Taassup doludizgin...

Ahmet SEVGİ

Seçimler yaklaştı, siyaset kızıştı. Küfrün, hakaretin, halk dalkavukluğunun (popülizm) bini bir para... Partiler birbirleriyle yarışmıyor, savaşıyor âdetâ... Onlar birbirleriyle savaşırken medyadaki uzantıları boş durur mu? Onlar da gelişigüzel sallıyor kılıçlarını sağa sola. Kırılırmış, dökülürmüş, haksızlık yapılırmış, ocaklar sönermiş kimsenin umurunda değil. Yeter ki kendi partileri lehine bir şeyler yazıp söyleyebilsinler, gerisi teferruat... Taassup (fanatizm) dedikleri bu olmasın sakın...
Sözlüklere bakıyorum, taassup: “Bir din, bir düşünce veya bir partiye aşırı derecede ve körü körüne bağlanma” şeklinde tanımlanıyor. Etrafımızda yaşananlar, televizyonlardaki horoz dövüşünü andıran tartışmalar ve gazete köşelerindeki veryansınlar bu tanımla ne kadar örtüşüyor değil mi?
Tekrar taassubun tarifine döndüğümüzde üç farklı taassuptan söz edildiği dikkatimizi çekiyor:
1- Dînî taassup.
2- Fikrî taassup.
3- Siyâsî taassup.
Genel seçimler dolayısıyla kamuoyuna yansıyan fanatik davranışlara baktığımızda, bizde her üç taassubun da beraber harekete geçmiş olduğunu görüyoruz. Yani insanlarımız -istisnalar kaideyi bozmaz- dînen, fikren ve siyaseten fanatizmin pençesine düşmüş vazıyetteler.
Bu noktada Cenap Şahabeddin’in şu sözünü hatırlatmadan geçmek olmaz: “Her taassupta katil bir mahiyet vardır: Tarihin taassubu tarihî hakikatleri öldürür. Felsefenin taassubu fikri öldürür. Dinin taassubu dini öldürür.”
Bu vecizeye biz siyaseti de ilave edelim ve diyelim ki siyasetin taassubu da siyaseti öldürür.
Bugün için sokaklarımızda taassubun her çeşidi cirit attığına göre Cenap Şahabeddin’in ifadesiyle dini, tarihi,  felsefeyi (düşünce), siyaseti öldürmüş oluyoruz ki bence doğrudur.
Bir siyasetçi; bugüne kadar yapılanları hafife alarak yahut yok sayarak her şeyi ben yaptım diyorsa tarihî hakikatler katledilmiş olmaz mı?
Bir siyasetçi; seçim dönemlerinde bol keseden vaatlerde bulunup sonra oralı olmazsa sözün güvenilirliğini öldürmüş olmaz mı?
Bir siyasetçi; önüne gelen yerde -her yerde Cuma namazı kılınamayacağından bîhaber- Cuma namazı kılma bahanesiyle dini siyasete âlet ederek bölücülük propagandası yapmaya kalkarsı dini öldürmüş olmuyor mu?
Dini, tarihi, düşünceyi hatta siyaseti katletme pahasına milletvekili olmaya çalışmak... O ne yıkıcı hırs öyle?..
Bir de kerametleri yaşlarının küçük olmasından menkul genç siyasetçiler (milletvekili adayları) var ki onların hâl-i pürmelâllerini ne siz sorun, ne ben anlatayım. Söz konusu gençler -aynı performanslarıyla- 40-50 yıl siyasette kalacak olurlarsa vay bu ülkenin haline...
 “Akıl yaşta değil baştadır. Lakin aklı başa yaş getirir.” sözünü şimdi daha iyi anlıyorum.
Torosların zirvesinden baktığımda Türkiye’nin genel manzarası bana böyle görünüyor. Bilmem yanılıyor muyum?.. Bu şartlarda ne yapılabilir diyecek olursanız, benim âcizane düşüncem şu: “Oyunuzu kullanırken menfaatinizin değil, vicdanınızın sesine kulak verin ki sonra vicdan azabı çekmeyesiniz...”
Son söz şairin:
“Beş yüz elli milletvekili bir gönül kırmaya değmez...Er olan, vicdanından başka hiç kimseye boyun eğmez.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş