Tarihin taşınamaz yükü

Altemur KILIÇ

Gözlerim, ameliyattan dolayı, iki gün kapalıyken olayların gelişimi hakkında yazamadım. Kafam boşalmadı. Rahat edemedim. Yazamadığım için de çok sıkıldım. Ancak bir vicdan muhasebesi yapmak imkanını buldum. Görüşlerimde, yazdıklarımda, eleştirilerimde ve suçlamalarımda haksız mıyım diye düşündüm. Kul hatasız olmaz, benim de yanlışlıklar bazen haksızlıklar yaptığım oluyor. Hatta şartlar değişince eski hasımlarımla aynı “cephede” buluşuyoruz... Fakat çoğunlukla, kökten hainler ve gafiller değişmiyor!

Milliyetçi çizgim
Önce, yaşadıklarımla düşüncelerimin odağı olan “milliyetçiliğimden” söz edeyim. Bir gün gelecek bu devletin de temeli olan “milliyetçiliği” savunmak durumunda kalacağımı hiç düşünmezdim. Ama içinde bulunduğumuz durumun bir tecellisi de “Atatürk milliyetçiliği” nin tartışılır hatta aşağılanır hale gelmesi ve insanlara “milliyetçinin teki” diye adeta hakaret edilmesi. Döndük dolaştırıldık mütareke basınında “millicilere, Kemalistlere” hakaret edildiği noktaya getirildik.
Ben kendimi bildim bileli, ilkokulun ilk sınıflarından beri Türklüğümle iftihar etmiş, bu vatana aşık bir milliyetçiyim. İngiliz ilkokulunda daha 7-8 yaşımızda can dostum Şiar Yalçın’la “İngiliz Düşmanları Cemiyeti” ni kurmuştuk... Şartlara göre biraz törpülendimse de, esasta, zamana ve zemine göre değişmedim. Atatürk sevgisinden ve “Atatürk milliyetçiliğimden” hiç sapmadım! Bu, ırkçı olmayan “milliyetçilik”, kendi genetik halitama, özelliklerime dayanıyor.
Özbek, Abhaz- Rodoslu “evladı fatihan” ve Acara  köklerimle, bugünkü Türk Milletinin bir “mikrokozmozuyum”. Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerindeki gibi, benim en büyük mutluluğum “Türk” ve sapına kadar da “Türk Milliyetçisi” olmamdır. Biliyorum ki milletimizin, çağdaşlarımın “deformasyona” uğramamış büyük çoğunluğu da, benim gibidirler. Kısacası ben, bir
istisna, “azınlık” değilim! Yaşlandıkça tecrübe sahibi oldukça, aşırılıklarım törpülendi. Eskiden karşıma aldıklarım da revizyon yaptılar ve onlarla ortak  “Kuvvayı Milliye” Cephesinde buluştuk! Fatih Terim, Erivan’daki maçtan önce “Biz tarihin yükünü taşıyamayız” dedi yani “sağcı ne solcu ne de milliyetçi” sadece futbolcu ve de, tabirimi mazur mazur görsün; “liboş”!
 “Yük” dediği “tarihimiz”, hepimizin futbolcu, esnaf, iş adamı, öğrenci vb.. hepimizin sırtındadır. Eğer, “yük” dediğiniz o tarihi, zul sayarak, sırtınızdan atmaya çalışırsanız, o zaman “hudai nabit”, yozlaşmış bir “bitki”, “liboş” olursunuz!
 Evet hepimizin sırtında “tarihimiz” vardır. Buna ben “yük” değil onur, zaferler, uygarlıklar hamulesi diyorum. Bu hamulede tabii ki büyük hatalar, ihanetler, musibetler, kötü anılar vardır. Ama en son tahlilde utanacağımız değil, iftihar etmemiz gereken onurlu bir geçmiştir. Bunu inkar edenler, neseplerini inkar edenlerdir. Onlara adlı adınca ne denir, onu da sizlere bırakıyorum...
Bu onurlu geçmişte çoğu kişisel güzel talihimin eseri, iftihar vesileleri var. Bunların en başında Atatürk’ü tanımak, babam Kılıç Ali’nin oğlu, Mustafa Kemal’in yaveri Muzaffer Kılıç’ın yeğeni yetiştirmesi olmam.Yakın tarihimizi, olaylarını ilk ağızdan yakın tanıklarından öğrenmiş olmak, bana bir ayrıcalık veriyor. Ama bu talih bana bir görev de yüklüyor; Atatürk’e, Babama, Amcama layık olmak onların mücadelesini, kalemimle sürdürmek görevini. İşte ben onlara layık olma görevimi sonuna kadar yapmaya çalışıyorum... Gözlerim, kapalı da olsa vicdanım rahat.

Yakın tarih
Bu arada, kendimin de, biraz nasibini aldığım mağdurlarından olduğum, yakın tarihimizin, “taşınması” hakikaten güç “yükleri” de var. 27  Mayıs Darbesi ve fırtınalı 70’li yıllar, 12 Mart, 12 Eylül “müdahaleleri”.
27 Mayıs bir “cunta” darbesiydi. Diğerleri ise, emir komuta zinciri içinde yapılmış zorunlu müdahaleler... Bu hususlarda olabildiğince objektif olmaya çalışıyorum. Ancak her yıl hatta her fırsatta 12 Eylül mağdurlarına ağıt yakılırken ve muhakkak bugün de orduya göz dağı vermek için liboşlar gittikçe azarak12 Eylül darbecileri yargılanmalı diyorlar. Bu konuda şimdiki halde söyleyeceğim şudur; 12 Eylül generalleri Evren yargılanacaklarsa, ülkeyi o duruma getirenler, o zaman adam öldüren polis jandarma kurşunlayan “kahraman teröristlerden” kalanlar da onları desteklemiş, tahrik etmiş olanlar da yargılanmalı
Bir şey de unutulmamalı; Bazılarına göre “iyi” 27 Mayıs darbesinden sonra, ülkede bütün değerlerin alt üst edilmesiyle, karartılan “cadı kazanından”, PKK ve Öcalan çıktı ve bu “cadı kazanından” çıkan musibetlerin yüklerini, hâlâ taşımaktayız!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş