TARİHTEN DERSLER:İsmet Paşa, babam ve ben...

Altemur KILIÇ

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusunun Fransa’yı ve adeta tüm Avrupa’yı işgal ettikten sonra, Hitler’in Britanya Adasına saldırmak tehdidine karşı, Churchill’in, 1940 Mayısındaki meşhur;  “Sahillerde, çıkarma yerlerinde, tarlalarda ve sokaklarda dövüşeceğiz” sözlerine atıf yaparak AKP iktidarıyla  “Sokakta, parlamentoda ve mahkemede sonuna kadar mücadele edeceklerini”  söylemişti... Güzel bir benzetme! Erdoğan, bu sözleri ve o zamanlar olanları nerden ve ne kadar bilir, ama herhalde danışmanları hatırlatılmış olacak, hemen CHP’nin eski Genel Başkanı İsmet İnönü’yü Hitler’e benzetti! Ve hemen de cevaplarını aldı. Ben de köşemde yazdım; “İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşı kahramanı ve ülkemizi, dirayet ve basiretiyle, İkinci Dünya Savaşına sokmamayı başarmış bir devlet adamıydı. Onu değerlendirmek için, en azından (devlet adamı) olmak gerek!”
Ancak Erdoğan durmadı. Herhalde gene danışmanlarının tarihin sayfalarından çıkardıkları bir olayı, İsmet Paşa’yı özellikle dinci kesime hoş görünmek için, Mustafa Kemal’in Başbakan İsmet Paşa’ya 19 Şubat 1931 yılında gönderdiği telgrafı hatırlattı. Mustafa Kemal o telgrafta eski eserlerin, camilerin korunması talimatını veriyordu... Güya bunları korumayan İsmet Paşa imiş gibi...
Ekmek mi, baba mı?
Erdoğan son grup konuşmasında İnönü döneminde savaş yıllarındaki ekmek karnelerinden, yokluklardan söz etti... Bir çocuğun  “Bizi ekmeksiz bıraktın” demesine Paşa’nın “Ama seni babasız bırakmadım” cevabını es geçti... Sanki savaşın güç şartlarını İnönü yaratmış gibi... Erdoğan devrinde savaş yok ama ne oluyor!
Aslında Erdoğan nerdeyse Atatürk’ü de din düşmanı yapacak ve Hitler’e benzetecek ama şu sırada gücü yetmez... Fakat bütün tarihi iddialar ve benzetmelerinin altında Atatürk dönemine ve devrimlerine atıflar var!..
İsmet Paşa ve babam
İsmet Paşa tartışılır ve hırpalanmak istenirken onu savunmak görevi babam Kılıç Ali üzerinden bana da düşüyor!
İsmet Paşa ile babamın araları hiç iyi olmamıştı... Bu Mustafa Kemal’in yakın çevresinde kişisel rekabetlerden, mizaç  uyumsuzluklarından doğan bir durumdu... Babam ve Paşa arasında, devrimler ve temel siyaset hususunda fark-görüş ayrılığı yoktu; belki karşılıklı çekemezlik vardı.
Çok yakından bilirim. Babam, İsmet Paşa’nın milli mücadele kahramanı olduğunu ve  “devlet adamı” olduğunu her zaman söylerdi... Siyasi yöntemlerini eleştirmiş olsa da...
Tanığı olduğum bir olay: Atatürk’ün öldüğünden iki akşam sonra babam evimizde aile efradı ile konuşuyor... Biz daha çocuğuz, kenardan dinliyoruz... Babama,  “Kim Cumhurbaşkanı olur”  diye soruyorlar... Bazı adaylar var; Mareşal Fevzi Çakmak ve Dahiliye Vekili Şükrü Kaya gibi... Babamın cevabı:  “Paşa beni pek sevmez ve tasfiye eder ama bence İsmet Paşa’nın olması gerek... O bir devlet adamıdır” ...
İsmet Paşanın devlet adamlığını kanıtlayan çok şey var.. Lozan’dan başlayarak!
Ve nasıl bir devlet adamı ve Cumhurbaşkanı olduğunu bugünkülere örnek olacak bir olay...
12 Temmuz Beyannamesi 
Yıl 1947... 21 Temmuz seçimlerinde muhalefet partisi Demokrat Parti (DP) azınlıkta ve iktidar büyük çoğunlukla CHP’de kalmıştı. Ancak Celal Bayar ve Adnan Menderes liderliğindeki DP, yurt sathında ve de TBMM’de sert bir muhalefet sürdürüyorlardı... CHP’nin totaliter eğilimli Başbakanı Recep Peker, Meclis’te 1947 yılı bütçe görüşmelerinde Adnan Menderes’in sözlerini, ’kötümser, psikopat, mariz (hastalıklı) bir ruhun ifadesi’olarak tanımlıyor ve kıyamet kopuyor...
DP milletvekilleri salonu terk ediyorlar... Ve on celse Meclis toplantılarını boykot ediyorlar. ’Psikopat olayı’ diye tarihe geçen, bu olay yurtta tansiyonu son haddine getiriyor! Bunun üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, DP Genel Başkanı Celal Bayar ve Fuat Köprülü ile görüşüyor ve sonra siyasi tarihimizde ’12 Temmuz Beyannamesi’diye anılan tarafsız bir açıklamayla tansiyonu düşürüyor ve ortalığı yatıştırıyor!
İnönü ve ben
Ve naçizane  “İnönü ve bendeniz...” Ankara’da İsmet Paşa’nın, Kazım (Özalp) Paşa’nın çocukları ile oynardık. Büyüklerim  “İsmet Paşa’nın çocukları gibi uslu olun” derlerdi. Bir keresinde galiba rahmetli Ömer İnönü  “Biz İsmet Paşanın oğullarıyız” diye böbürlenince “Ben de Mustafa Kemal’in çocuğuyum” diye cevap vermiştim.
Paşayı ilk hatırladığım, beş altı yaşlarımda iken Ankara’da eniştem rahmetli Mithat Alam’ın Kavaklıdere’deki köşküne briç oynamaya geldiği zamanlardı...
Burada bir dip notu: Bu köşk Ankara’nın ilk modern, parkeli ve kaloriferli evidir...
Eniştem Mithat Bey Kudüs’ün son Osmanlı mutasarrıfıydı... Sonra iş adamı olmuş ve nikahını Mustafa Kemal kıymış  “mıhri müeccelini”  o belirlemiş... Gazeteci Leyla Umar’ın da başka eşinden büyük babası olan Mithat Bey çok zarif bir adamdı... Birisine kızınca, “Size neredeyse nünasebetsiz diyeceğim”  dermiş...
“Sen aldırma onlara...”
Dönelim o köşkün  “Şark Oodası”  denen, briç oynanan odasına... Paşa beni yanına çağırıyor ve kucağına oturtuyor. Bana topçu subayı amcam Muzaffer Kılıç’ın öğrettiği topçu komutlarını söyletmekten keyif alıyor!
Yıllar sonra 1964’de Paşa Başbakan olunca ben ona bağlı Basın Yayın Genel Müdürüyüm... Beni Kılıç Ali’nin oğlu olduğum için görevden almıyor ve aksine koruyor. Türkiye Radyolarından da sorumluyum. Zamanın Niğde Milletvekili  “Romel Asım” askeri kampta komutanımdı ama Mecliste beni radyo haberlerinde tarafgir olmakla suçluyor... Paşaya gidiyorum ve belgeleriyle, öyle olmadığını  kanıtlamak istiyorum. Paşa bunun üzerine,  “Aldırma bunlar siyaset           gereği sen doğru yaptığını biliyorsan öyledir” diyor...
Ve bu dönemde mesela yabancı gazetecilere verilen resepsiyonda benim koluma girerek dolaşıyor. Herhalde anlamlı olarak!
Son bir not: O sıralarda babamı         Paşa ile, eski mücadele arkadaşıyla barıştırdım!

ATATÜRK DİYOR Kİ
 “Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.. Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır... Ulusun bağımsızlığını,
yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır...”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş