Tarihin Gözleri!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Milletlerin var oluşuyla değerlerini korumak ve sürdürmek konusundaki kararlılığı arasında yakın bir ilişki vardır. Tarihi süreç içerisinde kendisine özgü değerlerden davranış üslubu yaratabilen halklar, ancak tarihi halk niteliği kazanabilmektedir. Zaman içerisinde bir milletin izlemesi gereken çizgiyi terk eden yöneticiler, tarihin yargısına muhatap olmaktadır. Türk tarihini bu yönden dikkate alıp irdelemek, bugünü anlamaya büyük katkı sağlayacaktır.
Birbirine düşer(üler)ek ikiye bölünmüş olan Göktürk Devletinin Doğu Göktürk Hakanı, kendisini Batı Göktürk Hakanına karşı korumak için Çin İmparatorundan yardım ister. Çin İmparatoru bu isteği Doğu Göktürklerin Çinlileşmesi şartıyla kabul edebileceğini bildirir. Bunun için de Doğu Göktürk Hakanı Şe-Tu’ya Türk milletinin kıyafetini, ananesini, âdetini, kanunlarını ve hatta dilini değiştirip bunların yerine Çin kıyafetini, Çin ananesini, Çin âdetini, Çin kanunlarını ve hatta Çin dilini zorla kabul ettirdiği takdirde yardım edebileceğini bildirir. Bunun üzerine Doğu Göktürk Hakanı Çin İmparatoru Kao-tsu’ya şu mektubu gönderir: “Şimdi oğlum sarayınızda bulunacak ve her sene haraç olarak ilahi bir asalete mensup atlar takdim edilecektir; her gün sabahtan akşama kadar sizin emirlerinizden başka bir şey dinlemeyeceğim. Fakat elbiselerimizin önlerini kesmeye, omuzlarımızda dalgalanan saç örgülerimizi çizmeye, dilimizi değiştirmeye ve sizin kanunlarınızı kabul etmeye gelince, bizim adetlerimizle ananelerimiz o kadar eskidir ki ben şimdiye kadar bunları değiştirmeye cesaret edemedim; bütün millet aynı kalbi taşıyor” (Danişmend, 1976; 23.)
Günümüzde  “301. Maddeyi değiştirmeliyiz çünkü AB’deki ya da ABD’deki dostlarımız öyle istiyor” diyenler de tıpkı Se-Tu gibi düşünenlerdir. Atatürk ise bu konuda “Durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir” der.
 Türklerin tarihi süreçte dillerine verdikleri değer, her şeyin üstünde olmuştur. Tarihte bu duyarlılığın kaybedildiği dönemler, Türklüğün mağlup edildiği dönemler olmuştur. Leon Cahun, Türkler’in gerektiğinde dillerini silahla koruduğunu yazar. O, bu hususu şöyle anlatır: “Türkler ister galip, ister mağlup ve ister hâkim, ister mahkûm olsunlar, hiçbir zaman hiçbir yerde milli dillerine karşı besledikleri imandan sapmamışlardır. Miladın 800 tarihinden 1000 tarihine kadar iki asır içinde Türkler, Şamanîlikten Nesturi Hıristiyanlığına ve Nesturilikten de Müslümanlığa geçmek suretiyle üç defa din değiştirdikleri halde, dil değiştirmemişlerdir. Karayim Yahudileri de Tevrat’ı İbrani harfleriyle, fakat Türk diliyle yazmışlardır” (Danişmend, 1976;31.)
Atatürk bu yüzden  “Türk Dil Kurumu”nu kurdurmuş ve dilin milli bilinç ile olan ilişkisine her vesileyle dikkat çekmiştir. “Türk ulusundanım diyen insan, her şeyden önce ve elbette Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne ve toplumuna bağlılığını iddia ederse, buna inanmak doğru olmaz” demiştir. Günümüzde yabancı dilde eğitim, yabancı hayranlığı ve yabancılaşmayı devlet eliyle yaygınlaştıranlar, tarih sizi gözlüyor. Tarihin gözleri üstünüzdedir!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları