'Tarih ve edebiyatta aşk...'

Ahmet SEVGİ
Bizde erken yatıp erken kalkmak âdettir. Ailemizden öyle gördük. Esasen inancımıza göre de sabah uykusu rızka manidir. Ancak, bir-iki haftadır  “Aşk Bir Hayal...”  dizisine bakmak için akşamları biraz oyalanıyorum. Geçtiğimiz Pazar günü de söz konusu diziyi izliyordum. Reklâma girilince diğer televizyonlarda ne var ne yok diye kanalları karıştırırken Haber Türk’te  “Teke Tek Özel”  programına rast geldim. Konu  “Tarih ve Edebiyatta Aşk” tı. Katılımcılar ise  “Fatih Altaylı, Murat Bardakçı ve İskender Pala” ydı.
Adı geçen isimleri bir arada görünce İskender Pala adına tedirgin oldum.. Her adamla  “aşk”  konusu üzerinde konuşup tartışmak kolay değildir... Konuşmacıları biraz dinledikten sonra gayr-ı ihtiyarî Şinâsî’nin şu beyti geldi aklıma:
“Bedbaht ana derler ki elinde cühelânın//Kahr olmak için kesb-i kemâl ü hüner eyler.”
Derken eşim sessizliği bozup  “Bu adamlardan ikisi hep gülüyor, uzun saçlı olan hiç gülmüyor, neden acaba?”  diye sordu. O ikisi  “Âşıkla delinin farkı; biri gülmez, biri ağlamazmış” atasözündeki espriden haberdar değiller her halde “ dedim. Demek ki sadece ben değil, eşim de fark etmiş anormalliği... Bu arada İskender Bey’in rahatsızlığı da yüzüne yansımıştı. Lakin ne yaparsın hamama giren terleyecek...
Aslında ezberim biraz zayıftır. Hafızamda fazla beyit yoktur. Ne var ki ekrandaki soğukluk konuyla ilgili bazı beyitleri zihnimde canlandırdı. Mesela Nâbî’nin şu beyti İskender Pala’nın o an yaşadığı olumsuz havayı sanırım çok güzel ifade ediyor:
“Nâdân ile mücâlesedir ehl-i dânişe//Dünyâda çâşnisi azâb-ı cehennemin.//
Programın ilerleyen dakikalarında “aşk” gibi yüce bir kavramın maddeci bir bakışla nasıl belden aşağıya çekilmeye çalışıldığını görünce Mevlânâ’nın şu sözü geldi aklıma:
“Sen şehvete aşk adını koymuşsun, ikisi arasında ne uzun yol olduğunu bir bilsen...” Tabii, buna Batılı bir yazarın şu cümlesini de eklemek gerekir: “Aşk öylesine zengin bir hazinedir ki saklandıkça değeri artar, ortaya düştükçe de müptezelleşir...”
Gerçekten de evde, sokakta, dolmuşta, trende, otobüste... gelişi güzel kullanılan  “aşkım, aşkım”  sözünü duyunca, hatta kişilerin köpeklerine bile  “aşkım”  diye hitap ettiklerini görünce  “aşk” ın nasıl ayağa düşürüldüğüne üzülmemek elde değil. Şairin söylediklerine katılmamak mümkün mü?
“Aşkı bütün İlâhî güzelliklerinden soymuşlar//Rûhunu alıp yerine beşerîlik koymuşlar//” Aşkım, aşkım “ sözündeki soğukluğu görünce//Leyla ve Mecnun bile çöl sıcağında buymuşlar.//” (Li-müellifihi)
Soğuk şakayı sevmediğim gibi soğuk aşk dedikodularından da hazzetmem. Ağır başlılık ciddiyet ve olgunluk her zaman ve her yerde geçerli vasıflardır. İşte size o kâmil zevattan aşka dair birkaç veciz söz:
“Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır.(Montaigne)//Aşk gözle değil, ruhla görür.(Shakespeare)// ” Zâhirî güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur. “ (Mevlânâ)// ” Her ne kadar dil ile anlatmak aydınlatıcı ise de dile gelmeyen aşk daha parlaktır. (Mevlânâ)
Son söz Taşlıcalı Yahya Bey’in:
“Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir//Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa.”
Âşık olmak bu kadar zor olursa “aşk” ı konuşmak da elbette kolay olmayacaktır. Hele bir de aşk behîmîleştirilirse...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş