Tapınakta deprem var

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Temsilciler Meclisi seçimleriyde mabetlerinde açılan gedikten sonra, bakalım medyanın dini Amerika olan ‘şövalye’lerinden hangisi, kendi elleriyle yükselttikleri puta ‘ilk taşı atan’ olacak

Olağan hallerde, bir hükümdarın iktidardan düşmesinden sonra onun izlerinin yok edilmesi hareketi ikonoklazma içinde değerlendirilmez. Çünkü kavramın temeli “din”dir...
Ama bizim “Tapınak Şövalyeleri”nin  “dini” Amerika olduğuna göre, Amerikan Başkanlık koltuğundaki en ufak bir sarsıntı, bir tür ikonoklazma evresine geçiş sebebi sayılabilir İstanbul basını için.
Mesela Yahudi Kral Hazkiya’nın,
Süleyman Tapınağı’nı imhası gibi...
Veya Reform hareketinin Katolik
Kilisesinin tahribatıyla paralel
ilerlemesi gibi...
Üç vakit öncesine kadar “Obama, ”aklın ve çağın“ sesi olarak, bu çağa ayak uyduramayanları uyarıyor.  Söylediklerini anlamayanların ve bunu uygulamayanların başı belaya girecek. İsterseniz deneyin, görün” diyen Ahmet Altan, ABD’den esen Cumhuriyetçi rüzgara kapılarak “demokrat putları”nı ilk yıkan olabilir pekala... Mabedine okkalı bir “balyoz” savurabilir; hem “tabu yıkıcılığı”ndan da antrenmanlı!
Sonuçta bir “düşman saldırı” değil ki ikonoklazma; bir kültürün kendisine ait ikonolara “politik” nedenlere dayanarak taarruza geçmesi...

* * *

Obama liderliğindeki Demokratlar, Temsilciler Meclisi’nde tam 60 sandalye kaybettiler..
Eee baktı gördü ki ABD, Obama’nın rengi, varsayılan dini pek de öyle, hesap edildiği gibi, ahım-şahım bir “biat” bayrağı çektirmedi “ezilen halklar”a; sözde barışın güvercini Demokratlar yerine sözde savaşın şahini Cumhuriyetçiler’i davet etti yeniden sahneye!
Şimdi sıra bizim “güvercin” duruşlu “gizli şahinler”in maskelerini ve elbette o maskeler yüzlerindeyken tapındıkları “put”u indirmelerinde...
Medyanın ilk ikonoklastı kim olur dersiniz?
“ABD’nin siyah Başkanı Barack Hussein Obama, dünya için bir ’şans’ olmaya devam ediyor...” diyen Cengiz Çandar mı?
“Bugün dünyanın dört yanında bu dev adamı alkışlayan yazılar okuyacaksınız. O adamın adı Barack Hussein Obama. O adam Amerika Başkanı. Ve o adamın işaret ettiği ”cesur yeni dünya“da demokrasi düşmanları çok zorlanacaklar” diyen Yasemin Çongar mı?
“Artık yeni bir dönem başlıyor” diyen İhsan Dağı mı?
“ABD Başkanı’nın inanılmaz vizyonu ve hitabet gücünün en mükemmel örneklerinden biri olarak tarihe yazılmaya aday” diyen Amberin Zaman mı?
Yoksa yarışa son düzlükte dahil olan; geçtiğimiz günlerde “Obama Temsilciler Meclisi’nde kaybederse biteriz” manasına gelen “erken uyarı sistemi”ni devreye sokan Hasan Köni mi?


++++++

ABD’ye boyun eğdikçe PKK’ya da eğeceğiz
Taksim bombacısının PKK’lı olduğu ortaya çıkarken, PKK lutfetti, eylemsizlik kararını seçimlerin yapılacağı Haziran ayına kadar uzattı... Öne sürdüğü  şartlar okkalı...
Seçimlere kadar bu şartlar yerine getirilmezse ne olacak?
PKK yeniden eyleme geçecek. Bombalar patlatılacak.. İnsanlar öldürülecek... İmralı’nın barış  yöntemi işte bu.
Silahı bırakmam,  istediğimi vermezsen tetiği yeniden çekerim. Koskoca devlet de bu tehdide boyun eğiyor. Sürekli geri adım atıyor...
Neden? Çünkü ABD, terör örgütüyle mücadele değil müzakere istiyor.
ABD’ye boyun eğdikçe PKK’ya boyun eğmeyi de
sürdüreceğiz.
Bu yoldan ülkeye  barış falan da gelmez.
* Melih Aşık / Milliyet


++++++

Milletvekilinin en hakikatlisi
Apo, TBMM’ye çağrı yaptı:
“Hakikatleri Araştırma Komisyonu
kurulsun” dedi.
Aynen katılıyorum.
Çünkü, TBMM’de hakikaten araştırma yapılırsa, karşımıza çıkacak olan ilk hakikat... En hakikatli milletvekillerinin BDP milletvekilleri olduğu hakikatidir. Mesela, mitinglerde oy isterken başka, seçildikten sonra başka konuşan BDP milletvekili gördünüz mü hiç? Var mı kendini kandırılmış hisseden BDP seçmeni?
*
Milletvekillerimizin çoğu, kendi emriyle terörle mücadele eden kendi silahlı kuvvetlerini rezili rüsva ediyor, aşağılama gırla gidiyor... Onlar kendi silahlı güçlerine toz konduruyorlar mı?
Ha bire yazılıyor, kardeşi dağda, kocası dağda, yeğeni dağda filan... Öbürlerinin oğulları askerde nerede? Apo’ya “sayın” diyorlar, “sayın” muamelesi görüp, 29 Ekim resepsiyonuna davet ediliyorlar; aksi olsa, hesabını sorarlar... Eski cumhurbaşkanları “sayın” muamelesi görüp, 29 Ekim resepsiyonuna davet edildi mi? Öbür partilerden merak edip, bunu soran milletvekili var mı?
*
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşayanlar kendini test etsin lütfen... Oy verdiklerinizden kaçını tanıyorsunuz, kaçını kaç defa gördünüz? Kendi seçmenine bağıran, azarlayan, korumalarına dövdürten BDP milletvekili gördünüz mü? Niye eskortla geziyor sizinkiler? Genel başkanları değiştiğinde, çizgileri değişiyor mu? Görevden alınan veya hukuken yasaklanan genel başkanın arkasına dolanıp, kral öldü yaşasın kral diyorlar mı? Aynı konuda, farklı farklı açıklama yapıyorlar mı? Birbirleriyle çelişiyorlar mı? Kafaları karışık mı? Dönekler mi?
*
Teröre destek veriyorlar mı? Veriyorlar. İşini iyi yap o halde... Verdirme. Aynen katılıyorum İmralı’dakine... Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun kardeşim, hakikatlerle yüzleşsin toplum.
* Yılmaz Özdil / Hürriyet

++++++

Cehaletin bu kadarı ancak profesörlükle olur
Roman yazmak yetenek işidir. Konu değil de üslup, dil kullanma yeteneği önemlidir. Bay Pala’nın üslubu bile çok yavan ve acemice. Bir de kendisine Patent Enstitüsü’nden damga almış. Ne demişler, kargaya yavrusu anka görünür.
Divan edebiyatı uzmanı geçinen bu yazarın cehaletine şaşırıp kaldım. Şah İsmail’in rumuzu Hatayi iken onu Hıtayi yapıyor. Bay Pala, kitabın sonuna bir yığın kaynak adı koymuş. Lakin bu kaynakların yüzde 90’ı ’Ebussuud Efendi’nin Torunları’tarafından yazılmış olan ve Pala’yı onaylayan yanlı kaynaklar. Üstüne üstlük; Bay Pala, o kaynaklara da doğru düzgün bakmamış. Kitabın başına koyduğu Şah İsmail Hatayi’nin dörtlüğünü bile yanlış yazmış. Bay Pala, cem ayinini karalamak için kullandığı ‘dem’ kavramının son yüzyıllara özgü olduğunu, bunun Hatayi’de ‘dolu’ biçiminde geçtiğini de profesör olduğu için bilmiyor. Cahil profesörler bilsinler ki dolu, kökü binlerce yıl eskiye giden bir Türk geleneği idi.
Osmanlı ata geleneğinden zamanla uzaklaşmış, Arab’ı ve Fars’ı taklit etmeye başlamış; içinden çıktığı milleti ise ‘Akılsız Türk, gebertilmesi gereken Türk!’ gibi ağır hakaretlerle aşağılamıştı. Pala, övdüğü Osmanoğulları’nın Fars’ı taklit ederek yazdığı şiirleri Türkçe’ye çevirerek vermek zorunda kalıyor. Halbuki Şah İsmail’in yazdığı şiirleri bugün okuma yazması olan herkes anlıyor. Radyolarımızda Şah İsmail’in deyişleri okunuyor. Acaba gerçek Türk hangisidir?
İskender Pala, tarih romanı yazmanın çocuk romanı yazmak olduğunu sanmış ve oturup verip veriştirmiş.
Sonuç şu: İskender Pala kötü niyetli olmasa bile bu kitabı iyiniyet işareti de taşımıyor.
* Rıza Zelyut / Güneş

++++++

Selçuk’un ‘Pencere’si 10. Köy’e açıldı
Referandum sonrası Habertürk’teki köşesi kapatılan Bekir Coşkun’un Cumhuriyet’teki ilk yazısı dün yayımlandı. Okuyucusuna, yıllarca İlhan Selçuk’un yazdığı 2. sayfadan seslenecek olan Coşkun’un “ben geldim” dediği ilk satırları şöyleydi:
“Nasıl oldu bilmiyorum; tam yere kapaklanırken, o gün Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız telefonda, ”Biraz önce karar aldık, yayın kurulu olarak seni Cumhuriyet’e davet ediyoruz“ diyordu.
Tam tökezlenirken yaralı zihnim komut veriyordu ayaklarıma: ”Koş... Bana İlhan Selçuk’un yerini verdiler. Hani devlet adamının koltuğuna oturmuş bayram çocukları gibi gururluyum... Ama tedirgin, şaşkın, eğreti, ürkek...
O büyük ustanın ne yerini, ne de köşesini dolduramayacağımı tabii ki biliyorum. Ben onun derya bilgeliği yanında, noktayla virgülün yerini bile bilemem.
Beni buradan kovamazlar da...
Çünkü şükür burada patron yok...
Sadece siz istemediğiniz anda bunu anlarım ve giderim... Şimdiiii... Kapının eşiğindeyim... Korkarak tıkırdatıyorum camı...
İzin verirseniz; ben geldim...”

++++++

Salih Memecan da ‘tard edilsin’ mi?
Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, bir hata yüzünden 58 yıllık meslek hayatına veda etti...
Ama bu bile iktidar partisine yetmedi!
Onlar; şimdi de Ekşi’nin Basın Konseyi Başkanlığı’ndan “tard edilmesini”
istiyor!
İşin ilginci; Sabah ve atv’nin karikatüristi...
Medya Derneği’nin Başkanı...
Ve AKP Milletvekili Nursuna Memecan’ın eşi Salih Memecan da önceki akşam, en az Oktay Ekşi’nin hatası kadar büyük bir hataya imza attı...
Atv haber’de yayınlanan çizgi filminde, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu dansöze benzeterek aşağıladı...
Gelin görün ki; Oktay Ekşi’yi linç
edenler, Memecan’ın bu skandalını görmezden geldi...
Kimse Memecan’ın da yandaş
gazetecilerin kurduğu Medya Derneği
Başkanlığı’ndan “tard edilmesi” gerektiğini söylemedi!
Demokrasi, bir çifte standartlar rejimi değildir!
Tam tersine gerçek demokrasilerde haksızlığa uğradıklarını düşünenler,
rakiplerinin uğradığı haksızlıklarda da aynı tepkiyi gösterebilmeli!
* Mustafa Mutlu / Vatan

++++++

Bunların cibiliyeti bu
Çizen Salih Memecan..
Kim mi?
Sabah’ın baş karikatüristi.. İktidar yanlısı Medya Derneği Başkanı..
Medyada etik toplantıları düzenleyen kişi.. Sekiz yıl boyunca iktidar için tek karikatür çizmeyerek dünya rekoruna imza atan kişi..
(Pardon bir kere elektrik zammı için çizdi ve tövbe etti..) 
Salih’in CHP lideri için çizdiği karikatüre bir daha bakın.. Kılıçdaroğlu’nun yerine Erdoğan’ı koyun..
Başbakan böyle bir karikatürü yayınlansa ne derdi?
Bunların cibiliyeti bu..
* Mehmet Tezkan / Milliyet

++++++

MİNİ YORUM
Askeri uçakla yollasınlar
Dün “İmralı’dan Kandil’e Avrupa üzerinden ulaştırılan mektup” konusuna değinmiştik ya, bir okurumuz alternatif “posta” yolu önerdi:
“Orduya ait savaş uçaklarından birine koyup Kandil’e atsınlar...
Nasılsa artık “bomba” atmıyorlar, en azından dura dura pas tutmamış olurlar!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş