Suç ve ceza!

A+A-
Altemur KILIÇ

Sevgili okuyucularım; kişisel sorunlarımı köşeme taşımak itiyadım değildir.  Ancak, bugün sizlerle paylaşmak istediğim, ilginç bir olay, bir sorun var! 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yeniçağ gazetesinde 14 Mayıs 2004’te çıkan yazımda, kendisine  “pervasız kabadayı”  dediğim için, Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde; Yeniçağ’ı yayınlayan A Yayıncılık A.Ş, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Osman Tığraklı ve benim aleyhimde tazminat davası açtı ve Mahkeme bizi 10.000 YTL tazminat ödemeye mahkum etti...Fakat sonra Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararı bozdu, 24 Mayıs 2007 tarihinde 14. Asliye Hukuk Mahkemesi de bu karara uydu. Böylelikle  “pervasız kabadayı” demenin suç olmadığı hususunda bir kaziyei muhkeme -içtihat- oluştu. Ben de böylece aklandığımı sanıyordum...Meğer yanılmışım.  Avukatlarımıza verdiğim vekaletnamede, bir şekil hatası olmuş, bu yüzden Yargıtay’ın bozma kararına ben dahil  edilmemişim!  Erdoğan’ın avukatları da bu şekil boşluğundan yararlanarak, kaybetmeleriyle sonuçlanmış bu davanın peşine, benim üzerimden,  düşmüşler. Vekaletnamemin eksikliği bahane edilerek kararın benim adıma temyiz edilmediğinden yola çıkıp hakkımda tazminatı kesinleştirmişler. Faizleriyle birlikte 20.000 YTL’yi aşan tazminatı ödemeye beni mahkum etmişler! Avukatlarımız, bu konuda Yargıtay’ın içtihat kararı olduğuna dayanarak bu sefer doğru vekaletname ile, “pervasız kabadayı” demenin suç olmadığı hususunda içtihat olduğu inancıyla Yargıtay’a başvurmuşlar!
 Yargıtay’ın, 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin önceki kararı, kaziyei muhkeme olduğuna göre, bozulacağı muhakkak sayılırdı. Ama öyle olmadı; Yargıtay 4. Dairesi bu kez avukatlarımızın konuyla ilgili açtığı “yargılamanın iadesi” davasını reddetti.
Kısacası Yargıtay; önce, “pervasız kabadayı” demenin suç olmadığına karar verip davayı Yeniçağ ve sorumlu yazıişleri yönünden reddediyor; sonra, vekaletnamemin eksikliğinden yola çıkarak beni mahkum ettirmeyi başaran Erdoğan’ın avukatının -davayı kaybetmiş olmasına rağmen- talep ettiği tazminatı ödememe hükmediyor. “Pervasız kabadayı” demenin suç olmadığı Yargıtay tarafından hükme bağlanmış olduktan sonra benim aynı söz dolayısıyla tazminat ödemeye mahkum edilmemin akla mantığa uyan bir tarafı olabilir mi?..
Zaten “suç”  denilen şey ortadan kalkmış olmuyor mu? Yargıtay kararıyla suç olduğu iddia edilen bir sözün suç olmadığı tescil edilmişken, bir takım hukuki şekil hatalarından yola çıkarak beni aynı sözle suçlu kabul edip cezalandırmak niye? Ve bu gelişmeler sonrasında banka hesabıma, buraya yatırılacak emekli maaşına haciz kondu! Ben Başbakan Erdoğan’ın kaybedilmiş bir davanın peşine düşerek bir gazeteciden tazminat almak için uğraşacak derecede sağduyusunu kaybettiğini düşünmek dahi istemiyorum. Bunu, olsa olsa auta çıkmış   topu bir şekilde oyuna sokarak gol atan “becerikli”  avukatının meslek hırsına bağlıyorum.
Şimdi buradan siz okuyucularıma, bilumum hukuk profesörlerine ve asıl sayın Yargıtay Başkanı’na, Yargıtay Başsavcısı’na ve kararı tasdik eden 4. Daire’nin sayın Başkanına, belki de, haddim olmayarak soruyorum; lütfen beni bu başıma gelen konusunda aydınlatınız. Bu bariz bir çelişkiden öte, açık bir hukuk hatası ve adaletsizlik değil mi? Bu noktada kimi kime şikayet edeyim?
AİHM’e başvursam, herhalde haklı çıkarım, ancak bir Türk yargısının kararının asla yabancılarla paylaşılmaması gerektiğine inanmış  Türk milliyetçisi olarak yabancı mahkemeye asla  başvurmam...
Tashihi karar davası açsam, harç masraflarını ödesem de, neticede belki aylar, yıllar sonra kazansam da, bu sırada çektiklerim ne olacak? Hem bu yaşımda, arkamda kalacaklara bu yükü bırakmak istemem! Şimdi, mağduriyetim  konusunda müracaat edebileceğim, şikayetçi olacağım Allah’tan başka, hangi Yüksek Yargı mercii vardır... Lütfen birisi söylesin!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları