Süleyman Soylu'dan 'soyluca' bir hareket

İsrafil K.KUMBASAR

Süleyman Soylu, dinozorların ve ekabirlerin mesken tuttuğu bir arenada, yıldızı parlayan genç siyasetçilerden biridir.
‘38 yaşında’ Demokrat Parti’nin başına geçen Soylu, ortaya koyduğu üslupla kısa zamanda adından söz ettirmeye başladı.
‘Şeffaf bir yönetim’ parolası ile yola çıkan, partiye ‘kendi damgasını’ vuran, ‘harcamaları’ her ay düzenli olarak teşkilatla paylaşan Soylu, göreve başladığı günden itibaren bir gününü dahi parti genel merkezindeki odasında ‘boş oturarak’ geçirmedi.
Bulunduğu zemin ve şartlar içerisinde yapması gereken ne ise, hepsini yaptı.
15 ayda 230 bini ‘beyaz yürüyüş’ kapsamında olmak üzerine karadan toplam 260 bin kilometre yol kat eden, 29 Mart seçimleri öncesinde 33 gün içerisinde tam 54 il ve 474 ilçeye giden Soylu, valiler, belediye başkanları ve sivil toplum örgütleri ile bir araya geldi, gündüz saatleri yeterli gelmeyince ‘gece yarıları’ düzenlenen mitinglerde halka hitap ederek partisine destek istedi.
Ancak Soylu’nun bütün bu çabaları, ne yazık ki Süleyman Demirel’in, Tansu Çiller’in, Mehmet Ağar’ın milletin hafızasında bırakmış olduğu ‘enkazı’ gölgelemeye, ‘hasta kıratı’ ayağa kaldırmaya yetmedi.

* * *

Süleyman Soylu, tam rüştünü ispat edip, kendisini kabul ettirmeye başladığı bir anda, ‘genel başkanlıktan’ ayrılma kararı aldı.
Neden mi?
Çünkü, DP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduktan sonra, kendisine bir ‘çıta’ koymuştu.
Demişti ki:
- “İlk seçimde oylarını yüzde 5.4’ün üzerine çıkaramazsam, genel başkanlığı bırakacağım.”
DP, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Yalova ve birçok önemli ilçede belediye başkanlığını kazandı, ama ‘yüzde 5’in üzerine’ çıkamadı.
Hemen kameraların karşısına geçen Süleyman Soylu, aynen şu ifadeleri kullandı:
- “Seçim meydanlarında yüzde 5.4 oy alamazsam genel başkanlıktan ayrılacağıma dair söz vermiştim. En kısa zamanda olağanüstü kongreyi toplayıp, gereğini yerine getireceğim.”
Ve ekledi:
- “İnsanlar verdiği sözü tutmalı. Kararım kesindir. Yetkili kurullar kal dese de, Türkiye ayağa kalksa da artık kalamam.”

* * *


Ey Süleyman Soylu!..
Sen ‘soylu’ bir ‘Türk’ evladısın.
Türk töresinde verilen söz namustur.
‘Hangi bahane’ ile olursa olsun verilen sözden dönmek, hem ‘töreye’ ihanettir, hem de ‘namusu’ ayaklar altına almaktır.
Kongre gününe kadar, hiçbir ‘birikimleri’ ve ‘yetenekleri’ olmadığı halde, ‘ikbal’ planlarını sana yakın olma üzerine kurmuş olan birçok ‘dalkavuk’, kapında kuyruğa girip ‘timsah’ gözyaşları dökmeye başlayacaktır:
- “Aman efendim, bu millet balık hafızalıdır, verdiğin sözü kısa zamanda unutur. Memleketin sana büyük ihtiyacı var. Ne olur bizi boynu bükük bırakma. Sen gidersen halimiz nice olur.”
Sen sen ol, sakın ola dalkavukların kuyruk sallamalarına itibar etme.
Hele bir sözünün gereğini yerine getir.
Bugün ‘basireti bağlanmış’ olan millet, yarın bir gün nasıl olsa ‘değerini’ anlayacak, ihtiyaç hissettiği zaman seni yeniden ‘göreve’ çağıracak, ‘layık olduğun yere’ mutlaka getirecektir.

* * *


Milletin gözünün içine baka baka söz verip, sonra kıvırtmanın ‘dürüstlük’ sayıldığı, ‘kalleşliğin’, ‘namertliğin’, ‘ikiyüzlülüğün’, ‘kaypaklığın’, ‘yumuşaklığın’ kol gezdiği bir ortamda, hâlâ ‘sözünün eri’ bir babayiğidin olabileceğini ispat edeceğini biliyoruz.
Sana “güle güle” diyemiyoruz.
‘Er’ meydanına hoş geldin.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş