"Takip altındaydık!"

Hulki CEVİZOĞLU

Genel seçimler yaklaşırken partilerdeki “yalpalayan açıklamaları” dinliyoruz.
AKP’ye alternatif olma iddiasındaki partiler umarım kendilerini toparlar ve düşmekten kurtulurlar...
Onları düzelmeleri için kendi hallerine bırakırken, Mustafa Kemal’in yaşadıklarına gelmek istiyorum.
Pazar yazısında, Mustafa Kemal’le röportaj yaptığımı ve kitabın ay başında piyasada olacağını duyurmuştum.
Bugünlere ışık tutması açsından çok kısa bir bölümünü sunmak
istiyorum.
Kendisine sordum: Sizin okul yıllarınız Sultan Hamid devrine denk gelmişti. Namık Kemal ve Tevfik Fikret’ten çok etkilendiğinizi biliyoruz.
Mustafa Kemal: Harbiye yıllarında siyaset fikirleri baş gösterdi. Durum hakkında henüz etkili bir düşünce oluşturamıyorduk. Sultan Hamid devriydi. Namık Kemal Bey’in kitaplarını okuyorduk. Takibat sıkı idi. Çoğunlukla ancak koğuşta yattıktan sonra okumak imkânını buluyorduk. Bu gibi vatanperverane eserleri okuyanlara karşı takibat yapılması, işlerin içinde bir berbatlık bulunduğunu hissettiriyordu. Fakat bunun mahiyeti gözlerimiz önünde tamamıyla billurlaşmıyordu.
Erkânıharp (kurmay) sınıflarına geçtik. Alışılmış olan derslere iyi çalışıyordum. Bunların üzerinde olarak ben de ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler peyda oldu. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık.

Örgütlenirken takip ediliyorduk
Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi anlatmak hevesine düştük. Mektep talebesi arasında okunmak üzere mektepte el yazısıyla bir gazete tesis ettik.
Sınıf dahilinde ufak teşkilatımız vardı. Ben idare heyetine dahildim. Gazetenin yazılarını çoğunlukla ben yazıyordum. O zaman Mektepler Müfettişi İsmail Paşa vardı. Bu harekâtımızı keşfetmiş. Takip ettiriyormuş. Mektebin müdürü, Rıza Paşa isminde bir zattı. Bu zat padişah huzurunda İsmail Paşa tarafından suçlanmış, “mektepte böyle talebe var, ya farkında olmuyor, ya müsamaha ediyor” denilmiş. Rıza Paşa mevkiini muhafaza için inkâr etmiş.
Bir gün gazetenin icap eden yazılarından birini yazmakla meşguldük. Baytar dershanelerinden birine girmiş, kapıyı kapamıştık. Kapı arkasında birkaç nöbetçi duruyordu. Rıza Paşa’ya haber vermişler. Sınıfı bastı. Yazılar masa üzerinde ve ön tarafta du-ruyordu. Görmemezliğe geldi. Ancak dersten başka şeylerle iştigal vesilesiyle tutuklanmamızı emretti. Çıkarken: “Yalnız izinsizle (İzinsizlik, izin vermeme cezası) yetinilebilir” dedi. Sonra, hiçbir ceza uygulamaya gerek olmadığını söylemiş. Böyle hareket etmesinde, kendine atfedilen kusuru meydana çıkarmamak gayretinin dahli olmakla beraber, iyi niyeti de inkâr edilemezdi.

Ajan tuzağına düştük
Kurmay sınıflarının sonuna kadar bu işlere devam ettik. Yüzbaşı olarak mektepten çıktıktan sonra İstanbul’da geçireceğimiz süre içinde bu işlerle daha iyi uğraşmak için bir arkadaş adına bir apartman tuttuk. Ara sıra orada toplanıyorduk. Bu hareketlerimizin hepsi takip olunuyor ve biliniyordu.
Bu sırada Fethi Bey namında eski arkadaşlardan, subay iken askerlikten kovulmuş bir zat karşımıza çıktı. Kendisinin halinin sefaletinden, yardıma muhtaç olduğundan, yatacak yeri bulunmadığından bahisle bize sığındı. Biz de bu zatı sahip ol-duğumuz apartmanda yatırmaya ve yardım etmeye karar verdik. İki gün sonra kendisinin talebi üzerine bir yerde buluşacaktık. Gittiğim zaman yanında Mabeyn’e (Padişahın sarayına) mensup bir de yaver gördüm. Apartmanda yatan İsmail Hakkı Bey namında bir zat vardı, derhal götürmüşler. Bir gün sonra da bizi tutukladılar. Fethi Bey meğer İsmail Paşa’nın hafiyesi imiş.



HAYAT DEĞİRMENİ

Geçmiş, geleceğe ışık tutuyorsa hakkıyla yaşanmış ve değerlidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş