Şükürler olsun!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Erdoğan’ın Türk Kurultayı’ndaki konuşmasını yorumlayan Nazif Okumuş, hayretini “Aaa Türkçü Başbakan!” yazısıyla dile getirdi

Biliyor musunuz, “Türk” yerine “Türkiyeli” kelimesini kullanmaya özen gösteren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, adı ve işlevi “Türk” olan kurultaya katıldı.
Duyduk duymadık demeyin sakın; Bakü’de yapılan bu kurultaydaki konuşmasında da, Irak’taki Türkmenleri ve KKTC’de izolasyonlarla yıllardır süren haksızlığı kimsenin dile getirmediğini savundu Erdoğan.
Ve yine sıkı durun; kısacası Türk Dünyası Kurultayı diye anılan “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı” nın 11’incisinin açılışında da ayrıca ne yaptı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı biliyor musunuz!
Örs’te demir dövdü
Türkler’in Ergenekon’dan çıkışını temsilen demir dövdü, demir! Örsün üzerindeki demiri, elindeki çekiçle döverek, Türk Milleti’nin insanlık sahnesine yeniden çıkışını canlandırdı Başbakanımız!
Bu işleri yaparken, yanında bulunan ve kendisi gibi örste demir dövenlerden biri de KKTC Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Mehmet Ali Talat’tı. Mehmetçiğin Kıbrıs’taki varlığından rahatsızlığını dile getirip siyaset yaparak bugünlere kadar gelen Mehmet Ali Talat da, Türkiye Başbakan’ı gibi, Türklüğünü hatırlayıp Rum şantajına boyun eğilmemesini istedi.
Türkeş’e teşekkür 
Hayrettir; fikir babası merhum Alparslan Türkeş olan Türk Dünyası Kurultayı’nda Türkeş ile bu yıl ev sahibi konumundaki Azerbaycan’ın merhum lideri Haydar Aliyev’i de, Türk dünyasına emeklerinden ötürü teşekkürle andı Recep Tayyip Erdoğan, Konuşmasında dikkat çeken bir-iki cümlesi ise şöyleydi:
 “Bugünkü dünya düzeninde başarıyı yakalayabilmenin yolu, tam işbirliği ve dayanışmadan geçmektedir. Yoksa, bizi lime lime ederler. Nasıl ki İngilizce konuşan ülkeler, Fransızca konuşan ülkeler, İspanyolca konuşan ülkeler kendi içlerinde aynı dil ve kültür etrafında bir araya geliyorlarsa, bizler de dış politikada böyle bir yapıyı oluşturabiliriz.
* Nazif Okumuş / Takvim


Kim bu kıymetli kişiler?
Denktaş döneminde çok sayıda T.C. vatandaşına KKTC vatandaşlığı, pasaportu verildi.
KKTC’de bunların önemli kısmını iptal eden yeni bir mahkeme kararıyla konu yine gündeme geldi. Hürriyet “Jak Kamhi’ye ayıp” ı iki gün manşetten işledi.
Ama başka kimlerinki iptal edilmiş, öğrenemedik.
KKTC Başbakanı Soyer, “Çok kişiye kanuni temeli olmadan vatandaşlık dağıtılmış. İptal için mahkemeye gidildi. Kamhi’ye karşı özel uygulama olmadı. Arada birçok kıymetli insan da Kıbrıs vatandaşlığından çıkartılmış oldu” demiş.
KKTC Başbakanı, Kamhi dışında “birçok kıymetli insan” ın kimler olduğunu, içlerinden bir ikinci ismi dahi açıklamamış.
Açıkçası, manşet haber de merak etmemişi sormamış, araştırmamış, yazmamış:
 “Hatadan dönülünce” hangi “kıymetli insanlar” KKTC’den “yeniden vatandaşlık” ile pasaport alacak?
 “Kıymetli insanlar” ın bir kısmı daha önce de merak konusu olmuştu.
Hürriyet’ten Akşam’a geçmiş olan Serdar Turgut, 2004 Şubatında birkaç yazıda ısrarla “KKTC pasaportuna sahip gazeteciler, yazarlar, yayın yönetmenleri var mı? Kimler?” diye sormuş, “iyi bilgilere sahip” olduğunu belirtmiş ama isim vermemişti.
Turgut, Kıbrıs’ta referandum öncesinde, pasaportlar ile “Annan Planı” nı destekleyenler ve birleşme olursa AB pasaportu edinme arasında bağlantı kurmuştu.
Turgut artık yayın yönetmeni. Herhalde “Tek yoruma, tek habere güvenmeyin” demez şimdi. Zaten öyle denemez asla.
Ama madem Hürriyet önayak oldu, arka ayakları da bekleriz:
Kim bu kıymetli insanlar? Kim bu kıymetli gazeteciler, yönetmenler, yazarlar? Kimler vatandaş yapıldı, kimler mahkeme kararıyla atıldı, kimler yeniden KKTC’li olacak?
Sadece Jak Kamhi midir bu büyük mesele!
* Umur Talu / Sabah

GÜNÜN SORUSU
DTP’nin kapatılması için dava açılmasını doğru
bulmadığını söylemek; üstelik bunu resmi sıfat taşıyan ağızlarla açıklamak. Bunu yapanlar, düştükleri durumun, hatta durumların farkındalar mı acaba?
* Mümtaz Soysal / Cumhuriyet


Avcı kekliği
HÜLYA Avşar, Türk Max TV’de yaptığı programda konuk ettiği Profesör Erol Manisalı’ya sordu:
” Bana hiç ödül vermediler hocam... Acaba ben de Türkiye’yi kötüleyen bir film mi yapsam?
Profesör Erol Manisalı; Hülya Avşar’ı onaylayarak:
“Evet, işte o zaman ödülü alırsınız; Yabancı güçler sizi iktidara taşırlar, şirketlerinde yan işler verirler, Nobel’i bile layık görürüler. Yeter ki hizmet edin, sömürgecilere karşı çıkmayın” dedi
Hülya Avşar’ın iğneli sözleri ve Profesör Erol Manisalı’nın dolambaçsız cevabı, emperyalizmin bilinen çirkin yüzünü bir kere daha anlatmış oldu.
* * *
Yazar Mehmet Özet’in “Kınalı Keklik” adlı ilginç bir kitabı var.
Kınalı kekliğin ilginç bir hikáyesi var. Kitapta anlatılan öykü şöyle:
Osmanlı döneminde, adamın biri kuş satın almak için bir dükkána girer, dükkándaki kuşların ve kekliklerin fiyatını sorar.
Dükkán sahibi, kafesteki bir kınalı keklik için diğer kekliklerden çok daha fazla fiyat ister. Hemen hemen üç misli... Adam hayretle bunun nedenini sorar. Satıcı:
“Bu cinsin çok önemli bir özelliği vardır” der...
“Nedir bu önemli özellik?”
“Bu bir tuzak kuşudur. Kınalı keklik ötünce dağdaki bütün keklikler onun çevresinde toplanır. Avcılar, böylece keklikleri kolayca vurur. Bu yüzden kınalı keklik pahalıdır.”
Adam, kekliği satın alır ve dışarı çıkıp dükkánın önünde hemen kafasını koparır. Satıcı ve çevredekiler şaşırmış bir halde bunun sebebini sorarlar:
“Çok para verdiğin halde neden bu zavallı kuşu öldürdün?”
Adam, yüzünde beliren acı bir ifadeyle:
“Kınalı keklik, kendi ırkından olan kekliklerin, avcılar tarafından vurulmasına yardımcı oluyor. Bu kuş zavallı değil, haindir! Başka keklikler ölmesin diye onun boynunu kopardım” der.
* * *
Ülkemiz ne yazık ki böyle kınalı kekliklerle dolu. Bunların arasında ünlüsü ünsüzü, her cinsi var.
Yalnız Türkiye’de değil, bugüne kadar çeşitli ülkelerde kınalı keklikler gibi şakıyıp, çevrelerine sempatizanlar topladıktan sonra yabancı çıkarlarına hizmet eden bazı yazarlar Nobel Ödülü bile almadı mı?
Bu kınalı kekliklerden sakınmak, melodik seslerine kanmamak gerek!
* Rahmi Turan / Hürriyet


DTP parti değil PKK’dır
 Kendi kendime ikide bir soruyordum: ’Türkiye’de hukuk işlemiyor mu? Bu ülkede cumhuriyeti ve devleti korumaları gereken savcılar neredeler?’ Sorumun sebebi Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) yaptığı işlerdi. Biliyorsunuz; adamlar PKK’nın siyasetteki uzantıları gibi çalışıyorlar. Terör örgütüne tek laf ettikleri yok. Neden etsinler ki; DTP’liler meydanlarda terör elebaşısının posterleri ile dolaşmıyorlar mı? Bunlar, ’Biji Apo!’diye slogan atmıyorlar mı? DTP’li belediye başkanları öldürülen PKK’lı teröristlerin ailelelerine ’Biz, yanınızdayız!’anlamına gelen ziyaretler yapmıyorlar mı? Hatta DTP’li belediye terörist ölüleri için ’PKK şehitliği’ diye özel mezarlık düzenlemedi mi? DTP’nin içinde bulunanlardan bazıları PKK ile açıktan bağlantılı değil mi? Bunlar dağda terörist yetiştirenleri, şehirlerde PKK eylemleri yaparken yakalanıp hapse tıkılanları, ’Bağımsız’ aday gösterip TBMM’ye vekil olarak göndermediler mi?
Bunların sırtını sıvazladığı adamlar dağda oluk oluk asker kanı akıtmıyor mu? Devletine açıktan savaş açmış bir örgütün uzantısı; hangi Batılı ülkede böyle pervasızca siyaset yapabiliyor?
Buyursunlar; terörist yandaşları da bunlara siyasi-ideolojik destek veren liberel demokrat ve Amerikan İslamcısı tarikatçi takımı böyle bir ülke göstersinler.
Sonunda; Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya DTP hakkında kapatılma davası açtı. Geç bile kaldı...
Karşımızdaki çete; siyasi hakları kullanarak silahlı alanlar yaratmada ustalaşmış bir çetedir. Bu ekip; DTP adı altında kanundan kaçarak Güneydoğu’daki Kürt kökenli yurttaşlarımızı aldatmak peşindeki gayet bilinçli, gayet kararlı; bu uğurda ölümü göze almış bir ekiptir.
DTP siyaset yapmak için değil PKK’ya alan yaratmak ve militan derlemek üzere kurulmuş bir gizli organizasyondur.  Tekrar ediyorum: karşımızdaki DTP, PKK’ye moral ve militan üreten bir kuruluştur. Bu yüzden, anayasal güvencenin dışında tutulması gereken bir örgüttür.
* Rıza Zelyut / Güneş

Mumcu haklı çıktı
Rabıta örgütünün parasıyla yurtdışına gönderilenler devletin üst kademelerine yükseldi. Bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren yazarımız Uğur Mumcu, ana amacı “Müslüman ülkelerin İslamcı kurallara göre yönetilmesini sağlamak” olan Rabıta örgütüyle ilgili kitabında, Türkiye’den 73 din adamının bu örgütün parasıyla yurtdışında görevlendirildiğini belirtmişti. 20 yıl önce yapılan bu çalışmada adı geçenler arasında bugün rektör yardımcılığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nda daire başkanlığı, din ateşeliği gibi görevler üstlenenler bulunuyor.
Rabıta’nın sağladığı parayla 1981-1985 yılları arasında Almanya’daki bir camide imamlık yapan Alaaddin Şahin, geçen yıl İETT daire başkanlığına atandı. Yurdışına gönderildiğinde Denizli’de müftü yardımcısı olan Ramazan Yenidede, 1995 yılında Refah Partisi’nden milletvekili seçildi. 73 kişiden biri olan Sabahattin Karasu ise dini amaçlı örgütleri bir araya getiren Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nı kurdu.
* Işık Kansu /Cumhuriyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları