Sultanahmet'teki havuzdan cemre fotoğrafı

A+A-
Burhan AYERİ

Artvin-Şavşat'tan mesaj yollayan Osman Suner'le başlayacağım. Yazdıklarını birlikte okuyalım:

"Sayın hocam, İstanbul'u iyi tanıyorsunuz. Siyaset, sanat, spor, iş dünyasını da biliyorsunuz. Sizin bilgi, tecrübe ve hatıralarınızdan bir değil, epey kitap çıkar. Bu işe hemen başlayın. Üslubunuz çok güzel ve akıcı lütfen kitap hazırlayın. Zevk alarak okunur. Saygılarımla".

Öncelikle Suner'e teşekkür ediyorum. Bu konuda yazılı ve sözlü epey teşvik aldığımı belirteyim. Hatta bana destek olan kişilere ithafen bunlara "Hayri Köklü" ekolü diyorum. Genel Yayın Müdürümüzün falcılığı her gün daha ileri gidiyor. Okurlarıma, ilk kitabımın sonbaharda yayınlanacağı haberini verebilirim. Her şeyi ile Köklü ilgileniyor. Ben de sizlerle birlikte görme imkanı bulacağım.

Anılara devam

Özellikle meslektaşlarımın arzusu medya hatıralarıma devam etmem şeklinde. Köşemin takipçilerinden de bu eğilimde olanların sayısı hayli fazla. Bunlardan bir kaç tanesini sizlerle paylaşacağım. Allah sağlıklı uzun ömür versin Çolak Şevket -Uygun- fotoğrafımı en çok çeken kişidir. Her nedense öne çıkmama saplantım var. Bir örnek vermem gerekirse Yankı Dergisi'nin yıldönümü kutlamasını anlatabilirim. Çelik Gülersoy'u yardımlarından dolayı bir kez daha rahmetle anıyorum. Kurumuna bağlı mekanlardan Malta Köşkü'nü bize tahsis etti. Tercüman Grubu'nun tarihinde böylesi kutlama ilkti. Gerçekten muhteşem geçti. Pek çok Bakan dahil katılım oldu. Dergide epey yer ayırdık. Genel Yayın Müdürü'yüm ama benim doğru dürüst görüntüm yok. Ayıklama sırasında tesadüfen Kemal Ilıcak geldi. Resimleri karıştırdı, karıştırdı ve sonunda patladı; "Burhan yine saklanmışsın". Bunu kasıtlı yapmıyordum yapım böyle. Pasta kesilirken dahi gerilerden seyrettiğimi fark ettim. Benzeri durumlarda beni kurtaran hep Şevket olmuştur. Eğer bugün Demirel'le, Özal'la, Evren ve daha bir çok liderle resmim varsa Şevket Uygun'un sayesinde. Yıllar sonra bunu hatırlattığımda bana cevabı ilginç olmuştur; "Eee, bu doğal. İkimiz de Demirel'ciyiz".

Beni her zaman kurtaran Urfalı Şevket'e de epey oyun yaptım. Bir gün "Akşam üstü Yeşilköy'e gideceksin. Fransız devriminin liderlerinden Montesküyo geliyor. Air France'den inecek. Fotoğraflarını çekip döneceksin" dedim. İş devam ediyor. O, hareket saatini bekliyor. Devamlı olarak da beni kesiyor. "Acaba uyandı mı?" diye düşünmeye başladım. Bir süre sonra elinde görev kağıdıyla karşıma dikildi. "Müdür, ben Fransızca bilmem. Yerime Enver Ebcioğlu'nu göndersen. Malum Paris'te epey yaşadı" diye konuştu. Gazetenin bir başka muzuru Erkan Yiğit tezgahı bilenlerden. Bu konuşmayı duyunca, bastı kahkahayı. Ben de dayanamayıp ona katıldım. Şevket, süratle Ebcioğlu'na gidip, senaryoyu çözdü. Bozuldu ve bir süre benimle konuşmadı.

Şevket'in kini yoktur. Çok sürmeden yeniden muhabbete başladık. Sultanahmet'teki havuzdan "Cemrenin suya düşüş" resmini çekmesi görevini verdiğimde aramız yine açıldı.!

Şakanın böylesi

Hikmet Münir Ebcioğlu ve Fecri Ebcioğlu ailesinin bir başka ferdi Enver Ebcioğlu da bizimleydi. Uzun süre birlikte çalıştık. Daha o zamanlar 65'ini devirmişti. Fransa'da epey süre yaşadığından olacak "iyi solcuydu". Ne zaman takım gazetelerimin içinde Cumhuriyet'i bulamazsam bağırırdım; "Enver abi getir şunu". Tek kelime etmeden çekmecesinden çıkarır sessizce masamın köşesine bırakırdı. Bekir Aydın istihbarat şefi olunca emekli ol dedi, Enver Bey işlemlerini tamamlamaya çalışırken kalp krizi geçirip vefat etti. Hem de Babıali Yokuşu'nda.

Medyanın önemli isimlerinden Orhan Tahsin -Üzmez- Enver abiye takanlardandı. Onunla uğraşıp dururdu. Ebcioğlu'nun kızının doğum günü. Garibim çocuğuna buharlı ütü alıp paketletti. Orhan Tahsin gizlice bunu yürüttü. Ütüyü çıkarıp yerine tuğla koydu. Aynı şekilde ambalajladı. Sonradan öğreniyoruz; yaş gününde kıyamet kopuyor. Tabii ertesi gün de gazetede. Enver abi inatçı mı inatçı. Orhan Tahsin'le ölene kadar bir daha konuşmadı.

Madem Orhan Tahsin'den söz ettik bir anısını daha aktarayım. Tercüman Cağaloğlu'ndayken bir kaç binaya dağılmıştı. Onun başında bulunduğu magazin servisinde Abdullah Nebioğlu, Semih Yurga ve Ahmet Tanyolaç gibi arkadaşlarımız vardı. Bunları zaman zaman bina dışında tur atarken görürdüm, kar yağarken bile. "Hayrola" dediğimde "Orhan abinin yine misafiri var" cevabını alırdım. Bu ayrıcalıkla konukların tamamı sanat ve sahne dünyasının ünlüleri olurdu. Genelde de bayanlar. Orhan Tahsin'in de canı rahmet istedi sanırım...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları