Şura Şehirleri ve Türk Tarihinde Yazılamayanlar

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Erdoğan Aslıyüce, geçtiğimiz yıl “Türk Kurultayları”nın gelmişini, geçmişini, gelişimini, gelişemeyişini yazıp kitap etmişti. Böylece kayıt altına almış, derli toplu bir başvuru kaynağı haline getirmişti.
Aslıyüce, şimdi de Aydınlar Ocağı’nın çeşitli şehirlerde yaptığı şuraların öykülerini kaleme alıp kitap etmiş. Kitabın adı da içine uygun: “Şura Şehirleri.” 12 şehre gitmiş, buradaki şuralara katılmış Erdoğan Bey. Oradaki Aydınlar Ocağı yöneticilerinden söz ediyor öncelikle. Sonra o şehrin tarihine, doğasına sıra geliyor, bilgiler veriyor Evliya Çelebice. Ve şuralarda konuşulanlar ile sonuç bildirileri... Aydınlar Ocağı’nın kendi tarihini yeterince bilip bilmediğini bilmiyorum, yazılmış olduğunu da sanmıyorum. Aslıyüce’nin bu kitabı Aydınlar Ocakları’nın tarihine en büyük kanıt ve tanık. Bu kitabın önemini yeterince vurgulamak için, bazı ilginç alıntıları da sunmam gerek. İşte onlar:
-Ordu’da Türkiye’nin ilk köy gazetesi.
-Ordu’da camiden çıkanlardan hiçbirisi o tarihi caminin adını bilmiyorlar. En son birisi tuvaletçiye sorun diyor da tuvaletçi diyor adını.
-Sinop’ta Pontus’un ay yıldızlı bayrağı.
-Sahi ne oldu o FİSKOBİRLİK’e.
Aslıyüce dostumuz, iki kitap yollamış bana, biri bu “Şura Şehirleri” , öteki de  “Türk Tarihinde Yazılamayanlar” adını taşıyor, her ikisi de Yesevi Yayıncılık tarafından yayımlanmış. Türk Tarihinde Yazılamayanlar kitabında beni en çok etkileyen satırlar, rahmetli Elçibey’e dair olanlardı. Elçibey’e dair çok şey bildiğimi ve okuduğumu sanıyordum, yanıldığımı anladım Aslıyüce’nin yazdıklarından sonra. Elçibey’in iki sözünü alayım bu kitaptan, paylaşayım sizlerle: “Belki ben de daha çok Şamanlık izleri var.”
“Sakinleştiğimde hissediyorum ki Oğuzlardanım, arada sırada öfkelendiğimde diyorum ki Kıpçaklardanım.”
Elçibey’le rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in karşılaşması ise dağın dağa kavuşması gibi... Kitaptan önemli ve çarpıcı bulduğum konuları başlıklar halinde sunayım, “emeğine ve yüreğine sağlık” diyeyim Aslıyüce’ye.
-Tunceli Dersim değildir, Tunceli’nin eski adı Kalan’dı, ondan önce de Mameki idi.
-Kürt şeyhi Ubeydullah’ın 93 Harbindeki ihanetleri, zora gelince kıvırtmaları (şimdiler gibi) ve oğlunun Şeyh Sait İsyanındaki rolü.
-Mareşal Çakmak, Şükrü Kaya çekişmesi ve Ege Denizinde bulunan yüzlerce adacığa sahip olmamız.
-Sarı Saltuk ve Troyalıların Türklüğünün ispatı
-Attila’nın liderlik sıraları

 

Turan’ın şerefine ama...

 

28 Mayıs 1992 günüydü, 1918’de kurulan bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 73 yıldır kutlanamayan Milli İstiklal Bayramı o gün yeniden kutlanıyordu. Biz de Bakû Merdekân’da şair Fikret Goca’nın bağ evindeydik o gün. Şair Vahit Aziz, “Bağımsız Azerbaycan”ın, Şemsi Belli “Türkiye”nin, ben de “Turan”ın şerefine kaldırdık kadehlerimizi. Mehmet Emin Resulzade’yi andık saygıyla. Elçibey’in efsane ve halkın sevgilisi olduğu günlerdi o günler. Şimdi riya ve baskı var Azerbaycan’da, Eurovision şarkı yarışmasında Azerbaycan jürisinin Rusya’ya verdiği sıfır puan için bile soruşturma açan Aliyev ailesine, yerli yersiz abartılı övgüler var tüm ekranlarda. Bitmeli bunlar, yapanlar gitmeli, demokratikleşmelidir tez elden Azerbaycan.
Toz kondurmadım bunca yıl Azerbaycan’a, ilk kez acı söylüyorum. Dost acısı...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları