“Tanzîmât-ı Hayriyye”den “demokratikleşme paketi”

A+A-
Ahmet SEVGİ

“Güzellik ondur dokuzu don(elbise)dur” derler. O hesap, bizim siyasetçiler de bir şey yapmak istediklerinde muhtevadan ziyade kulağa hoş gelecek kelimelerle çıkıyorlar halkın huzuruna. Nitekim sosyal dokumuzda önemli tahribata yol açan “Tanzimat Fermanı” (1839) da sadece Tanzimat (düzenlemeler) ifadesiyle değil, “Tanzîmât-ı Hayriyye” (hayırlı düzenlemeler) diye takdim edilmişti. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen bugün yapılanlar da üç aşağı beş yukarı aynı... Yani yapılan düzenlemelerin içeriği değil, kulağa hoş gelecek kelimelerle cilalanması öne çıkıyor. Şair haklı galiba:
“Demişlerdir gelenler bizden evvel//Kulak âşık olurmuş gözden evvel.”
Sayın Başbakan’ın açıkladığı “paket” için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Hatta bu hüküm önceki faaliyetler için de geçerlidir. Daha birkaç ay evvel 63 “âkıl insan” Türkiye’yi bölme projesinin alt yapısını oluşturmak için “Analar ağlamasın, barış istemiyor musunuz?” diye yollara düşmemiş miydi?
Bugünlerde tartışılan “paket”in “demokratikleşme” adıyla sunulmasının altında da aynı şark kurnazlığı yatmaktadır.
“Demokratikleşme”; demokrasiye uygun hale gelme/getirme demektir. Sözde seçim sistemini demokratikleştiriyorsunuz ama bugün 53 milletvekili ile Meclis’te temsil edilen bir parti sizin demokratikleştirdiğiniz sisteme göre sadece 13 milletvekili çıkarabiliyor. Geriye kalan 40 milletvekili de iktidar partisinin hanesine yazılıyor. Dahası, demokratikleştirilen seçim sistemiyle %49 oy alan bir parti Meclis’in %70’ine sahip olabiliyor.
İlkokulları demokratikleştirirken doğruluğu, çalışkanlığı, küçükleri korumayı, büyükleri saymayı, vatanı ve milleti sevmeyi, yükselmeyi ve ilerlemeyi çocukların hafızasından siliyorsunuz.
Kamuyu demokratikleştiriyorsunuz, lakin bazılarına başörtüsü serbest, bazılarına (Yargı, Emniyet, TSK) yasak. İleri demokratikleşme böyle bir şey olsa gerek.
Ne hazin bir tecellidir ki Mustafa Reşit Paşa’nın “demokratikleşme paketi” (Tanzimat) daha çok “gayrimüslim”lere yaramıştı. Topraklarımızın bir bir elden çıkarak koca bir İmparatorluğun dağılmasında gayrimüslimlere verilen bu imtiyazların rolünü kim inkâr edebilir?
Sayın Başbakan’ın demokratikleşme paketi de büyük ölçüde ayrılıkçı/etnik gruplara verilen tavizlerden oluşuyor. Bu olumsuz gidişat bana hep I. Meşrûtiyeti hatırlatır.
Tanzimat’ın doğal bir sonucu olarak I. Meşrutiyet ilan edilir (1876) ve “Meclis-i Mebusan” açılır. Ancak “gayrimüslim milletvekillerinin kendi kavmî/ırkî menfaatlerini İmparatorluğun umûmî menfaatlerine tercih ederek ihtilaf çıkardıklarını gören II. Abdülhamit “Meclis”i kapatmak zorunda kalır. (1878) Kaderin cilvesine bakın ki Abdülhamit’in hal (tahttan indirilme) kararını (1908) kendisine bir Arnavut, bir Yahudi, bir Ermeni ve bir nankör bildirmişti.
Bu noktada Mehmet Akif’in şu beytini hatırlamamak/hatırlatmamak mümkün mü?
“Tarihi tekerrür diye târif ediyorlar//Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
Bana sorarsanız 100-150 yıl önce yaşadığımız acı felaketleri tekrar yaşamak üzere adım adım ilerliyoruz. İnşallah yanılıyorumdur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları