Süheyl Batum’un hatırlattıkları

A+A-
Afet ILGAZ

Bir toplantı. Polisler oturmuş Başbakanı dinliyorlar. Ben de bir cümlesinin yarısını dinlemek zorunda kaldım. Güvenlik güçleri arasında bir ayrım yapmadıklarını ve onlara hakaret edici şeyler söylenmesine izin vermeyeceklerini anlatıyordu. Lafı gene Süheyl Batum’a getirecekti, acele o kanaldan ayrıldım. Aklıma Deniz Kuvvetlerinden intihar eden subaylar geldi. En son Ali Tatar için bir tören yapılmıştı. Resmi, gözlerimin önünde. Kaç tane subayımız bir hiç yüzünden ve kendi şerefleri, aile şerefleri tahrip edildiği için intihar etmişlerdi.
İntiharı hep zor bir eylem olarak düşünürüm. Büyük cesaret ister ve büyük yıkıntıyla gelir. İnsanın aklını başından alacak derecede büyük bir yıkıntı. “Asker”e yapılan büyük saldırıların cereyan ettiği geçen üç yıl yılda bunun çok acı örneklerini gördük.
Süheyl Batum, “kâğıttan kaplan” demekle kendi seçkin kişiliğine uygun düşmeyen bir benzetmeyi kullanmış oldu ama bilinçaltında o acı intiharların yattığı muhakkaktı.
Ordumuzun PKK mücadelesiyle tanınan en seçkin subaylarının hâlâ içerde olduğunu da bilinçaltının karanlıkları ona hatırlatıyordu hiç şüphesiz. Fuhuş isnadı yapılan iddianameye o isimlerin sehven sokulduğu iddia edilmişti. Teğmenin cep telefonuna da sehven başka isimler, başka numaralar kaydedilmişti. Yapma bombalar ve yapay şahitlerle ordumuza büyük acılar çektirildi. Süheyl Bey’in buna dair eleştiriler yapması çok doğaldı da o ne idügü belirsiz kâğıttan kaplan sözlerini kullanmamalıydı. Çünkü onun kişiliğindeki üstelik Anayasa profesörü unvanı taşıyan birine uygun düşmüyordu.
Onu ilk “367” olayında konuşurken tanımıştık. Bilgili, doğru ve cesurdu. Sonradan özür dilemesi de meseleyi kapatmaya yetmeliydi ama öyle bir iktidarın gölgesinde yaşıyoruz ki, insana hiçbir iyi şey olmayacakmış gibi geliyor.


Bir kadın öldü diyeler...
Bir evde bir kadın öldü. Sonradan çıkan söylentilere bakılırsa, o gece kadının çığlıkları duyulmuş ve ertesi gün de evde dağıtılmış eşyalar görülmüş.
Siz en mahrem şeyleri gülerek, açık saçık söyler ve bunu yaygınlaştırırsanız, kadını sadece bir “fantezi aracı” olarak düşünür ve kullanırsanız bir gün sizin evlerinizin birinde bir kadın ölür, anlayamazsınız.


Bilgisayar ve Ben
1959’da başladım daktiloyla yazılarımı yazmaya. Öyle tutucu idim ki “a” klavyeli olan o daktilonunkinden başka klavye kullanamadım. Sonradan aldığım yazı makinelerindeki klavyeleri de “a”ya çevirtiyordum.
Bu yüzden bilgisayara da alışamadım. Biraz alıştım, o da çat çut. Konsantre olamıyorum bilgisayarda yazarken. Karşımda bir adam var gibi geliyor. Daktilonun özgürlüğünü buna değişemiyorum. Bu yüzden de faksla yolladığım metinler yazılırken çeşitli hatalar oluyor. Mesela “halk hareketleri” “halk hareketlendirmeleri” oluyor ve ben kara yasa oturuyorum. Okuyucularım, bu işi düzeltme adına bir yöntem geliştireceğimiz günlere kadar, beni hoş görsünler. İnanın, ben Türkçe biliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları