Tarih ve siyaset

Agah Oktay GÜNER

Tarih, şuurlu her siyasi düşüncenin ve hareketin vazgeçemeyeceği önemli bir destektir. Tarihi, yayılma siyasetinde en başarılı kullanan Rusya’dır. Panslavist hareket; dünya slavlarını büyük ağabey Rusya’nın bayrağı altında toplamayı amaç edinmiştir. Başlangıçta Çek ve Alman düşünürlerinin eserlerinde yer alan, “Panslavizm” düşüncesi büyük ilgi uyandırmıştır. Zamanla Slav yazarların bu ırka ait tarihi efsaneleri, destanları, savaş ve kahramanlıkları işleyen eserleriyle ideoloji haline gelmiştir. Osmanlı hâkimiyeti altında, onurla yaşayan insanlar, Panslavist propagandanın tesiriyle Osmanlı ile birlikte inşa ettikleri muhteşem Rumeli Medeniyetinin düşmanı haline geldiler. Osmanlı hoşgörüsünün, engin din ve vicdan hürriyetinin, dil ve edebiyat bağımsızlığının inşa ettiği, Rumeli Medeniyetini insanlık bir kere daha görebilecek midir? 5 milyon Müslüman Türk’e göç felaketi yaşatan ve 5 milyona da göç yolunda ölümü reva gören Panslavist isyan nankörlüğünün zulmü böylece görülmüştür. Panslavizm; gözyaşı, kan, ölüm üçgeniyle başlayan yolculuğuna aralıksız devam edecektir. Çarlık Rusya’sının resmi ideolojisi panslavizm idi. SSCB’nin de ideolojisi yine panslavizm idi. Bugünkü Rusya’yı da ayakta tutan panslavizmdir. Rusya’da sivil bürokrasi, silahlı kuvvetler, üniversite kadroları panslavisttir. Bugün Kırım’a uzanan Rusya yarın Ukrayna’yı da yutacaktır. Çünkü bu davranış tarzı panslavist ideolojinin emridir. Sovyetlerin parçalanmasında ortaya çıkan bütün zayıflıklar bu ideoloji ile kuvvete çevrildi. Bugün dünya üzerinde varlığını ve devletin hâkimiyetini milli ideolojiye bağlamış olan devlet Rusya’dır. Rusya’da her şey değişir, devletin resmi ideolojisi olan panslavizm değişmez. İsrail de böyle değil midir?
Milli tarihlerini öğrenen, etraflarındaki gelişmeleri tarih şuuruyla değerlendiren milletler kendi kendilerini tanıyarak, öğrenerek güçlü olmuşlardır. Atatürk çağın gidişini gören zamanın taleplerini duyan liderdi. İmparatorluktan milli devlete geçme kararını da isabetle almış, kültür politikalarını tespit ederek uygulamaya koymuştur. O, yılların hazırlığıyla: “doğru dil, doğru tarih ve doğru din” hedeflerini tespit etmiştir. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu açılmıştır. Milli ve uluslararası düzeyde kongreler toplanmış, bu çalışma devam etmiştir. Bazılarının vicdansız yalanlarına rağmen Atatürk imanlı bir insandı. Allah’a inanıyor, peygamberin ve İslam dininin güzelliklerini, yüceliğini anlatıyordu. Atatürk; İslam dininin üzerindeki tortuları, onunla ilgisiz sahte birikimleri kaldırmak ve hakiki İslam’a ulaşmak, milletini de bu ilahi gerçekle buluşturmak istiyordu. Atatürk milli bir tarih tezine sahipti. Orta Asya’daki muhteşem deniz kurumuş, susuzluk sebebiyle Türkler bütün cihana yayılmıştı. Vefatından sonra ortaya çıkan gerçekler Atatürk’ün tarih tezinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Bu konuda iki büyük gelişme vardır. Birincisi; Uygur coğrafyasında bulunan Türk dehâsının örneği yeraltı sularını toprağın üstüne çıkaran ve coğrafyaya dağıtan muhteşem sulama sistemi, ikincisi; Sibirya’da buzulların altından çıkan altın kumaştan yapılmış elbiseler giyen iki Türk’e ait ceset. Bunlara bir de Kızılderililerin dilleri üzerinde yapılan araştırmalarda çıkan Türkçe kelimeleri eklersek, Atatürk’ün “Türk Tarih Tezi”nin ne kadar sağlam ve tutarlı olduğu açıkça anlaşılır. O’nun döneminde yazılmış olan tarih kitaplarında Türk’ün medeniyeti anlatılmıştır. Ne yazık ki Atatürk’ün vefatından sonra Amerika’yla imzalanmış olan 1949 tarihli eğitim anlaşması Türkiye’nin her şeyden önce “tam bağımsızlığını” kaybettiğini göstermektedir. “Amerikan kültürünü yaymak gayesiyle” imzalandığı açık şekilde ifade edilen bu anlaşmadan sonra Atatürk’ün, Türk tarihini, Türk Dilini, Türk kültürünü açığa çıkarıp yaymak için geliştirdiği Türk Tarih ve Dil Tezleri yok edilmeye başlanmıştır. 
Makalemizin sınırları içinde bahsedebildiğim Rusya ve Türkiye oldu. Diğer devletleri de bu açıdan ele alsak pek çok gerçeği görmemiz mümkündür. Ancak, Rusya’nın yöneticileri kendi tarihini kullanarak ne kendi şahsiyetini parlatmak ne de ötekileri yaralamak gibi küçüklüklere düşmemiştir. Aynı çizgide, tarih tezlerinin bereketini toplama şuuru içinde olmuşlardır. Bize gelince akıl almaz bir kıskançlık ve haset duygusuyla; yetiştirdiğimiz değerleri yemeyi marifet bilmişizdir. Bunun en keskin örneklerinden birisi Atatürk’tür. Atatürk sistemli bir şekilde dikilen heykellerle taş ve tunç parçalarında dondurulmuştur. Hâlbuki O, kumandan ve devlet reisi olmadan önce insandır. Atatürk’teki insan tanınmamış, tanıtılmamıştır. O’nun çocuk sevgisi, ağaç sevgisi, vatan sevgisi hep göz ardı edilmiştir. Bugün her zamankinden çok “doğru dil, doğru tarih, doğru din” gerçeklerini bilmeye mecburuz. Zirvedeki şahsiyetlerin cehaletleri bazen onların yerine bizleri utandırıyor. Devlet adamlarına yakışan kulaktan dolma yanlış bilgiler değil; sağlam, ciddi, ilmi delillerdir. Bugün içerisine sürüklendiğimiz Amerikan menfaatlerine hizmetten ibaret BOP şartlarında akıllı olmaya ve daha dikkatli olmaya mecburuz. Aksi halde ödeyeceğimiz fatura altında ezilme tehlikesi vardır. Irak, Suriye Türklüğü bizden yürekli bir ses beklerken bugünkü ilgisiz tavrımız gelecek nesillerin bile utancı olacaktır. Tarih kültüründen mahrum bir siyaset anlayışı sadece talihsizlik değil aynı zamanda bir felakettir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş