TARİHTEN DERSLER:Türkiye, tarihin kıskacında

A+A-
Altemur KILIÇ

Türkiye’nin, Türk Milletinin adı büyük ve bunun için de oynanmakta olan  “Oyun” çok büyük! Çok boyutlu devam ediyor... İçimizdeki sözde aydınların ve de meczupların desteğiyle! Ortam ve zemin müsait; Türkiye şu sırada iç siyaseti ve ordusuyla en zayıf durumunda; gelen vuruyor giden vuruyor! Tesadüf mü? Eski bir sözü değiştirerek yazalım: “Bozkurt yere yatırılınca, bıçağını bileyen çok olur!” İçimizdeki bazıları “Zemzem kuyusuna işeyerek” meşhur olmak istiyor, “ışığı gören tahtakuruları” gibi kovuklarından çıkıyorlar!
Dürüst tarihçiler
Dürüst tarihçilerin ülkelerinin, milletlerinin yakın, uzak tarihlerini ve köklerini araştırmaları ve kötü sayfalar da varsa, bunları da ortaya çıkarmaları bilim açısından doğru, hatta zorunlu! Ne var ki, dünyada tarihçiler, bu araştırmalarını objektif olarak peşin  hükümlü olmadan yaparlar, tarihlerindeki güzel şeyleri öncelikle ortaya çıkarırlar.
Bizim bazı sözde aydınların “Resmi tarihle” güya hesaplaşmak için, “araştırmalarındaki” başlangıç noktaları, “tarihimizde ne kadar kötü şey bulabiliriz” sorusudur. İşe, bu maksatla başlarsanız, elbette bir şeyler bulur, bulamazsanız da icat edersiniz, uydurursunuz! İşte şimdi sözde tarihçilerin, “aydınların” yaptıkları da bu! Tarihin çöp kutularını eşeleyip, Türklük aleyhinde bir şeyler bulunca veya uydurunca, keyifleniyorlar. Bunlar, Nobel Ödülüne talip ve hatta nail olurlar!
Bu erkekler, kadınlar, tarihimizde iftihar edilecek olaylar veya yabancıların Türklere yaptıkları mezalim konusunda tesadüfen(!)bulduklarını, bildiklerini neden yazmazlar? Mesela bir İngiliz tarihçinin yazdığı, 1820’de Mora’da 20.000 Türk’ün Rum komşuları tarafından bir gecede katledilmesinden neden söz etmezler? Ermenilerin, Hocalı’da binlerce Azeri Türkünü şehit etmeleri, onları neden ilgilendirmez? Çünkü, bunları yazmak prim yapmaz! Onlara göre Taşnaklar masum, ama Boğazlıyan Kaymakamı merhum Kemal Bey katildir!
Pasifik nire, İzmir nire?
Bakın halen Amerika’da gösterilmekte olan 2. Dünya Savaşı’nda, Pasifik’teki muharebelerle ilgili bir TV dizisinde, Avustralya’da bir kadın, bir Amerikan askerine “Türkler, 1922’de İzmir’i ‘işgal’ ederken, şehri ateşe verdiler. ‘Vahşetlerinden’ canımızı güç kurtardık” diye dert yanar! Ne alaka? Ama sokuşturmışlar işte!.. Jeneriğe dikkatle bakın; bir yerde nuhakkak bir Ermeni veya Rum vardır! Nitekim dizinin üçüncü bölümünün iki senaristinden biri Yunan kökenli Amerikalı George Pelecanos... Tabii, Yunan ordusunun Batı Anadolu’da yaptığı mezalimden, ne onlar söz ederler, ne de bizimkiler! Bu rezil dizi Türkiye’de de gösterilecek, reyting yaparsa hiç şaşmayın! 
Talat Paşa
Hadi onlar yabancı, ya bizimkilere ne demeli. İşte, buyurun; Ankara Barosu avukatlarından Bendal Celil Ezman, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunmuş. “Ermeni soykırımı tanınsın, Talat Paşa ve şerikleri yargılansın, adı, heykeleri sokaklardan kaldırılsın” diyor! Üstelik “tehcir” suçundan idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in dikilmiş heykelinin de kaldırılmasını talep ediyor... Dirayetli Sadrazam Talat Paşa’nın Berlin’de bir Ermeni komitacı tarafından alçakça şehit edildiğinden söz yok! Bu meczuba haddi bildirilmezse “cezalandırılmayacak” kimse kalmaz... Ama bu adama neden kızmalı; Ermeni komitacılar İttihatçı Cemal Paşa’yı da Tiflis’de şehit ettiler ama torunu Hasan, Ermenilerden özür dileyenlerin önde geleni!
Bu Ezman, “Ermenilerden özür dilerim” kampanyasına da imza atmış ve kendisine “sütü bozuk uşak” diyen Hasan Celal Güzel aleyhine 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle dava açmış! Kazanırsa şaşmam!...
Prof. Deringil
Haydi Ezman, şöhret düşkünü biri, müşteri arıyor! Ya, bir çok kitabın yazarı Profesör Dr. Selim Deringil’in, malum TARAF’ta Neşe Düzel’e “Ermeni Tehciri” konusunda söyledikleri? Ezman’ın saçmalarının, sözde “bilimselcesi” !
“Tehcir” yani Ermenilerin Birinci Dünya Savaşında, Rus cephesinde Ordumuzun gerisinden zarar veremeyecekleri başka bölgelere nakledilmeleri “faciadır” diyor ve ekliyor: “Bunun, İttihatçıların yüksek kademesindeki birilerinin fikri olduğu muhakkak da... Bu kişi Talat da olabilir, Enver’in kendisi de olabilir.”  Deringil, Taşnaklardan hiç söz etmiyor ama Osmanlı Devletinin resmi istihbarat örgütü  “Teşkilatı Mahsusa’nın” bir “cinayet örgütü” olduğunu iddia ediyor...
Deringil, neredeyse Mustafa Kemal’i de suçlayacak ama pek cesaret edemiyor. Diyor ki; “Mustafa Kemal resmî tarih olan Nutuk’ta Ermeni katliamından hiç bahsetmiyor. Bugüne kadar Mustafa Kemal’i doğrudan doğruya itham eden hiçbir şey çıkmadı”. Çıkarsa çok memnun olacak anlaşılan! Ama İsmet İnönü’yü bulaştırmaya çalışıyor:
“İnönü Malatyalı. İnönü’nün bu sürgün meselelerinde, tehcirde, en azından karşı çıkmadığı açık”... O zaman binbaşı olan İnönü, emirleri mi yerine getirmiş tehcir sırasında? Hatta  “suçlular”  arasında İttihatçı Galip Hoca (Celal Bayar) da var!
Ve işin bam teli; Düzel soruyor:  “Ermeni katliamı ve tehcir için ” Bu, Osmanlı’nın son döneminde İttihatçılar tarafından yapıldı “ diyemez miyiz? Cumhuriyet’i kuran bazı kadroların da ortak oldukları bir suç mu bu?”
Deringil cevaplıyor: “Bütün sorun o ya; Vakti zamanında bunu diyebilirdik. Bolşeviklerin, ‘Biz, Çarlığın bütün suçlarını kabul ediyoruz. Ama biz yeni bir oluşumuz’dediği gibi bizimkiler de o tarihlerde bunu söyleyebilirdi. Ama söylenmedi.’ Osmanlı ne yaptıysa yaptı. Biz, yeni bir oluşumuz’demediler”...
Düzel daha da kurcalıyor: “Söylenmemesinin nedeni tehcir uygulamasının içinde yer almış olmaları mı, Cumhuriyet’i kuranların olması mı?” El cevap: “Evet... Zaten mesele oradan kaynaklanıyor ve bu olay onun için kabul edilemiyor. Tazminat talepleri de tabii hesap ediliyor ama... İşin en vahim tarafı bu sürekliliktir. Mustafa Kemal hakkında doğrudan bir itham, suçlama hiçbir yerde yok ama onun altındaki kadrolar için var. İnönü hakkında doğrudan değil, dolaylı bir şey var. Zaten tehcir işi için koskocaman bir kadro gerekiyor. Cumhuriyet’i İttihatçılar kurduğuna göre, ’iyi’ve ’kötü’İttihatçılar diye komik bir ayırım da yapılamayacağına göre, bu tehcir de İttihatçıların uygulaması olduğuna göre... Ermeniler bizim diplomatları katletmeye başlayana kadar bu meseleye kimse kafa yormadı.”
Son bir not: Deringil (babası Osman Bey’i tanırdım. Saygın bir diplomattı) sıkı bir AKP yanlısı.

ATATÜRK DİYOR Kİ
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları