Sosyal dayanışma...

A+A-
Ahmet SEVGİ

İnsan sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşayamaz. Kendi kendine bütün ihtiyaçlarını temine muktedir değildir. Dolayısıyla, tarih boyunca o hep cemiyetler halinde yaşamıştır. Bu cemiyetler incelendiğinde fertlerin cemiyete, cemiyetin de fertlere karşı birtakım görev ve sorumlulukları olduğu, cemiyetin ancak bu içtimaî dayanışma sayesinde ayakta durduğu görülür. Peygamberimiz bu sosyal dayanışmayı şu hadisi şeriflerinde açıkça beyan ediyor: “Bir mümin diğer bir mümin için bir kısmı diğer kısımlara bağlayan bir bina (nın tuğlaları) gibidir.”
Hadisi şeriften da anlaşılacağı üzere, ister fakir ister zengin, ister çiftçi ister çoban, ister âmir ister memur... ne olursa olsun insanlar hayatın her alanında birbirlerine muhtaçtırlar. Bir ekmeğin ekmek haline gelinceye kadar geçirdiği safhaları ve gerektirdiği insan gücünü yahut birkaç gün alış veriş merkezleri ve fırınların kapalı kaldığını düşünmek bile insanların birbirlerine ne kadar muhtaç olduklarını anlamaya kâfidir.
Bu açık hakikate rağmen fertler birbirlerinin cemiyete olan katkılarını inkâr eder ve birbirlerine tepeden bakarlarsa, mesela; zengin benim param var, kimseye muhtaç değilim, ihtiyaçlarımı nereden olsa temin ederim diyerek fakir fukarayı hor görecek olursa, cemiyet bünyesini bir binanın tuğlaları misali ören fertler birbirine düşer. Kişiler arasındaki saygı ve sevgi, yerini kin ve nefrete bırakır. Cemiyette huzur ve sükûn kalmaz. Huzur ve refah içinde yaşayabilmemiz için herkesin hakkına saygı ve alın terine hürmet etmek zorundayız.
Bazı insanlar çeşitli sebeplerle cemiyete olan görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyecek durumda olabilirler. Bunlar daha çok yoksullar, hastalar, felaketzedeler, sakatlar, kimsesiz yaşlılar, terkedilmiş çocuklar... gibi güçsüz ve âciz kişilerdir. Bu tip insanların yardımına koşmak ve acılarını paylaşmak insan olmanın tabii bir gereğidir. Nitekim Peygamberimiz: “Zayıflarınız hakkında bana başvurunuz. Zayıflarınıza hemen yardım ediniz.” buyuruyor. Bir başka hadiste de: “Bir mahallede bir tek fakir varsa orda zengin yok demektir” buyrulmaktadır.
Zaten dinimize göre mülkün gerçek sahibi Allah’tır. Allah mülkün tasarrufunu birtakım şartlarla insanlara bırakmıştır. Bu şartlardan biri de ihtiyaç sahiplerine yardım etmektir. Özellikle doğal âfetlerde ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmak öncelikle bir vatandaşlık borcumuzdur.
Yüce dinimiz İslâmiyet, düzenli bir cemiyet için gerekli olan dayanışma ve yardımlaşmanın maddî mânevî bütün yollarını göstermiştir. Bize düşen görev bu aydınlık yolda yürüyerek yaraları bir an önce sarmak olmalıdır. Sanırım bu günler, söz konusu hasletlerimizi daha canlı tutma zamanıdır.
Yazımı Sâdî’nin o meşhur sözüyle tamamlıyorum:
“İnsanoğlu bir vücudun âzâları gibidir. Çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır. Vücudun bir yerinde bir dert, bir ağrı hâsıl olursa diğer âzâların kararı kalmaz. Onlar da rahatsız olur. Sen ki başkalarının mihnetinden keder duymuyorsun, sana insan demek yakışmaz...”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları