Suriye’ye yönelik karartma oyunları

İsrafil K.KUMBASAR

Sınır komşumuz Suriye’deki gelişmeler, muhtemelen önümüzdeki dönemde başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeyi etkileyecek olaylara
gebe.
ABD ve Batı ne zaman “game over” diyecek o henüz netleşmedi. Ancak Ankara ve Arap Birliği’nin Esad’ın ipini çoktan çektikleri aşikar.
Önceki gün Fas’ta yapılan ve Şam yönetimine ‘ambargonun’ gündeme getirildiği zirvede bir de tarih belirlendi.
Esad ya üç gün içinde kendine çeki düzen verecek, ya da ekonomik ablukaya alınacak. Süre yarın doluyor. Belli ki hemen ardından ‘yaptırımlar’ gelecek.
Yandaş kalemlerin tezi şöyle:
- “Ankara, Batı’ya net mesajını verdi ve Suriye işine siz karışmayın. Biz halledeceğiz. Arap Baharı’nın hüküm sürdüğü diğer ülkelerdeki yanlışlar bizi kamuoyu önünde zor duruma
sokuyor.”
Böyle bir şey denilmiş midir? Kim bilir, belki doğrudur. Suriye bizim için gerçekten de ‘iki tarafı keskin’bıçak.
Komşumuzun ‘etnik’ ve ‘mezhep’ yapısı patlamaya hazır bir bombadan farksız.
Dolayısıyla Türkiye’nin bundan nasıl etkileneceği tam olarak kestirilemiyor.

***


Hadiseye böyle yaklaştığımızda Ankara’nın “Aman siz dokunmayın, biz halletmeye çalışacağız” diyerek ‘inisiyatifi’ ele almaya çalışması gayet doğal.
Başkalarının kontrolünde yürütülen operasyonlar elbette bizi ‘karanlık oyunların’ içine çekebilir.
Ki, zaten büyük bir oyunun içinde olduğumuz ve ‘önümüzü göremediğimiz’ hükümet yetkililerinin açıklamalarıyla net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Fas’taki zirvede Arap Birliği’ne birtakım şeyleri dikte ettirdiği, Suudi Arabistan yönetiminin de buna çanak tuttuğu artık açık seçik yazılıp çiziliyor.
Peki durum gerçekten öyle mi?
Buyurun hükümetin başı tarafından sarf edilen şu cümlelere bakın ve kararınızı verin:
- “Suriye, enerji kaynakları noktasında yeterince zengin bir ülke olmadığı için, dünya kamuoyunda yeterince dikkat ve hassasiyetle izlenmiyor olabilir.”
Batı’nın Libya’ya ilgisini ‘petrole’ bağlayan Erdoğan, söz konusu Suriye olunca ‘sessiz kalınmasından’ yakınıyor.
Ve hazret soruyor:
- “Batı niye sessiz kalıyor?”

***


Anlıyoruz ki Ankara’nın ‘inisiyatif alma’ gibi bir derdi olmadığı gibi Batı’dan ‘medet’ umuyor, ABD-AB ikilisinin ‘bir an önce’ harekete geçmesini istiyor.
O halde Davutoğlu’nun Arap Birliği üzerinden Şam’ı sıkıştırma çabalarını ‘ilk kibriti çakma’ olarak değerlendirmek ve yandaş kalemlerin bir ‘karartma’ operasyonu yürüttüğünü düşünmek zorundayız.
Görünen o ki, Libya’ya yönelik operasyonda olduğu gibi yine bir ‘çelişkili durum’ ile karşı karşıyayız.
Hatırlarsanız, hükümetin başı önce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye efelenmiş, ardından da ‘hava sahamızı’ ve ‘havaalanlarımızı’ Libya’nın vurulması için Batı’nın emrine tahsis edilmişti.
Şimdi durum daha da vahim. İlkini ‘acemilik’ diye geçiştirenler, acaba Suriye’ye yönelik “Batı niye sessiz kalıyor, petrol yok diye mi?” şeklindeki sözleri nasıl yorumlayacaktır.
Bunun adına düpedüz “Kışkırtma” denir.
Hatta biraz altı kazınırsa, büyükelçiliklerimize saldırıların, ‘Türk bayrağı’ ve ‘Atatürk posteri’ yakmanın da ‘ilk hamleye hazırlık’ babında birilerinin tezgahı olduğu bile akla gelebilir.

***


İlgi çekici değil mi, günün 24 saati Atatürk’e vurmak için her yolu deneyenler, birdenbire Suriye’deki saldırılara ateş püskürmeye başladı.
Meğer kimilerinin ‘Atatürk sevgisi’ (!), ‘bayrak sevgisi’(!) bizim bildiğimizden çok farklıymış.
‘Elçiliklerdeki olaylar’ ile “Batı niye susuyor?” sözlerini yan yana koyunca, başımıza örülmek istenen çorabın rengi kendini eleveriyor.
Arife tarif gerekmez vesselam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş