Suyun ve sabunun mundar olduğu an!

İsrafil K.KUMBASAR

İzninizle bir kez daha buraya yazıyoruz. Kulak asar mısınız, duymazdan mı gelirsiniz artık orası sizin bileceğiniz iş.
Ama altını çizerek bir kez daha hatırlatmakta yarar gördüğümüzü belirtelim.
Efendim, bu memlekette ‘huzuru’ bulmanın en kestirme yolu, ‘suya sabuna dokunmamaktan’ geçiyor.
Bunu farklı şekilde de ifade edebilirsiniz.
Bir çoğumuz bir önceki cümleye uyan kişilikler için ‘tavşan pisliği’ benzetmesi yapıp, küçümseriz ya, külliyen yanlış.
‘Ne kokar, ne bulaşır’ türden adamların devrindeyiz. Yahut “Gelen ağam, giden paşam” misalinde olduğu gibi her iktidarın önünde şapka çıkarıp temenna etmek, ikbal ve izzet (!) için en cari formüldür.
Paragrafın özeti de bize gösteriyor ki, suya sabuna dokunmamak, ‘can ve mal emniyetimiz açısından’ çok büyük bir önem arz ediyor.
Üstelik bu bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda.
Sağlık Bakanlığı yetkilileri bir süre önce ‘sudaki kirli oyunu’, dün itibariyle de ‘sabundaki pis kokuyu’ kamuoyu ile paylaştı.
Hem suyumuz, hem sabunumuz, bırakın bizi ‘kirden’, ‘pislikten’ arındırmayı; muhtelif dertlere düçar edecek nitelikte
bulunmuş.
Yani ‘suya, sabuna dokunmayanlar’ bir kez daha haklı çıktı.

***

Tabii üzerinde derin derin düşünmemiz gereken bir konuyla karşı karşıyayız.
Bir ülkenin suyu da, sabunu da artık iflah olmaz hale gelmişse topu kime atacağız?
Sarın filmi biraz geriye, ‘öğrenciler’ için dağıtılan sütün bozukluğu da cabası.
Bunlar vatandaşla paylaşılan bilgiler.
Bir de ‘devlet sırrı’ gibi paylaşılmayanlar vardır ki, kim bilir onları öğrensek ne düşünürüz?
Hani haddimizi aşmadan, “Ruhumuz mu kirlendi de suyu sabunu mundar ettik, yoksa sütümüz mü bozuktu da ruhumuzu telef eyledik” diye sormaya dilimiz bir türlü varmıyor.
Ama vakıa, ‘çıplak bir gerçek’ gibi karşımızda bize dişlerini gıcırdatıyor.
Adeta alaya alınıp, tefe konuluyoruz.
Su, süt, sabun bozuk.
Meğerse ‘davayı’ daha baştan kaybetmişiz de haberimiz yokmuş.
Halbuki bir takım emareler, işaretler, ‘davanın deve edildiğini’ bize fısıldayıp duruyor nicedir.
İnsanlık adına utanç verici bir yağma düzeninin sadece ‘mal’, ‘mülk’, ‘makam’ ile yetinmeyip ‘ruhları’ da kuşatıp, köleleştirdiğini haykırıp duruyor.

***

Hatay’da tartıştığı polisleri teşhis etsin diye, maiyetindeki polis memurlarını ‘vekil çocuğunun’ karşısında sıraya dizen amir vakasını biliyorsunuz.
Hani bu icraatından dolayı yukarılardan ‘terfi’ alan, sonra kamuoyundaki homurtu nedeniyle terfisi ‘askıya alınan’ şu amir oğlu amir.
Neredeyse memleketin tamamı yüklenip duruyor fukaraya.
Ellerinden gelse, ‘şehir meydanında ipe çekecekler’, elaleme ibret olsun diye.
Hükümetin ağır toplarından biri dahi hızını alamayıp, “İşgüzarlık yapmış” diye buyuruyor.
Alt tarafı bir amir yahu.
Üstelik yaptığının ‘yasalardaki tam karşılığı’ da net bir şekilde tartışılmıyor.
Hele hele ilin valisinin onu ‘temize çıkarır’nitelikteki açıklamaları, ortada ‘çok büyük bir yanlışlık’ (!) olduğunu gösteriyor.
Bize sorarsanız, ‘yanlış bir olayı’, ‘yanlış bir yerinden’ tutmuş ve ‘yanlış bir mecrada’ tartışıyoruz.
Efendiler, ‘sütünün’, ‘suyunun’, ‘sabununun’bozuk olduğu bir ülkede, sütten çıkmış ak kaşıklar arama densizliği, yerinde bir davranış mıdır?

***

Vurun amma, önce bir dinleyin.
Bu devletin memuru ‘hangi suyu’ içermiş, ‘hangi sabun’ile yıkanırmış.
‘Suyu bulandıran’ çakalların izini sürmek yerine, sıradan bir memuru ‘kurbanlık koyun’ gibi bıçağın altına yatırmanın alemi ne?
Alt tarafı o içimizden sadece biri.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş