Tanıdığım Ilıcak'lar

A+A-
Burhan AYERİ

Bugünkü başlık Yaşar Usluer'den. Bana gaz veren mesajında dile getirdikleri şöyle:

"Tanıdığım Ilıcak'lar adında bir kitap yazacak kadar anılarınız olduğunu sanıyorum. Mekanı Cennet Kemal Ilıcak'ın gazetecileri sendikalı yapması, 1000 Temel Eser'i yayınlaması Özal zamanında ilan alamaması ve zor durumda kalması. Nazlı Ilıcak'ın Bulvar Gazetesi'ni çıkarması Bir Bilen Demirel'e mektupları. Mehmet Ali Ilıcak'ın Akşam Gazetesi'ni çıkarması, tirajı 1 milyonu geçince dağıtım şirketlerinin dağıtmayıp yazarların sokakta gazete satmaları ve daha onlarca anılarınız bir kitap doldurmaz mı? Zor durumda bırakmak, köşenizi işgal etmek istemiyorum ama sizin gibi zülfüyâra dokunma korkusu olmadan yazanların sayısının her geçen gün azaldığı malum."

Usluer'in gönderdiği e-posta'nın sadece ilk bölümünü yayınladım. Dile getirdiklerinin tamamı doğru. Vatan, millet ve insan sevgisi büyük olan Kemal Ilıcak'ın böylesi bir sonu hak etmediği inancındayım. Eşi Nazlı Ilıcak'ın cezaevinde olmasına da üzülüyorum. Hanımefendi'nin yanlışlarının, insanlara güveninden kaynaklandığına inanıyorum. Kenan Evren'e meydan okuyuşu ve içeri alınışı onu kahraman yapmıştı. Yıllar sonra tekrar cezaevinde. Bütün kalbimle itiraf ediyorum, tahliye edilinceye kadar üzüntüm devam edecek.

Zeki fakat yaramaz çocuk

Hüzünlü girişten sonra Ilıcak ailesiyle ilgili özellikle Mehmet Ali'nin sebep olduğu tatlı şeyler anlatacağım. Amacım, hem anı tazelemek hem tebessüm ettirmek. Patronum -hep böyle hitap etmişimdir- Mehmet Ali için "elimde büyüdü" diyebilirim. Bunu rahatlıkla söyleme hakkına sahip olduğuma inanıyorum. Az kahrını çekmedim.

Başlıyorum. Dönemin İstanbul Trafik Müdürü Mümtaz Baykal aradı "Acele Façyo'ya gel" dedi. "İşim var, zor" dememe rağmen kurtulamadım. Gazetenin şef şoförü Muharrem Baba -İncegül- ile birlikte süratle Kireçburnu'na indik. Baktım lokantanın önünde Kemal Bey'in "34 HH 001" plakalı Mercedes'i. Şaşırdım. Araba park halinde ama içinde kimse yok. Baykal "Git iyi bak" dedi. Yaklaşınca şoför mahallinde iki büklüm birini fark ettim; Mehmet Ali Ilıcak. Kafasını kaldırmıyor, gömmüş. O zamanlar yaşı çok küçüktü. Babasının İstanbul dışında olmasından faydalanıp gezmeye çıkıyor. Ekipler yakalıyor. Kemal Bey'in oğlu ya, durumu müdürlerine kadar iletiyorlar. Mümtaz Baykal'la arkadaşlığımızdan olay bana kadar intikal ediyor. "Ne yapacağız?" diye sordum. O da "Sanırım yeterince korktu. Ders alacaktır. Güzel de kullanıyor. Kendi gider" cevabını verdi. Sonuçta takviye yastıkları altına koyup, boyunu yükseltti. O önde biz arkada Yeniköy'e yalıya ulaştık.

Bu defa tekne

Kemal Bey yat aldı. Muhteşem bir şey. Adı Nazlım. Günlerden bir gün koca tekne kayboldu. Bu arada yalının çalışanı Recep Türkmen ve Mehmet Ali Ilıcak da ortalarda yok. Doğal olarak olay bana kadar geldi. İstanbul Deniz Polisi -o zaman biri çalışan iki küçük tekneleri var- Komiser Savaş'ın yönetiminde. Onu buldum, durumu ilettim. Neticede M. Ali-Recep o devasa şeyle Marmara Denizi'nde yakalandılar. En çok hayret ettiğim nokta, o heyulayı nasıl kullandıklarıydı.

Bir vukuat daha

M. Ali büyüdü. Şehmuz Tatlıcı'nın oğlu Taha ile kanka. Yeni merakları tabanca. Ben ve Ali Öncü mermi yetiştiremiyoruz. Polisteki şubelerin tamamından aldık. İl Jandarmaya bile uğrar hale geldik. Ilıcak ve Tatlıcı Jr'lar her gece birkaç yüz mermi yakıyor. Ertesi sabah yine istek var. Hiç unutmuyorum bir Pazar sabahı 04:00'da ev telefonum çaldı. Ailenin şoförü Faruk arıyor; "Burhan abi, Taha'yla Mehmet Ali Ortaköy karakolunda" dedi. İki kafadar otoyla gezip, havaya ateş açarken enseleniyorlar. Karakola götürüp, nezarete tıkıyorlar. İş yine başa düştü. Atlayıp, gittim. Nöbetçi komiser sıkı polis çıktı. Nuh diyor peygamber demiyor. "Bunları Pazartesi'ye kadar içeride tutup, sonra savcılığa sevk edeceğim" dedi. Kararlı da. Rica ediyorum cevap bile vermiyor. Sonunda bir emniyet müdür yardımcısını -adı bende saklı- yatağının kenarındaki özel telefonundan aradım. İki ahbap çavuşu aldım ama komiserin "yedi sülalemin kulaklarını çınlatan bakışları"na üzüldüm. İçime yara oldu ve birkaç gün sonra Ortaköy'e yeniden gittim. "Delikanlı komiser"in gönlünü kazanıp affa uğradım. İrtibatımız emekli olana kadar kesilmedi. Emekli olduğunda Erzincan İl Emniyet Müdürü idi.

Ilıcak Jr. büyüdükçe ilgi alanı değişti. Bayanlar ön plana çıktı. Filana ehliyet, falana pasaport istiyor. Ehliyet alırken imtihan heyeti tembihliyor; "Aman öğrenmeden trafiğe çıkmasınlar". Sorunun büyüğü pasaportta. "Hazırlatıp evine yolla" talimatı yağıyor. Ya verirken ya alırken gitme mecburiyeti var. Hangi bayanlara servis yaptığımı yazsam yer yerinden oynar. Muhterem eşleri kapıma dayanır...

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları