Stratejik miyopluk ve Barzani referandumu

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bir milletin kaderini elinde bulunduranlara iki göz yetmez...

Milletin kaderine hükmedenlerin; yalnız gündüzleri değil geceleri de yalnız yakınları değil uzakları da yalnız bugünleri değil yarınları da yönetmek gibi bir görevleri vardır.

Bu yüzden olacak atalar herkesten çok yönetimdekiler için "göz o ki dağın arkasını göre... akıl o ki başa geleni bile..." demişlerdir.

Stratejik liderin gözleri daima ufuk çizgisinde olur.

O, olana değil olması muhtemel olacağa bakar!

Düşmanı ve dostu tanımamak!

Başarıyı proaktif düşünmek, düşman niyetlerini kavramak ve ön alıcı davranmak sağlar.

Ancak her şeyden önce düşmanı ve niyetini anlamak stratejik önem taşır..

Binlerce yıl öncesinden Sun Tzu bunun formülünü vermiştir.

"Düşmanı ve kendinizi iyi tanıyorsanız, yüzlerce savaşa bile girseniz her girdiğiniz savaştan zaferle çıkarsınız.

Kendinizi tanıyıp, düşmanı tanımıyorsanız, kazanacağınız her zafere karşın yenilgiyle de tanışabilirsiniz.

Ne kendinizi ne de düşmanı tanımıyorsanız, sizin için her savaşta yenilgi kaçınılmaz olacaktır".

Stratejik miyopluk!

Siz "kırmızı renkli diplomatik pasaport" veriyorsunuz, dünyayla iletişimini sağlıyorsunuz!

Adam, 'siz Kerkük derseniz biz de Diyarbakır deriz' diye açıkça meydan okuyor!

Adam, Talabani ile birlikte "Türkiye'ye bir Kürt kedisi dahi teslim etmeyiz" diyor.

Siz adamı Diyarbakır'a getirip onunla birlikte miting yapıyor, "megri, megri" şarkılarını söylüyorsunuz!

Adamın peşmergeleri Kerkük'e giriyor ilk iş olarak "tapu dairesini" yağmalıyor, Türkmenleri göç ettiriyor, siz adamın petrolünü Türkiye'den dağıtmasına ön ayak oluyorsunuz!

Yetmiyor taraftarlarınıza "Seninle Türkiye gurur duyuyor" diye kurultayınızda slogan attırıyorsunuz!

Referandum öncesi, Türkiye'ye davet ediyor, Kerkük'ten önce Barzani'nin flamasını İstanbul'da göndere çekiyorsunuz.

Bütün bunları ancak dost ve düşmanı tanımayan, burnunun dahi ucunu göremeyen stratejik miyoplar yapar.

Sevr'den 2017 referandumuna!

Sevr Antlaşması'nın 62 ve 63. maddesine göre Türkiye, müttefiklerce yani İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından hazırlanacak Kürtlerle ilgili yerel özerklik planını "kabul etmeyi ve yerine getirmeyi baştan yükümleniyor".

İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecektir.

Ancak tarih şuurunu yitirmişler tarihin sunduğu bu gerçeği göz ardı ederler.

2017 yılında Sevr, referandum olmuş Türkiye'nin karşısına gelmiş dikilmiştir.

Bu işin burada biteceğini, Kuzey Irak'la sınırlı olduğunu sananlar ise tarihin verdiği dersi almayanlardır.

Tarihten alınamayan dersler!

Türkiye'yi on beş yıldır yöneten iktidar Annan Planı'yla Kıbrıs sorununu çözeceğine inanmıştı.

Kıbrıs'ta "çözümsüzlük çözüm değildir" ilkelliğini ilke olarak almış, "bir adım önde olmak" akılsızlığını da akıl edinmişlerdi.

Çözüm süreciyle PKK'ya silah bıraktıracağını sanmışlardı.

"Analar ağlamasın" adlı sloganla "akil adam" harekâtı başlatmışlar, halkın aklını ve algısını yönetmeye kalkmışlardı.

Zürih'te Ermenilerle protokol imzalayarak 'yüz yıllık tarihi sorunu tarihte bırakacaklarını' iddia etmişlerdi.

Bu politikaların tamamı hem iflas etmiş hem de Türkiye aleyhine sonuçlar doğurmuştur.

Dün Sevr'den ders alamayanlar bugün tarihin kendilerine verdiği dersi de hâlâ  alamamışlardır.

Sevr'e kulak asmayanlar Birinci Körfez Savaşı sırasında bir ABD'li subayın bir Türk gazeteciye şu söylediklerine elbet kulak asmayacaklardır.

"Biz savaştan sonra buralardan çekileceğiz. Geride bıraktığımız silahlar özellikle kuzeyde Kürtler tarafından ele geçirilecek. Silahlanan Kürtler, Türkiye'den toprak isteyecek. Ya istedikleri toprakları vereceksiniz ya da savaşacaksınız!"

Yeterince açık değil mi?

AKP iktidarı 14 yıllık ömrünü çözüm merdivenine tırmanmakla geçirmiş,  tırmanma sonunda yanlış duvarın üstüne çıktıklarını hâlâ fark edememişlerdir.

Stratejik miyopluk böyle bir şeydir.

  • Yorumlar 14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları