Suçluyorum

Altemur KILIÇ

Fransa’da1894’de, Yüzbaşı Alfred Dreyfüs casuslukla suçlanmış,  yargılanmış, mahkûm olmuş, 12 yıl Guyana’da “Şeytan Adasında” yatmıştı. Sonra, 1898’de ünlü yazar Emile Zola, Aurore gazetesinde “J” accuse” başlıklı bir makale yazdı, dava yeniden açıldı ve neticede Dreyfüs hakkındaki iddiaların düzmece; komplo olduğu ortaya çıktı ve aklandı... 1896’da mahkûm olunca, Dreyfüs’ün törenle kırılan kılıcı, sökülen apoletleri 1906’da da gene törenle iade edildi. Yüzbaşı orduya döndü. Dünya savaşında Yarbay rütbesiyle hizmet etti!.. Yıllar ve ne acılardan sonra çok geç kalan bir adalet!
Ben, Emile Zola değilim, hukukçu değilim, değirmenlere saldırmaya kalkan bir Don Kişot da hiç değilim; sade bir yazarım... Fakat şimdi, isyan ediyor ve “suçluyorum”! 21. yüzyılda, Türkiye’de “Silivri” bir “şeytan adası”. İçinde birçok asker, sivil “Dreyfüsler” yıllarca, aylarca, eşlerinden, çocuklarından ayrı ve masumiyet karinesine rağmen, “peşinen cezalı” yatıyorlar! 
13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tahliye taleplerini oy çokluğuyla Mahkeme Başkanının olumlu oyuna rağmen ret etti!
536 gündür yatan Balbay’ın, Bilmem kaç gündür yatan Özkan’ın taleplerini ret gerekçesi nedir? Kaçma ihtimali mi, delilleri saklamaları şüphesi mi? “Geciken adalet, adalet değildir” derler. Sonunda aklansalar ki eğer bu ülkede, hâlâ bağımsız mahkemeler, adaleti yerine getirecek yüksek yargıçlar kalmışsa, post-modern Şeytan Adasında yatanların çoğu aklanacaklar... Ama kaç yıl sonra ve neler pahasına? Kimse, hatta yargıçlar bilemiyor! İddianameler, binlerce klasör; en güçlü bilgisayarın bile içinden çıkamayacağı kadar! Bu davaların üç yıldan otuz yıla kadar süreceğini söyleyenler var! Dile kolay, akla zarar! 
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bile, bu durum karşısında, nihayet isyan etmiş “Bu feryatlara kulak vermeli” demişti. Bunun üzerine Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “kulak vermiş” ve bakın ne demiş: “Binlerce sayfalık iddianame var, ekler var. Tüm bunları bilmeden yapılan iki tane somut olayı örnek göstererek, (bunlar artık çok oldu, bunların artık salıverilmesi ya da tutuklanması lazım) gibi değerlendirmeler, o yargılamayı yapan mahkemelere etki yapmaktır”. Bu sözlere ne demeli? Böylesine adalete böyle bir bakan... Böyle bir bakana böylesine adalet!


Mahkemeler...

Ortaçağlarda, İspanya’da ve İtalya’da Engizisyon Mahkemeleri vardı. Çağımızda Rusya’da ÇEKA, Stalin’in “Halk Mahkemeleri”, Hitlerin sanıkları, generalleri çengellere asarak idam eden özel mahkemeler vardı... Artık o devirlerin kapandığı, hiç bir demokratik ülkede bunların yaşanmayacağı düşünülürdü... Meğer yanılmışız!
  Evet, Silivri “peşin mahkûmlarının” çoğu, yıllarca sonra olsa da bağımsız Türk Mahkemeleri ve Yüksek Mahkemeleri tarafından aklanırlar! Aklanmasalar da, Adalet Bakanımıza bağlı olmayan, uluslararası bir merci var: AİHM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Bu mahkeme de muhakkak bariz hukuk ihlallerinden dolayı, Silivri “peşin” hükümlerini bozar... Fakat doğrusu, benim milliyetçi gönlüm, bu davanın, uluslararası bir merciye götürülmesine, Türklerin yabancılar tarafından “kurtarılmalarına” razı değil! 
Evet, çoğu orada veya burada, aklanacaklar... Ama neye yarar.... Onlara kaybettiklerini kim geri verecek? Devlet “Pardon” derse yetecek mi?
Bunun için de ben buradan köşemden soruyor ve naçizane suçluyorum; bu davaların “fahri savcısı, makamı gereği,  “artık yetti” diyemeyen Cumhurbaşkanını... Adalet Bakanını ve “Korku İmparatorluğunun” arkasında, derinliklerinde kimler varsa, onları da suçluyorum. Bu açık facia karşısında, “Bana ne” diyenleri, suçluyorum. “Hepimiz Hrant Dink’iz” diye sokaklara dökülen, fakat “Hepimiz Balbay’ız, Özkan’ız” diye bağırmayan, Kürtlerin,  Ermenilerin hakları diye dövünen, Orhan Pamuk’u savunmak için bir yerlerini yırtanları fakat Silivri’dekilerin hakları için, “kuzular kadar sessiz” kalan yazarları, sanatçıları da suçluyorum!
Son merci olan Allah’a sığınıyorum. Tövbe; O’nu suçlamak aklıma gelmez, gücüm yetmez ama adaleti neden bu kadar geç kaldı? Biliyorum bu suçladıklarım hesabını ahrette, Senin Yüksek Mahkemende muhakkak vereceklerdir ama o zamana kadar, Balbay’ın, Özkan’ın çektikleri, hangi kitabına yazılacak?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş