Taksim’e sızan çapulcu ajanlar

İsrafil K.KUMBASAR

Sultanım, yiğidim, aslanım, “dış mihraklardan”, “ajanlardan”, “kışkırtıcılardan” dem vurmaya başlayınca, “Yoksa doğru mu söylüyor?” diye kuşkuya kapılıp, müdahale öncesinde bir kez daha Taksim’in yolunu tutmaya karar veriyorum.
Bu artık benim için ‘vatandaşlık’ haklarımı kullanmaktan öte ‘milli’ bir görev olacak.
Her ne olursa olsun, alanda cirit atan beceriksiz ‘sivil’ elemanların yapamadığını yapacak, durduk yere vatandaşı kışkırtmaya çalışan o alçak ve şerefsiz ajanları ortaya çıkarıp derhal yetkili makamlara teslim edeceğim.
İstiklal Caddesi üzerinden meydana ulaştığımda Sherlock bey amcaya şapka çıkartacak usta bir dedektif hassasiyeti ile dikkatlice sağa sola bakınıp, gördüğüm her şeyin zihnimde analizini yapmaya başlıyorum.
Bir köşede meraklı gözlerle ‘ellerinde bayraklar’ ile akın akın gelen insan selini izleyen birkaç yabancı ilişiyor gözlerime. Hemen yanlarına yanaşıyorum:
- “Siz var ajan mı olmak?”
Yabancılar şaşkınlıkla birbirlerine bakınırken, rehber araya giriyor:
- “Nayır, They are looter.”

 


***

 


Gezi Parkı’nın girişinde kurulan marketten ücretsiz alışveriş yapan insanları bir süre süzdükten sonra çadırların arasından Harbiye yönüne doğru ilerlemeye başlıyorum. Ağaçların arasına kurulan platformun önünde biriken kalabalık, önce sessiz bir şekilde mikrofondaki kişinin sesine kulak veriyor:
- “Arkadaşlar, burada her görüşten insan var. Bizi zamanında birbirimize düşürüp çatıştırdılar. Artık, aramızdaki bütün ayrılıkları gayrılıkları burada dümdüz ediyoruz, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı birleşiyoruz.”
Sonra hep birlikte haykırıyor:
- “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.”
- “Tayyip istifa”
Meydana geri dönerken, bir grup ülkücü genç ile karşılaşıyorum. “Yoksa aradığım sizler misiniz?” diye yakalarına asılmadan önce başlıyorlar içlerini boşaltmaya:
- “Taksim’de ilk defa Türk bayrakları ve Atatürk posterleri dalgalanıyor. İnsanlar göğüslerini gere gere ‘Ne mutlu Türküm diyene’diye haykırıyor. Bundan kim, neden rahatsız oluyor kardeşim?”

 


***

 


Tam “Vay adi yaratıklar, geldiğimi haber alınca nasıl da kaçmışlar” diye hayıflanıp meydandan ayrılmak üzereyken, anıtın hemen yanı başında önce bir hareketlenme, ardından itişip kakışmalar olduğunu fark ediyorum. Birkaç kişilik bir grup, ellerinde BDP flamaları ve Apo posterleri, “Halklara özgürlük” şeklinde sloganlar atarak meydanda tur atmak istiyorlar; direnişe destek vermek için gelen vatandaşlar ise onlara engel olmaya çalışıyor.
Vatandaşlardan biri “Ajan mısınız siz, indirin o paçavraları” diye üzerlerine yürürken, grubun içinden birisi laf yetiştirmeye çalışıyor:
- “Sizin için Mustafa Kemal ne ifade ediyorsa, bizim için de Abdullah Öcalan odur. Kafanıza sokun bunu artık.”
’Taksim dayanışması’ görevlileri araya girip grubu uzaklaştırmaya çalışırken, bir başka vatandaş ateş püskürüyor:
- “Irkçılığın, faşistliğin daniskasını yapıyor bunlar. Tayyip Erdoğan’ın ajanları bunlar. Akıllarınca meydana örgüt hakim oldu görüntüsü verip, direnişe destek veren halkı buradan uzaklaştıracaklar.”

 


***

 


‘Emperyalizm’ adına bölgesel taşeronluğa, ‘ülke kaynaklarının’ yağmalanmasına, ‘koyların’, ‘ormanların’, ‘dağların’, ‘derelerin’ peşkeş çekilmesine, ‘Türk kimliğinin’ tartışmaya açılmasına, ‘Türk devletinin’ adının değiştirilmesine, ‘milliyetçiliğin’ ayaklar altına alınmasına, ‘milli bayramların’ yasaklanmasına, ‘eyalet sistemine’ geçiş hazırlığı yapılmasına, ‘yargı bağımsızlığının’ ortadan kaldırılmasına, ‘hırsızlığa’, ‘vurguna’, ‘talana’, ‘soyguna’, ‘yağmaya’ karşı omuz omuza veren ne kadar ‘ajan’(!) ve dahi ‘provokatör’(!) varsa hepsi Taksim’de.
‘Çapulcular’(!), tarih yazıyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş