Suriye politikası yeniden

Armağan KULOĞLU

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler, “Arap Baharı” hareketinin Suriye’ye uzandığı günlerde geçmişte hiç olmadığı kadar iyi düzeydeydi. 1998’de Adana Mutabakatı’yla başlayan, 10. Cumhurbaşkanımızın Hafız Esad’ın cenaze törenine katılmasıyla çıkış yakalayan iyi ilişkiler, bilahare Türkiye’deki yeni yönetimle daha da geliştirilmişti. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği anlayışıyla müşterek bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar ilerleyen yeni süreç, iki ülke arasındaki sorunların dondurulmasını da beraberinde getirmiş, liderler arasında oluşan yakın dostluk görüntüleri de bu olumlu atmosferi güçlendirmişti.

***

Türkiye, “Arap Baharı”nın Suriye’deki etkisiyle oluşan süreci yönetebilmesine yardım amacıyla, ona bazı reformları gerçekleştirmesi, mümkün olduğu ölçüde demokratik bir sisteme geçilmesi yönünde telkin ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bu telkin ve tavsiyelerin de, mevcut iyi ilişkilerden dolayı samimiyetle karşılanacağını ve dikkate alınacağını düşünmüştür.
Ancak Esad’ın gerekli reformları gerçekleştirmede isteksiz davranması, demokratik sistem içinde iktidarını kaybedebileceği kaygısı ve devlet gücüyle muhalif hareketleri önleyebileceği düşüncesi, onu bu yeni oluşum karşısında sert davranmaya yöneltmiştir. Suriye, Türkiye’nin samimiyetle yaptığı telkin ve tavsiyeleri dikkate almamış, hatta Türkiye’nin bu girişimlerini iç işlerine müdahale olarak nitelendirmiştir.
Muhalefet karşısındaki sert davranışın dozunu arttırmış ve kendi halkının bir kısmı üzerinde katliam derecesinde ölümlere sebep olmuştur. Bugüne kadar on binlerce kişinin hayatını kaybettiği, daha fazlasının yaralandığı, 100.000’e yakını Türkiye’ye olmak üzere 200.000’den fazla insanın Suriye’den göç ettiği ifade edilmektedir.

***

ABD ve Batı’nın, Suriye’deki rejimin ve yönetimin değişmesi yönünde tavrı, Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı telkin ve tavsiyelerin etkisiz kalması ve Suriye’deki iç kargaşanın derinleşmesi, Türkiye’nin politika değiştirmesine sebep olmuştur. Yeni politikayla Türkiye, Esad yönetiminin devrilmesi yönünde tavır almış ve muhalif hareketleri desteklemeye
başlamıştır.
Bu safhadan itibaren, “Arap Baharı” sürecinde fazlaca yaşanmayan bir kutuplaşma, safların oluşması ve keskinleşmesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Ortadoğu’daki etkinliğini kaybetmek istemeyen Rusya, menfaatlerini koruyan Çin, gerek mezhep dayanışması ve gerekse Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceği endişesiyle İran, Suriye’nin arkasında yer almıştır. Muhalif hareketler de bölgesel olarak Türkiye, S.Arabistan ve Katar başta olmak üzere ABD ve Batı tarafından destek görmüştür.
Türkiye’nin buradaki hatası, başta insani, sonra ABD, mezhepsel düşünceler, Ortadoğu’ya demokrasi ve özgürlük getirerek bölgede etkinlik sağlama hevesiyle bu konuda taraf olması, bölgedeki diğer faktörleri dikkate almamasıdır. Gelinen durum, bölgede Türkiye’ye karşı gerginlikler yaratmış, terörde cephenin genişlemesine sebep olmuş ve güvenlik açısından olumsuz yapılanmalar ihtimalini arttırmıştır. Suriye halkının önemli bir kısmının da Esad yanlısı olduğu dikkate alınmadığı için bir müddet sonra iki ülke arasında derin izler oluşabileceğinin hesaba katılmadığı değerlendirilmiştir. 

***

Suriye’den gelen göçmen sayısının 100.000’e ulaşması ve çatışmada Suriye yönetiminin takındığı tutum, Suriye’nin kuzeyinde bir güvenlikli ve uçuşa yasak bölge ihtiyacı yarattığı düşüncesini beraberinde getirmiştir. Türkiye bu konuda öncülük yapmakta, ancak uluslararası destek arayarak bunun konsensüsle gerçekleşmesini arzu etmektedir. ABD’nin de desteğini beklemektedir.
Ancak beklenen bu destek gelmemiştir. Hiçbir uluslararası kuruluş ve ülke, güvenlikli bölge oluşturma amacıyla müdahale taraflısı değildir. Türkiye’nin,  Esad yönetimin kısa zamanda gideceği düşüncesi de gerçekleşmemiştir. Diğer taraftan mülteci sayısındaki artış da sıkıntıları arttırmış, Türkiye’nin bu bölgesinde hoşnutsuzlukları da beraberinde getirmiştir.

***

Gelinen durum itibariyle artık Türkiye’nin taraf değiştirmesi, Esad’ın gitmesi yönündeki ana politikasında değişiklik yapması hem etik, hem de mümkün değildir. Ancak Türkiye’nin sıkıntısı da gittikçe artmaktadır. Bu durumda strateji de değişiklik yapması zarureti doğmaktadır.
Rusya, Çin ve İran açısından, Esad yönetiminden çok, Suriye üzerindeki menfaatleri ve beklentileri önemlidir. Bu ülkelerin menfaatlerinin korunması kaydıyla, Esad yerine yeni bir yönetimle ilişkileri devam ettirebilecekleri anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin, insani faaliyetlerini devam ettirmek kaydıyla, muhalefete verdiği açıktan desteği durdurması, Suriye’yi destekleyen ülkeler nezdinde, bütün tarafların kabul edebileceği bir yönetimin gerçekleşmesi yönünde siyaset oluşturması ve diplomasi yürütmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Doğrudan müdahaleyi arzu etmeyen uluslararası kuruluşların, ABD’nin ve Batı’nın da bu girişime destek verebileceği değerlendirilmektedir. Böyle bir girişimin sonuçlanması halinde Türkiye’nin sıkıntılarının azalacağı, üstelik bölgede yeniden etkinlik kazanacağı kıymetlendirilmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş