Takke düştü, kel göründü

Selcan TAŞÇI

Marjinaller değil Ahmet Altan söylüyor: Hem AB üyesi olup, hem ulus-devleti nasıl savunacaksınız? Ortak parası, ortak anayasası, ortak bayrağı olan ulus devlet olur mu?

Ortaya attıkları ‘Üniter devlet, aynı zamanda ulus devlet midir’ sorusuna Şahin Alpay, Mehmet Altan, Cengiz Çandar’ın hafta başından bu yana tekrar tekrar verdikleri cevap: Hayır değildir!
Bu isimlere dün  Ahmet Altan da eklendi: “Türk ordusu ulus devletin savunucusu olmak istiyorsa yapabileceği tek şey “ayaklanmaktır” ; çünkü Türkiye’nin resmi devlet politikası “ulus devlet”ten çıkıp “ulus ötesi” bir örgütlenme olan Avrupa Birliği’dir. Hem Avrupa Birliğine üye olup, hem ulus devleti nasıl savunacaksınız? Eğer Avrupa üyesi olursak Avrupa’nın parasını, anayasasını, bayrağını kullanacağız. Başka ülkelerle ortak parası, ortak anayasası, ortak bayrağı olan ulus-devlet olur mu? “
Bülent Arınç “Egemenliğin devri, paylaşılması ya da ortak egemenlik AB sürecine kabul ettiğimiz bir olgu” dediğinde... AKP’li Murat Mercan “AB iradesi, Türkiye’nin iradesidir” dediğinde...  Nihayetinde, bir 29 Ekim günü (2004) Başbakan Tayyip Erdoğan ile dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Roma’da, Türk düşmanı Papa X. Innocenizo’nun heykeli önünde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik yetkilerinin AB’ye devrini öngören ‘Anayasa’ya imza attığında...
“Uyan ey ehli vatan” diye manşet atan Yeniçağ’a ne dediler?
Marjinal!..
Yıllardır AB’nin bağımsızlık sembollerimizi, içi boşaltılmış ‘aksesuarlardan’ ibaret kılacağını savunan Yeniçağ, faşizan paranoyaların bayraktarıydı da...
Şimdi aynı şeyleri söyleyen Ahmet Altan nasıl demokrat oldu?
Bir mütareke aydını gibi vatansızlığı marifet sayarak, propagandasına soyunduğu için mi?
1600’lere dayanan ‘Avrupa Barışı’ fikri, 1814’te Saint Simon ve Augustin Thierry tarafından ‘Avrupa Toplumunun Yeniden Teşkilatlanması’ başlığıyla projelendirildiğinde “Avrupa vatanseverliği”ni içeriyor, ortak değerlere sahip ‘Avrupa insanı’ ve ‘Avrupa ulusu’na dayanıyordu. Bu, uzun vadede ‘Avrupa ulus devleti’ yaratılmasından başka birşey değildi.
Karen Fogg’un yukarıda andığım isimlere e-posta talimatlarını hatırlayın. Öncelikli niyet “Avrupalı üst kimliğine sadakati benimsetmek” değil miydi?
Günlük politikalarla oradan oraya savrulan halkım; al sana dört hatta beş yüzyıl boyunca değişmeyen bir hedef!
Altan, çok tehlikeli olan bir başka işaret fişeğini de ateşliyor. Tekrarlamak gerekirse; “Türk ordusu ulus devletin savunucusu olmak istiyorsa yapabileceği tek şey ayaklanmaktır” 
Anayasamıza göre “hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz” ve millete dayalı olan egemenlik yetkisini “hiçkimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı” halde AB’ye devredenlerin iktidarında, “ulus-devlet” mefhumunun geçerliliğini yitirdiğini düşünen Altan, ordunun olmayan bir şeyi korumaya yönelik, herhangi bir eyleminin meşruiyetinin olmayacağını ve TSK’nın ulus-devleti korumaya kalkışması halinde  “ayaklanmış”  sayılacağını vurguluyor.
Şirazenden bu kadar çıktıysan, bir de  “Taksim Meydanı’nda sallandırırız”  de, tam olsun
Ahmet Altan!

+++

Bir işi de sonunu
düşünerek yapın

2004 yılında bir AB açılımı yaptılar... Onuruna Ankara’da havai fişekler atıldı.... Türkiye’nin eşit koşullarda AB’ye alınmasını öngören 1999 Helsinki Anlaşması’nın da gerisindeyiz.
Yunanistan’la dostluk açılımı yaptılar. Onlar bir adım atarsa biz iki adım atacaktık. Birkaç yıl içinde papaz olduk. Atina’dan gelen giden kalmadı...
Kıbrıs açılımı yapıldı... AB’den müzakere tarihi alalım derken boş bulunup Kıbrıs’ı teslim eden katma protokole imza attılar. Kıbrıs topun ağzında. AB limanları açın, Rum Cumhuriyeti’ni tanıyın deyip duruyor...
Geçenlerde Ermenistan açılımı patlattılar. Baktılar şov yapalım derken Azerbaycan petrolü kesiyor. Bakü’de özür dileyerek açılımı kapattılar.
Şimdi de Kürt açılımı fiyaskosu yaşanıyor...
Düne kadar terörist dedikleri DTP ile iş tuttular. Ucu açık ve içi boş bir açılım başlattılar. Toplumda endişe ve kutuplaşma DTP ve PKK’da aşırı umut ve beklenti yarattılar... Apo ile görüşmeye davet edilince sıkıştılar... Geri dönüp TSK ve CHP ile aynı kırmızı çizgilerde buluştular...
Madem “Tek vatan, tek millet, tek bayrak” diyordunuz.. Bunca kavga gürültüye ne gerek vardı?.. Bir işi de sonunu düşünerek yapın ne olur...
Melih Aşık / Milliyet

+++

Titan titana!
Necmettin Erbakan’ın Onursal Genel Başkan olduğu Saadet Partisi’nin İstanbul İl Genel Meclisi Üyesi Eyüp Erol,  “Hocası”  gibi marifetli çıkmış...
Oğlu aracılığıyla bir  “zincir” kurmuş.
Yıllar önce kamuoyunun gündemine gelen meşhur  “Titan” a benzeyen bu yeni sistemin adı  “Erol Marketing” miş!
Böylece baba-oğul Erol’lar, iki yılda 50 bin kişiden 60’ar TL üyelik parası toplamışlar...
“Sistem” e üye olanlar; hiçbir emek sarfetmeden, sadece yeni üye sağlayarak ayda 250 bin TL kazanma vaadiyle kandırılıyormuş...
İşin ilginci; Erol Bey’in partisinin adı, Saadet...
Kurduğu  “kazanç zinciri”  de  “saadet zinciri!” 

***

Sisteme üye olan kişi, 60 TL ödüyor.
Bu paranın 20 lirası karşılığında kendisine, Erol Bey’in tekstil şirketinin ürettiği, çamaşır-çorap gibi bir ürün gönderiliyor.
Bu; işin  “kılıf”  tarafı:
Olay polise, savcıya yansırsa; kendilerini, “Biz mal sattık, kimseyi kandırmadık”  diye savunacaklar!
Kalan 40 TL ise, “üyelik ücreti...”
Sözüm ona bu üyelik ücreti; yaptıkları her yeni üyeden sonra 3’er TL halinde eski üyelere dönecek...
Ama... Şimdiye kadar bu işten Erol’lar ve şair-sunucu İbrahim Sadri dışında para kazanan yok!

***

Peki; hâlihazırda TRT’de program yapmakta olan İbrahim Sadri, neden mi dahil edilmiş sisteme?
Ününden ve saf halkımızı etkileme yeteneğinden dolayı olsa gerek!
“Erol Marketing” in sitesine girenlerin, İbrahim Sadri’nin hicranlı sesiyle ve dokunaklı görüntüsüyle karşılaştıklarında, daha kolay ikna olacakları düşünülmüş herhalde...
Hatırlarsınız; Deniz Feneri’nin ilk yöneticisi ve aynı isimli programın sunucusu da bir başka  “şair ve sunucu” Uğur Arslan’dı!

***

Dikkat edin, bu adamların...
Hepsi; dini ticarete ya da siyasete alet eden bir yapılanmanın üyesi.
Hepsi; halkımızın saflığından yararlanıyor.
Hepsi; kendi televizyonlarında yetiştirdikleri  “temiz yüzlü” ve  “dini bütün” görünümlü kişileri bu işlerine alet ediyor.
Ve hepsi; servetlerine servet katıyor!

***

İbrahim Sadri’den etkilendim; konuyu “deriiiiinnn manâları olan” bir dörtlükle bitirmek istiyorum:
 “Bu dünyanın nimetine etme itibar...
Para dediğin, ahirette ne işe yarar?
Kapat gözünü ya da ’Aaaa... Cambaza bak...’
Malı, mülkü, saltanatı sen bana bırak!” 
Mustafa Mutlu / Vatan

+++

Devletin memuruna bak
Devletin fikri temeline “ucube” diyen biri rejimi koruyabilir mi?

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ifadesiyle “saygınlık ve güven duygusunu sarstığı” için terfi ettirilmeyerek Bingöl’e tayin edilen Komiser Emrullah Uslu, Taraf’ta, CHP ve MHP’nin  “kendi deneyimlerinde milliyetçilik denen şeyin bir entellektüel uğraş sonucu doğmuş ucube bir çocuk olduğunun farkında” oldukları için Kürt entellektüel yaşamının gelişmesinden korktuklarını yazmış.
O  “ucube çocuk”; Sömürgeciler “Türklerin uygarlık yaratma yeteneğinden yoksun ikinci sınıf insanlar olduğu ve başkalarına ait topraklarda yaşadığı” teziyle paylaşım senaryoları yazarken, tarihini bilmediği için “madem öyle, gelin bizi siz yönetin”  diyen  sözde Osmanlı aydınlarından olmak yerine, Türk Tarihi’nin Osmanlı ile başlamadığını ortaya çıkaran, “milli
bilinç” yaratmaya çalışan Ahmet Vefik Paşa’ların, Atatürk’ün Orta Asya ile kurulmasını önerdiği “dil, tarih ve kültür köprüleri”ni inşa eden Yusuf Akçura’ların, Kürt aşiretleri üzerine yaptığı çalışmalarla Güneydoğu’daki ağalık düzenine karşı mücadele eden, Atatürk’ün “fikirlerimin babası” dediği Ziya Gökalp’lerin genlerini taşıyor!
O  “ucube çocuk”,  “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. ” diyen Mustafa Kemal’in biricik emaneti...
Mondros Mütarekesi’nden sonra devletlular kurtuluşu İngiliz himayesinde ararken, devlet olmak peşindekilerin düzenlediği Sultanahmet mitinglerinde halkın daha sonra Amasya Genelgesi’nde ilan edilecek olan  “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağı” fikrine inanmasını sağlayan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin fikri temelini oluşturan “milliyetçilik”i “ucube”  gören, yani rejimin karakterini tanımayan bir zihniyet mi  “rejimin bekçisi” olacak?

+++

Sosyolojik açılım
Ertuğrul Özkök, “Son yıllarda Ramazan ayında camiye gidenlerin sayısında bir artış var mı?”  sorusuna cevap bulmaya çalışırken Diyanet’ten aldığı filozofça “Ramazanda camilere gidip baksanız, tıklım tıklım. Sanırsınız ki dışarda insan kalmamış. Ama dışarı çıkıp baksanız, sanırsınız ki, camiye giden insan yok” cevabından sonra cemaatinin sosyolojik analize muhtaç olduğuna kanaat getirmiş.
Logosunda  “Türkiye Türklerindir” yazan Hürriyet’te arada bir “Ben Kürt açılımını sahiplecek siyasal cesarete sahibim” yazarak ortama ayar veren, peşinden hızla geri çekilerek kalemini gündemden kaçıran Özkök’ün bu git gelleri kırmızı alarm vermeye başladı. Bu kadar iki aradalık, bu kadar çelişki, ve kesintisiz vur-kaç her bünyeye ağır gelir. Özkök dişlileri biraz daha zorlarsa sosyolojik analiz açılımını Bakırköy istikametine yol alan vatandaşlarımız üzerinde yapmak zorunda kalabilir. Aman dikkat!

+++

MİNİ YORUM
Büyük Zafer’in anısına
BugÜn 87. yılını kutladığımız Büyük Taarruz’un sonunda savaş alanını gezip yığın yığın ölüleri ve esir kafilelerini görünce “Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir” demiş. Orhan Pamuk o ayrıntıyı kaçırdı herhalde. Yoksa çoktan “130 bin Yunanlı’yı katlettik” diye tezvirata başlaması gerekirdi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş