Tanrı Dağlarında Türkeş ruhu

Kürşad ZORLU

Geçen hafta sonu Kazakistan’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerini takip eden gözlemciler arasındaydık. Türkiye ve Azerbaycan’dan milletvekilleri, bazı iş adamları ve gazetecilerle birlikte seçim öncesi ve sonrasında incelemelerde bulunduk. Bağımsızlıktan bu yana Kazakistan’daki değişime bakıldığında, kendine özgü bir demokrasi süreci dikkat çekiyor. Halen Başkanlık sisteminin uygulandığı ülkede, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme adına çeşitli reformların gerçekleştirildiği görülüyor. Belirtmek gerekir ki, yaklaşık 70 yıl komünizm ile yönetilen topraklarda birdenbire  “Batı standartları” ile karşılaştırılmak büyük haksızlıklar içeriyor. Üstelik karşılaştırmaya esas alınan standartların söz konusu ülkelerde bile uygulanabilirliği tartışılırken, neredeyse bütün mineralleri topraklarında barındıran bir ülkenin kendi demokrasisini meydana getirmesi elbette zaman alıyor. Emin olun Kazakistan kendi yolunda ve olması gerektiği gibi ilerliyor.
Seçim sonuçlarının ardından Kazakistan Ankara Büyükelçisi Canseyit Tümebayev’in verdiği yemekte Türk dünyasının farklı meselelerine ilişkin görüşler ortaya atıldı. Büyükelçi Tümebayev’in pozitif enerjisi ve duru Türkçesi, TÜRKPA Genel Sekreteri Ramil Hasanov’u hayretler içinde bırakmış olacak ki, bir ara Canseyit Bey’e dönerek  “konulara öyle hâkimsiniz ki sizi Türkiye’nin Kazakistan’daki elçisi diye tanıtsalar yadırgamazdım”  şeklindeki sözlerine biz de katıldığımızı ifade ediyoruz. Tümebayev, diplomasideki başarılarını sürdürüyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Nazarbayev’den şeref madalyası alarak kariyerini tescillemiş oldu. Konu şiirden açılınca Kazak Büyükelçi aynı zamanda eski bir Milli Eğitim Bakanı olarak Nazım Hikmet’in “ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” şiirini Kazakistan Türkçesiyle okuyuverdi. Emin olun Türkiye Türkçesinden daha başarılı ve kulağa hoş geliyor. Bu sırada CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Tanrı dağlarının eteklerindeyken  “biliyor musunuz Nazım Hikmet’in şiirini ilk kez Alparslan Türkeş okudu” deyince, yıllar sonra memleketimde nelerin değiştiğini ya da uçup gittiğini hatırlıyorum. Nur içinde yatsın, Rahmetli Alparslan Türkeş “Memleketim” şiirini okuduğunda sene 1994’tü. Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığından birkaç yıl sonra, partinin Ekim ayında yapılan kongresiydi. Türkeş bir tabuyu daha yıkmış ve ülkedeki kardeşliğin, birlik ve beraberliğin pekişmesi adına taşın altına elini koymuştu. Âdeta karanlıkların üzerine yürümüştü. Türkeş bu şiiri neden okuduğu ile ilgili soruya “Bu şiir Milli Sol’a uzattığımız bir zeytin dalıdır. Milli olan bütün değerleri benimsiyoruz” diyerek cevap vermişti. Tabii bunlar şimdilerde hatırlanan şeyler değil. Bu yüzden Alparslan Türkeş ve onun misyonunu anlayamayanların geçmişe bir de bugünün gözüyle bakmasını salık veriyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş