TARİHTEN DERSLER:28 Şubat süreci nedir?

A+A-
Altemur KILIÇ
Pazarları bu köşemde aslında eski zamanları, eskiye ait anılarımı yazmak isterim. Ancak güncel gelişmeler sürecinde daha yakın tarihimize ait gerçekleri de hatırlatmak gerekiyor. Çünkü işler öyle karıştı, karıştırıldı ki neyin ne olduğu anlaşılmaz oldu... Mesela eski “darbeler” ve eski askeri müdahaleler... Önce cunta “darbesi” ile “emir komuta zinciri” içinde yapılmış müdahaleleri, mesela 12 Eylül Müdahalesini ayırmak ve bu müdahaleyi gerekli kılan zorunlu sebepleri, müdahaleden sonra yapılan vahim yanlışlık ve aşırılıklardan ayırmak gerekiyor...
27 Mayıs kaçınılmazdı
27 Mayıs darbesi özetle; siyasi tahrikler, yalan iddialar ve söylentiler sonucu ve öte taraftan zamanın DP iktidarının aymazlığı ve hataları yüzünden kaçınılmaz olmuştu. Ama sonra olanlar, düzmece yargılamalarla çığırından çıktı ve cadı kazanından bugün acısını çektiğimiz musibetler, mesela APO ve PKK çıktı...
12 Eylül müdahalesi de her gün çatışma ve terörden onlarca insanımızın  öldürülmesi ve iç savaş tehlikesi karşısında kaçınılmaz olmuştu ama sonra askeri idare büyük yanlışlıklar, haksızlıklar yaptı. Gerçek teröristlerle Ülkücüler aynı kefeye kondular ve hapishanelerde, mahkemelerde birlikte eziyet çektiler... Bu travmalar bugün Orduyu etkisiz hale getirmek için  “ibret” olarak kulanılıyor.
28 Şubat’a gelince
Ama 28 Şubat süreci bunlardan başkaydı ve hatırlatmak gerekiyor... Aslında 12 Eylül müdahalesi yapılmasaydı ne olurdu sorusu gibi, 28 Şubat “balans ayarı”  yapılmasaydı ne olurdu?.. Yıllar sonra bugün getirildiğimiz yerde olurduk! 
Bugün de “gemi azıya alan” gericiler, TSK’nın o zamanki tehlikeli gidişata engel olmasını, kara bir sayfa olarak göstermek peşindeler. Önceki gece “mâlumdan malum”, “fasıl heyeti” mensubu Fehmi Koru, Kanal 24’ün özel programını sunarken  “Şimdi bu olayların tekerrür etmemesi sürecini yaşamaktayız” dedi ve böylelikle de kendisini ve R.T. Erdoğan’ı ele verdi. Murad ettiği bu süreç, “Ergenekon süreci!” 
Bu süreçte ülkeyi irticadan kurtaran, 28  Şubat 1997 sürecinin intikamı alınmak isteniyor. Ve Erdoğan’ın deyimiyle bu süreçte “sonuna kadar” gidilecek!
Gerçekleri hatırlayalım: Refah Partisi, 1995 genel seçimlerinden az farkla da olsa ikinci DYP  ve üçüncü olan ANAP’ın önünde birinci parti olarak çıkmış iktidarı ele geçirmişti. Lideri Necmettin Erbakan  özledikleri rejim “kanlı mı olacak kansız mı” derken ve “kadayıfın altını kızartırken”, 28 Haziran 1996’da T.C. Başbakanı olmuş,  8 Temmuz’da güvenoyu almış, “irtica kadayıfının altı” kansız demokrasiyle “kızarmaya” başlamıştı.
1997 yılında 28 Şubat Müdahalesini gerektiren olayları, kısaca hatırlatalım:
Çadır unutuldu mu?
Başbakan Erbakan’ın İslam Birliği cümlesinden ziyaret ettiği Libya’da, Kaddafi’nin çadırda sarf ettiği ağır sözlerine karşılık vermeden muhatap olması... (Hatırlatalım; şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o zaman Refahlı olarak  “çadırda”, konu mankeni idi.)
Sarıklı, cüppeli, poturlu, tarikat şeyhlerinin, Başbakanlık konutunda iftar yemeğine katılmaları. Ve bir sürü diğer ayak sesleri... Taksim ve Çankaya’ya cami yapılması, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi teşebbüsleri. Laikliğin tartışmaya açılması... Ve iki önemli olay; İstanbul’da RP’li Sultanbeyli’de ilçeye Atatürk heykeli dikilmesini isteyen 2. Mekanize Piyade Tugayı Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu’na karşı, Belediye Başkanı Nabi Koçak’ın buna engel olması. (Sonunda Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, belediyeye rağmen Sultanbeyli’ye Atatürk heykelini dikti.) 30 Ocak 1997’de Sincan  Belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın sahneye koydurduğu cihad oyunu! Ve bunun üzerine 5 Şubat’ta Sincan’da tankların ve zırhlı araçların anlamlı “geçişleri”.
Ve karar
28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararlarda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran Kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri köktencilere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu. Böylelikle 28 Şubat süreci başlamış oldu... Neticede Erbakan ve Hükümeti, 30 Haziran 1997’de istifa etmek zorunda kaldılar!
Adına ne derseniz deyin; “balans ayarı”, “post-modern darbe”, “andıç”, bu hareket T.C.’yi büyük bir felaketin eşiğinden döndürmüştü. En sonda sorulacak ve cevaplanması gereken soru şudur; 28 Şubat Müdahalesi yapılmasaydı ne olurdu ve Türkiye nerede olurdu?
ATUTÜRK DİYOR Kİ
Arkadaşlar! Devrimimiz Türkiye’nin yüzyıllar için
mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak
ve takdir ederek çalışmaktır
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları