Tam da Bedelli’nin kabul edildiği gün

A+A-
Afet ILGAZ

Birkaç kere daha yazmıştım. Çarşamba akşamları Sakarya Fırat adlı bir dizi var, onu izliyorum.  “Hürrem’i izlemiyor musunuz?”  diyenlere  “evet, reklam aralarında”  diye cevap verirsem, benim bir TV düşkünü olduğumu sanmayın. İşime gelen haberleri ve programları izlerim. Bununla beraber artık haber tadında bir haber izleyememenin sıkıntısını duyduğumu da söylemeliyim. Bazen izlemiyorum.
“Bedelli” askerliğin sabaha kadar “çalışılarak” çıkarıldığı günün gecesinde gene Sakarya Fırat’ı izledim. Ne yalan söyleyeyim, kusursuz bir dizidir.
Sinema tahsil etmiş olan kızımın, Osman Sınav’ın  “benim starlarım senaryomdur” dediğini hatırladım.
Onunla birlikte izliyorduk ve gene aynı şeyi söyledi. Bütün oyuncuların tek tek yıldız olduğunu fark ettim.
Başka bir şey daha vardı beni o diziye çeken. Ta jenerikteki komando marşıyla başlayan ve film boyunca devam eden coşku. Bu kelimeyi heyecan yerine kullanmıyorum.
Bu coşkuyu duymakla hiçbir şey kaybetmedim. Tam tersine zenginliğim saydığım milli heyecanların kişiliğimi de zenginleştirdiğini hissediyorum.
Dini heyecanlar ve sevinçler bir yandan, bir millete mensup olmanın getirdiği  “ayrıcalık”  bir yandan, hayatımı bütünleştiriyor. Hayatımın gerçeğini ve gerçekliğini tamamlıyor.
Hissediyorum ki bu, asker uğurlamalarında duyulan heyecan ve sevinç ve biraz hüznü de içeriyor. Askerden aileye yazılan mektupla oluşan heyecan ve sevinci de.
Şehitlerin ailelerinden çok dinlemişizdir. Onlar evlatlarını çeşitli şekillerde,  “görürler.”  Çünkü derler, şehitler diridir. Bu da  “ayet”le haber verilmiştir.
Duyduğum o heyecan, asker anne babalarının hayatlarına, o tarihten sonra sinen tevekkülü, sabrı, ağırbaşlılığı da içeriyor. Anlamı da içeriyor. Çoğunun, hatta hepsinin fakir evlerine o tarihten itibaren katılan anlamlılığı da içeriyor. Kâşanelerin boş anlamsızlığından uzak...

***


Askere gitmeyi bir ticaret sanıyorlar. Parayla alınıp satılan bir meta sanıyorlar. Bu eşsiz heyecanı ve hayatın kazandığı bu büyük anlamı, anlamıyorlar. Onun alınıp satılmayacağını, bu işin bir alış veriş, bir ticaret işi olmadığını anlamıyorlar.
Bütün kutsal mesleklerimizi bu hale getirdiler. Gündemin telaşından kaynayıp gitti. Şimdi doktor ölümleri başladı. O kadar alın teri dökerek ve dirsek çürüterek kazanılmış ve halkın saygıdan öte, bir kutsallık atfettiği doktorlarımız, şimdi uyanık kalabilmek için ilaç alıyor ve ölüyorlar. “Lokman Hekimlik”  diye bir şey var. O kadar ki, Kuran’da bu isimde bir sure de var.
Otuz bine satmışsın, kırk bine satmışsın askerliği, ölümden kaçış yoktur. Ama askerliğin daha pratik ve daha tehlikesiz bir hale getirilmesi de mümkündür. Onun, genç erkeğin hayatına katacağı müstesna anlamı, belki de genç adam, bir daha hayatının hiçbir yerinde bulamayacaktır.
Filmde, terhis olanlar, süresi dolanlar, arkadaşları tarafından törenle uğurlanıyorlar, ama geri geliyorlar. Gerçeklik payı yok değil. O kardeşliği, dostluğu, sevgiyi, fedakarlık edebilme imkanlarını, kolay kolay bulamayacaklarını düşünüyor olmalılar, İnsan olmak zor şey. İnsan olmayı bütün boyutlarıyla işte orada, “tim”  dedikleri küçük topluluğun içinde, ama büyük işler görerek yaşamanın tadı başka olmalı.

Yazarın Diğer Yazıları