablona tam oturacak’ tiplerin önü açıldı.
Bir taşla iki kuş. Hem ‘yeni formata’karşı çıkan bir iktidar alaşağı edildi, hem de ‘işlerine gelecek’ bir iktidarın yapı taşları yerine konuldu.
Anlaşılmayan ise 28 Şubat’a diş bileyip, onu ‘sömüre sömüre’ bugünlere gelenlerin takındığı tutumdur.

***


- “Çevik Bir ve Yaşar Büyükanıt hâlâ dışarıda, onlar için soruşturma niye yok?”
Bu soruyu gündeme getirenlerin tezi şu:
Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt arasında Dolmabahçe’de yapılan görüşme, bir dönüm noktası. O görüşmenin taraflarından biri olan Büyükanıt yargı önüne çıkarılırsa birçok şey aydınlığa kavuşacak. Ama ‘bir takım sırlar’ da deşifre olacak.
O yüzden Büyükanıt rahat.
Peki bu teze inananlar, haksız mı?
Bütün zamanların darbecileri için aslan kesilenler, neden iş Çevir Bir ve Yaşar Büyükanıt’a gelince kuzu kalıyorlar?
Neden bu tür sorular karşısında dillerini yutuyorlar, her iki generalin ismi gündeme geldiğinde bile hemen küplere biniyorlar?
Nitekim, iktidarın fikir babalarından Prof. Burhan Kuzu, kendisine bu mealde yöneltilen soruyla ilgili olarak şöyle çıkışıyordu:
- “Bana ne ulan, elinde bilgi, belge varsa git savcıya ver. Başbakan mı koruyor onları?”
Dikkat ediniz, bir hukukçu olarak “Elimizde bilgi belge yok, bu işi kovalayacak olan yargıdır” diyemiyor.
Direkt “Bana ne ulan” diye giriyor lafa.

***


Vatandaş olarak önümüzde iki seçenek var:
Ya gerçekten iktidar sahiplerinin Çevik Bir ve Yaşar Büyükanıt ile herhangi bir ilgileri olmadığına inanacağız, ya da iktidarlarını ‘onlara borçlu’ olduklarını düşüneceğiz.
Yoksa bu hırçınlıkları, bu laf geçiştirmeleri nasıl izah edebiliriz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş