Tarih, tarihçilik, değer yargısı ve özür

Ahmet B. ERCİLASUN

Tarih, geçmişteki olay ve olguları araştırır. İnsan topluluklarının başından geçen siyasi, sosyal ve iktisadi olayları. Yakın geçmişi araştıran tarihçi hem yazılı hem sözlü belgeleri kullanır. Objektif tarihçi, araştırdığı dönemin genel şartlarını, çevre şartlarını ve o günkü dünyanın durumunu göz önünde bulundurur. İncelediği bir olayın sebeplerini doğru belirleyebilmek için daha önceki durumu ve olayları etraflıca ele alıp değerlendirir. Nihayet olayın sonuçlarını tespit etmeye çalışır.
Yazılı belgeler de sözlü belgeler de eleştiriye açıktır. Tarihçi belgelerin güvenilir olup olmadığını birtakım ölçütlerle anlamaya çalışır. Ölçütlerden biri, olayın bütün taraflarına ait yazılı ve sözlü belgeleri kullanmaktır. Tarihçi, yazılı belgelerin hangi şartlarda ve hangi tarafça oluşturulduğunu; sözlü kaynak olarak kullanılan tanıkların hangi şartlarda konuştuğunu ve hangi tarafın yakını veya hasmı olduğunu göz önünde bulundurur. Tarih, sebepleri ve sonuçları da dikkate alarak olayları ortaya koymakla yetinir.Tarihçi ise elbette olaylar ve olayların özneleriyle nesneleri hakkında birtakım değer yargılarında da bulunabilir. Ancak tarihçi de olsa bu değer yargıları tartışmaya açıktır. Başka bir tarihçinin yargısı farklı olabileceği gibi tarihçi olmayanların da yargıları değişebilir. Ancak yargıda bulunabilmek için, objektif tarihçilerin yukarıdaki ölçüler içinde ortaya koyduğu olayları iyi incelemek şarttır.  “Ben tarihçi değilim ama, filan görgü tanıklarının söyledikleri bana yeter”  demek, daha baştan olay hakkında peşin hüküm sahibi olmak demektir.  “Vicdanı olanlar şu insanların söylediklerine baksınlar” gibi ifadelerin ne tarihçilikle ne objektiflikle ne de insanlıkla bir bağlantısı vardır. İnsanlıktan ve vicdandan bahsetmek için önce bütün belgelerin, dünyanın genel durumunun ve dönemin şartlarının konuşturulduğu doğru bilgilere sahip olmak gerekir. Bir yazar bir veya birkaç belgeyi açıklayabilir; ona verilecek cevap  “filan nehir kan akıyordu”  demek değildir. Siz de başka belgeler açıklarsınız. Esasen  “nehirlerin kan akması”, “vicdanların sızlaması”  gibi sözler objektif olmaktan tamamen uzak, sübjektif ifadelerdir. Elbette insanlar sohbet toplantılarında, tarihçilik ve objektiflik iddiasında olmayan sohbet edalı yazılarında bu tip ifadelere başvururlar. Ancak  “gerçek, benim yazdığım gibidir” izlenimi uyandırarak bunları yazıyorsanız yaptığınız iş  “propaganda” dan başka bir şey değildir.

***


Değer yargısında bulunulurken, olayların özne ve nesneleriyle ilgili bir başka yön daha vardır. O da kim adına hüküm verildiğidir. Tarih olayları tespitle yetinir; değer yargısı ise ne kadar belgeye dayanırsa dayansın sübjektif bir olgudur. Dolayısıyla verilecek hükmün kim tarafından ve kim adına verileceği önemlidir. Olay doğrudan doğruya bir şahsı, bir aileyi ilgilendiriyorsa o şahıs veya o aile kendi adına bir değer yargısında bulunabilir; adaletsizlik yaptığını, zalim olduğunu veya haksızlığa uğradığını, mağdur olduğunu söyleyebilir. Ancak olay bir toplumu, bir milleti ilgilendiriyorsa hiç kimse toplum veya millet adına konuşamaz; değer yargısında bulunamaz.

***


Bugünlerde tarihin, tarihçiliğin ve değer yargılarının birbirine girdiği bir karmaşa içindeyiz. Ekrana çıkan bülbül gibi şakıyor, gazete köşesine oturan klavyesiyle döktürüyor. Tarih nedir, tarihçi kimdir, kim ne adına konuşuyor belli değil. En az 1400 yıldır yabancıların Türk dediği bir millet var. En az  800 yıldır, yabancıların Türkiye dediği, üzerinde yaşadığımız bir vatan var. Bu topraklarda bağımsız yaşamak için yüzlerce yıldır kan dökmüşüz, can vermişiz. Şimdi birileri çıkmış, bütün bir millet adına, milletin yaşayan ve yaşamayan mensupları adına tarihi yargılamaya kalkıyor. Siz kimsiniz ki millet adına, devlet adına tarihin bazı olaylarından dolayı şundan veya bundan özür dilemeye kalkıyorsunuz. Şehitleriyle, yaşayanlarıyla bütün milletten vekâlet mi aldınız? Tarihçinin geçmişteki olayları sebepleri ve sonuçlarıyla belirlemesine hiçbir itirazımız yok. Ancak özür dilemek, bir olay hakkında bir değer yargısında bulunmanın sonucudur. Değer yargıları da her hâl ve şartta sübjektiftir. Kim birilerine zulmediyorsa kendi adına mazlumlardan özür dilesin. Fakat kendilerini bütün bir milletin yerine koyarak millet ve milletin siyasi ve hukuki varlığı olan devlet adına birilerinden özür dilemeye kalkmasın! Bu milletin bir ferdi olarak en azından ben hiç kimseye bu konuda bir vekâlet vermiş değilim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş