TARİHTEN DARBELER / ESRARLAR:Abdülaziz öldü mü, öldürüldü mü?

Altemur KILIÇ

Günümüzde ölümler, faili meçhul cinayetler, suikast teşebbüsleri  havada uçuşuyor... Bu müsait ortamda, türlü iddialar ayyuka çıkıyor, özlük hakları, aile mahremiyetleri ihlal ediliyor...
Çocukluğumuzda, gençliğimizde gazetelerin baş konulardan biri “Abdülaziz öldü mü, öldürüldü mü?” idi. Aylarca tefrika edilirdi ama bir karara bağlanamazdı... Sanırım tarihçiler bu konuda son kararı vermemişlerdir... Artık bundan sonra da muamma olarak kalacak gibi! Fakat çoğu tarihçiler Abdülaziz’in bileklerini makasla keserek intihar ettiği kanısında.
Abdülaziz Paris’te
Abdülaziz Han, Sultan Abdülmecid Hanın vefatından sonra 1861 yılında, 32 yaşında padişah oldu... Abdülaziz Han, güçlü kuvvetli, ata sporlarından güreşe, ciride, ava meraklı, kahraman yapılı bir hükümdardı. Halk kendisini sevmekte, ikinci bir Yavuz olarak görmekteydi. Üzerinde durduğu en mühim mesele ordu ve donanmanın yeniden tanzim edilmesi, yeni usullere göre tekamül ettirilmesiydi. Avrupa’dan elde edilen kredilerin pek çoğu bu sahada sarf edildi. Donanma, dünyanın sayılı donanmalarından birisi oldu. Nizamiye, ihtiyat, redif ve müstahfız adıyla 700.000’i aşkın askeri bir kuvvet hazırladı. Bunların top ve tüfek ihtiyaçları için de modern tesisler kurdurdu.
Abdülaziz 1867 yılında Paris’te açılan büyük bir sergiyi görmek için imparator Napolyon’un davetini kabul ederek Fransa’ya gitti. Oradan, İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan yoluyla memlekete döndü. Bu seyahatlerinde Fransa imparatoru Üçüncü Napolyon, İngiltere Kraliçesi Victoria, Belçika Kralı İkinci Leopold, Prusya Kralı Birinci Wilhelm, Avusturya İmparatoru ve Macaristan Kralı Birinci Fransuva-Josef, Romanya Prensi Birinci Karol ile görüştü. Sekiz ülkeye gitti. Beş hükümdarla görüştü. Ve bu seyahatlerinin çoğunda şehzade Abdülhamid Han’ı yanında götürdü.
Abdülaziz, döneminde Osmanlı Devletinin çöküşten kurtulmasının işaretlerini veriyor ve bunun için de Türklerin yeniden dirilmesinden korkan Büyük Devletler ülkedeki işbirlikçileriyle çeşitli entrikalar çeviriyorlardı... “Büyük Oyundu” bu! Bu entrikalar ayrı bir yazı konusu...
Abdülaziz tahttan uzaklaştırılıyor
Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman Paşalar, padişahın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. Halkın gözünde Sultan’ı küçültmek için çeşitli iftiralar yaydılar. 30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı, saat 04.30’da harekete geçtiler. Taşkışla’dan gelen taburlarla, Mekteb-i Harbiyenin 300 kadar talebesi, Dolmabahçe Sarayını çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz Han kayıkla alınıp, Topkapı Sarayına götürülerek, Sultan Üçüncü Selim Hanın şehid edildiği odaya hapsedildi. Sonra Fer’iye Sarayına götürüldü.
Bir iddiaya göre 4 Haziran 1876’da komplocular Sultan Abdülaziz Hanın kaldığı odaya zorla girdiler. Büyük mücadeleden sonra iki bileklerini kesip dışarı kaçtılar.
Başka bir rivayete göre ise Abdülaziz Han yapılanları onuruna yediremedıği için intihar etmişti!
Henüz ölmemiş olan Sultan Abdülaziz Han, pencereden çıkartılarak adi bir perdeye sarıldıktan sonra yakın bir karakola nakledildi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan biri Trablusgarb’a sürüldü. Diğerinin de apoletleri söküldü. Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası Sultan İkinci Mahmud Hanın Çemberlitaş’taki türbesine defnedildi. Tahta yeğeni Abdülhamid geçti.
Yıldız’da Çadır Mahkemesi
Abdülhamid babasını ödürenler hakkında dava açtı ve sanıklar, Yıldız Sarayında kurulan Çadır Mahkemesinde yargılandılar!
İlginçtir, Mahkeme heyeti şu üyelerden oluşuyordu:
Başkan Ali Sururi Efendi, 2. Başkan Hiristo Forides Efendi, Üye Mehmet Emin Bey (Alman dönmesi Herman Schulenz), Üye Nikola Godban (Katolik Ermeni), Üye Dikran Yusufyan Efendi,
Ölüm kararını onaylayan Temyiz Mahkemesi üyeleri ise: İlyadis Efendi ile Yorgi Yorgadis (ikisi de Rum) idiler.
Adliye Nazırı tarihçi Ahmet Cevdet Paşa, mahkeme safahatını yargıçların arkasındaki koltuğuna oturmuş olarak takip etti. Tabii bu durum yargının bağımsızlığı ile bağdaşmazdı.
Duruşma iki günde, sanıklar gerçek anlamda savunma imkânı bulamadan sona erdi. Mahkeme Mithat ve Damat Mahmut Paşaları, Abdülaziz’in katline fiilen iştirakten idama mahkûm etti. Abdülhamid, arzusuna göre seçilen üyelerden kurulan bu kukla ve düzmece Yıldız Mahkemesinin verdiği kararlardan çok memnun olduğu için Ahmet Cevdet Paşa’ya, Bebek’te şahane bir yalı verdi. 
 Araya giren büyükelçilerin ve İngiltere hükümetinin etkisi ile ölüm cezaları ömür boyu hapse çevrildi. İdamların kamu vicdanı üzerinde yaratacağı olumsuz tepkilerden de çekinmiş olduğu için Abdülhamid bu cezaları sonsuz sürgün ve hapse çevirdi. Hükmün verilmesinden otuz bir gün sonra 28 Temmuz 1881 günü Mithat Paşa ve arkadaşları İzzettin vapuruyla Suudi Arabistan’da Taif şehrine gönderildiler.
Mithat Paşa’nın yargılanması ve mahkum edilmesi bütün dünyada “Adalet Paradosi”, “Hileli Duruşma”, “Adli Skandal”, “Meş’um Komedi” diye vasıflandırılarak ayıplandı. Siyasi mahkûmlar kötü şartlar içinde hasret, çile ve ızdıraplarla dolu olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. 8-9 Mayıs 1884 gecesi Mithat ve Damat Mahmut Paşa’ların hapishanede cesetleri bulundu. Boğularak öldürüldükleri iddia edilir!..

ATATÜRK DİYOR Kİ
Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye’nin yüzyıllar için
mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak
ve takdir ederek çalışmaktır

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş