Suriye-Mısır siyasetinin arka planı

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

İktidarın siyaseti neden Mursi’ye muhabbet, Esat’a düşmanlık besliyor? Bunun cevabı; daha olayların başında, henüz ölümlerin yeni başladığı dönemde Davutoğlu’nun  (9 Ağustos 2011)  Esat ile 6 saat süren görüşmesindeki  “muhtıra”  gibi sözlerine aldığı karşılıkta var. Esat’ın,  “ipleri koparan” cevabı şöyle:  “Osmanlı padişahlarının dönemi kapandı. Suriye Arap kimliği yerine bir kez daha Osmanlı’nın içinde yer almayı asla kabul etmeyecek. Ankara bir kez daha Arap dünyasının karar merkezi olamaz... biz egemen bir devletiz... dışarıdakilerin işlerimize karışmasına izin vermeyiz... İlk görüşmelerimizden beri Suriye’deki Müslüman Kardeşler hareketi konusunda hep çok heyecanlıydı. Onlarla o kadar çok ilgiliydi ki, Türkiye-Suriye ilişkilerinin gelişmesine, onların sorunlarına verdiği önemi göstermezdi. Müslüman Kardeşler’e yardım etme ve onları savunma içgüdüsü, Erdoğan’ın izlediği Suriye politikasının gerçek çıkış ve dayanak noktasını oluşturmuştur.”  Evet, en tehlikeli terör örgütlerinden Nusra’nın üs verilip desteklenmesi bundan olmalıdır.  
Demek ki işin başında ip koptuğuna göre, Esat’a düşmanlık ölümlerin çokluğundan değilmiş... Allah bilir, belki bunların çoğunu da teröristler öldürmüştür.
Mursi konusu da böyle. En dikkat çekici analizi, Hürriyet Gazetesi yazarı Sedat Ergin’in 18.07.2013 tarihli yazısında görüyoruz. Okuyalım:  “Erdoğan Mısır’da ‘sanki 2002 yılının Türkiye’si’ile  karşılaştığını söyleyerek bunu bir ‘kutlu doğum’a benzetecektir... Erdoğan’ın kendisini Müslüman Kardeşler ile tam bir özdeşleşme içinde gördüğünü belirtmeliyiz. Bu karşılıklı özdeşleşme hali içinde elindeki bütün imkanları Mursi ve Müslüman Kardeşler’in başarısı için seferber etmiştir. Bu seferberlik, Mursi’ye ve partisine verilen siyasi destekten, Mısır ekonomisine sağlanan kredi kolaylıklarına kadar pek çok alana yayılmıştır. Erdoğan’ın profesyonel reklamcı kadrolarının geçen yıl Mursi’nin ve aynı çizgideki Hürriyet ve Adalet Parttisi’nin kampanyalarında kilit bir rol oynamıştır. Erdoğan Mursi ile bölgede ve İslam dünyasında tarihin akışına şekil verebileceklerine, nehir yatağını değiştirebileceklerine, iç dünyasında inanmaktaydı. Mursi’ye yapılan darbeyi kendisine yapılmış gibi görmesi bundan olsa gerektir.”
Yine Başbakan’ın, AKP’nin seçimleri kazanmasını; Saraybosna’nın, Beyrut’un, Şam’ın, Ramallah’ın, Nablus, Cenin, Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’nin de kazanması, ‘Osmanlı’nın geri dönüşü’ olarak ilan etmesi, bu algıyı güçlendirmiştir.
Dikkatimizi biraz da Davutoğlu’na çevirelim: 2009 yılında Washington Post gazetesinden Jackson Diehl, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun  “Osmanlı Milletler topluluğu”  yönünde talebi olduğu yönünde bir yazı yayınladı. Davutoğlu bunu hemen tekzip etti. Ama bu tekzip gerçeği ne kadar uyuyor bakalım.
Mart 2011 yılında İstanbul’da verdiği bir konferansta Davutoğlu ne demiş okuyalım:
“1. Dünya Savaşı’nın 100. yılı. Yani bizim Ortadoğu’dan kopuşumuzun, bugün Suriye ile Türkiye arasında hiçbir kültürel demografik temeli olmayan sınırın, Türkiye ile Irak arasındaki sınırın, Kafkaslar’daki sınırların ortaya çıkışı. Kardeşin kardeşten kopuşunun tarihi... Artık büyük Türkiye’nin Anadolu ve çevre coğrafyalarla sınırlı kalmasını istemiyoruz. Dış politikamızın da esası budur. ‘tarihi bütünleştirme’nin eşiğindeyiz. Bu kopan coğrafyalar nasıl birleştirilir, sorun bu.”
 “Büyük Türkiye” den kastın tarihteki bütünleşme olduğu açıktır. Bunun yolu da; Müslüman Kardeşler hizbiyle el ele vermek. Zira; İslam Dinini siyasallaştırarak iktidarı ele geçirmeye çalışan, bunun için de kurulduğu günden beri kanlı çatışmalar yaşayan Müslüman Kardeşler örgütü ile özdeşleşip  “tarihi bütünleşmeyi”  gerçekleştirmek hedef alınıyor.
Bu proje heyecan verici, ama her yönüyle yanlıştır ve ham hayalden ibarettir. Hele bu sözler devletin siyaseti yapılmışsa, çok tehlikelidir...
Şu  “ümmet”  takıntısı üzerinde duralım. Her şeyden önce ümmet üzerine devlet kurulamaz. Tarihte bunun örneği de yoktur. Devleti millet kurar. Millet birliği (dili, tarihi, kültürü ve milli kimği) ümmetin de birliği demektir. Millet birliği yoksa, aynı coğrafyada yaşayan Araplarda olduğu gibi, ümmet birliği de yok demektir. PKK siyaseti, milleti de ümmeti de böler dememiz bundandır.
Bu siyasetin sonucu ortadadır.  Ermenistan düşman, Yunanistan fırsatçı, Azerbaycan küskün, İran, Irak, Suriye, Mısır ve diğer Arap devletleri soğuk veya karşımızda. ABD, AB ve batılılar öfkeli. Türk Devletleri unutulmuş halde.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları