Tarihten, Silivri'ye uzanan yolculuk...

A+A-
Altemur KILIÇ

“Asrın Davası”, daha doğrusu “asrımızın hukuk skandalın duruşmaları” Silivri’de başladı! O “Ergenekon Davası” duruşmalarının sıkıyönetim mahkemelerine, 1960-1961’de Yassıada’daki gibi bir “ucubeye” dönüşmemesi için umumi davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sayın yargıçlarına Allah kuvvet ve sabır versin!
Dünya tarihinde -tarihimizde- çok önemli davalar görülmüştür. Sokrat’ın yargılanmasından başlayarak bu davalara kısa bir gezinti yapalım...
Yunan filozofu Sokrat (MÖ. 399) zamanına ve zamana göre, aykırı sayılan düşüncelerini öğrencilerine öğretmek suçuyla yargılanmış ve zehir içirilerek idam edilmişti. Fransa’da Jan Dark 1431’de yargılanmış ve ateşte yakılmıştı. Rahip Martin Lüter 1521’de Katolik dogmalarına karşı çıktığı için yargılandı!
Fransa Kralı 16. Lui ve eşi Kraliçe Mari Antuanet 1793’te “Halk Mahkemesi” tarafından yargılandılar ve başları giyotinle kesildi. “Giyotin” adlı Fransız cerrahı, mahkûmları, asılmak veya başlarını baltayla kesmek yerine, daha çabuk ve insani bir  yöntemle idam etmek için, adıyla anılan bu aleti icat etti ve  Fransız İhtilali’nin terör döneminde yüzlerce kişi Halk Mahkemeleri tarafından idama mahkûm edildi ve başları “giyotinle” kesildi. İdam meydanı tam bır sirke dönerdi; seyirciler cellatları alkışlar ve mahkûmları yuhalardı. Ön sıralarda bu idamları seyrederken örgü örmeye devam eden “trikotüzler” bu “şovun” simgesi idiler!

Elektrikli sandalyede infaz
Sonra gene Fransa’da Alfred Dreyfus davası (1891-1894) bir hukuk-adalet hatasından dönüşün acı öyküsü! Musevi asıllı topçu yüzbaşı Almanlara casusluk yaptığı uydurma ihbarı yüzünden yargılandı, ordudan atılıp Şeytan Adası’na sürüldü! Romancı Emil Zola “Suçluyorum” adlı yazısıyla bu hatayı -haksızlığı- teşhir edip asıl casusun başkası olduğu anlaşılınca Dreyfus yeniden yargılandı ve aklandı. İade-i itibar etti, ordudan atılırken merasimle kırılan kılıcı ve rütbesi iade edildi, ama hayatından yıllar koparıldıktan sonra! 
Diğer ünlü davalar: 1924’te Nasyonal Sosyalist lideri Adolf Hitler iktidara gelmeden önce “Birahane Darbesi” ne kalkışmak suçundan Münih’te yargılandı... Hitler iktidara geldikten sonra Rayştag Yangını komplosuyla dava açıldı ve sanığı idam edildi... Atlantik’i ilk aşan Lindberg’in çocuğunu kaçıran Hauptmann’ın 1935’te yargılanması ve idamı! Gene 1951’de “Rozenbergler Davası”. Benzeme yoluyla herkesin komünist olduğu iddia edilen McCarthy davaları... 1921’de Sacco Vanzettu Anarşistler Davası... 1925’te  “Maymun Davası”... Büyük Savaş’tan sonra Nazi harp suçlularının 1945-49 arasında yargılanmaları! Nihayet gene Amerika Oklahoma’da bir binayı havaya uçurarak yüzlerce insanı öldüren terörist Timoth McVeigh’in yargılanması ve 1997’de elektrikli sandalyede infaz edilmesi!

İstiklal Mahkemeleri
Türk tarihinde ünlü Yıldız Mahkemesi... Mithat Paşa’nın Abdülaziz’i  öldürtmek suçundan yargılanması... 1942-43’te Turancı ve milliyetçilerin İstanbul Tophane’de Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından yargılanmaları (ben yargılanmaktan kıl payı kurtulmuştum)...
Ve nihayet babamın da üyesi bulunduğu Ankara İstiklal Mahkemesi... İstiklal Mahkemeleri’de  özellikle eski İttihatçıların Mustafa Kemal’e suikast teşebbüsünden yargılanmaları sonucunda 4 kişi idama mahkûm oldu ve  hükümleri infaz edildi! Rahmetli Uğur Mumcu bu konuda şöyle yazmıştı: ’İstiklal Mahkemeleri “mahkeme” sayılmazlar. Bunlar, savaş ve ihtilal dönemlerinde rastlanan antidemokratik “infaz kurulları” dır’. Bir bakıma öyle, ama rahmetli babam İstiklal Mahkemeleri’nin Fransız Halk Mahkemeleri’ne asla benzemediğini ve yargıçların vicdanlarının sesine göre karar verdiklerini söylerdi. Ve de sorardı -ben de sorarım- o mahkemeler olmasaydı, işbirlikçiler, asker kaçakları, mürteciler Cumhuriyet’e başkaldıranlar tasfiye edilmeselerdi ne olurdu? Buna rağmen bu kişilerin kökleri kazınamamış!
İlahi Adalet Mahkemeleri de başka!
Yıldız Mahkemesi, 32’nci Osmanlı Pâdişâhı Abdülaziz Han’ın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolu’nun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir.

Abdülaziz’in
şehit edilmesi...
Sultan Abdülaziz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm Hayrullah Efendi ve Midhat Paşa’nın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşa’nın ayda yüz altın lira maaşla Fer’iyye Sarayı’na bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4 Haziran 1876’da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine gidilmedi.

İntihar değil suikast...
Sultan Beşinci Murâd Han’ın kısa saltanatından sonra pâdişâh olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han, amcası Abdülazîz Han’ın şehit edilmesiyle ilgili olarak el altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vâsıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip, sûikastle öldürüldüğü kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881’de soruşturmaya başladı. Soruşturma komisyonunda Şûra-yı Devlet Tanzimat Dâiresi Başkanı Çorluluzâde Mahmûd Celâleddîn Bey’le mâbeynci Râgıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan soruşturma sırasında sanıklar ve şâhitler dinlendi. Soruşturma neticesinde; bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülazîz Han’ın hizmetine tâyin olundukları, Abdülazîz Han’ın icâbında kendisini savunabileceği palasının bir tertiple alındığı, üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara odasında muâyene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer’iyye Karakolu’na indirildiği, ölümü hakkında 19 doktor tarafından verilmiş raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen makasın bu yaraları meydana getirebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifâdede bulunulduğu, Hüseyin Avni Paşa’nın; “Bu avam cenâzesi değildir. Size her tarafını muâyene ettirmem” demek sûretiyle tam muâyeneye mâni olduğu, cenâze görülmeden yalnız Fahri Bey’in sözüyle yetinilmek sûretiyle şer’î (dînî) îlam yazıldığı, Abdülazîz Han’ın hizmetine tâyin edilen pehlivan Mustafalar ve Hacı Mehmed’in olaydan sonra cüzi bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla memleketlerine gönderilmiştir” diye halka îlân edildiği, Abdülazîz Han’a büyük kin besleyen Hüseyin Avni Paşa’nın olay günü Kuzguncuk’taki yalısından ilk olarak Fer’iyye’ye gelmiş olduğu, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn ve Dâmâd Nûri paşaların Beşinci Murâd’ın annesinin isteğiyle Abdülazîz Hanı öldürmek üzere emir verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan raporda Abdülazîz Han’ın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu belirtildi.

Olağanüstü
Soruşturma Meclisi
Sultan İkinci Abdülhamîd Han bu raporu Şeyhülislâm Uryânizâde Ahmed Esad Efendi, Dâhiliye Nâzırı Mahmûd Nedim Paşa, Tunuslu Hayreddîn Paşa ve Şûra-yı Devlet Tanzimat Dâiresi Başkanı Mahmûd Celâleddîn Bey’den meydana gelen bir komisyona ve Sadrâzam, Şeyhülislâm, Dâhiliye Nâzırı ve Hâriciye Nâzırı’ndan meydana gelen ikinci bir üst heyete inceletti. Bakanların tam kanaat getirmesi için sanıkların ve şâhitlerin Bakanlar Kurulu huzûrunda ifâdelerinin dinlenmesini de uygun gören Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bu görüşünü heyete bildirdi. Ayrıca bu işle ilgili görülen Mütercim Rüşdî ve Midhat Paşaların da tutuklanarak muhâkeme edilmeleri için olağanüstü bir Soruşturma Meclisi’nin kurulmasını Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) üyelerine bildirdi. Bunun için sarayda toplanarak bir karar vermelerini istedi. Sadrâzam Saîd Paşa’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu meseleyi görüştü. İfâdeleri tespit edilmiş olan sanıklar hakkındaki iddianâme okundu, fâillerden bir kısmı getirtilip Bakanlar Kurulu huzûrunda konuşturuldu. Durumu tekrar değerlendiren Bakanlar Kurulu, sanıkların cezâlandırılmak üzere evrakıyla birlikte mahkemeye sevk edilmelerini, Yıldız Sarayı yakınında Malta Karakolu’nun yanındaki bir çadırda mahkeme kurulmasını, mahkemenin alenî (açık) olması ve seyircilerin Adliye Nâzırlığı’ndan alınacak dâvetiye ile mahkeme salonuna girmeleri gibi hususları kararlaştırdı.

Herkese davetiye verildi
Mahkemeye Adliye Nâzırlığı’ndan alınan dâvetiye ile girildiği için yabancı muhâbirlerin ve kordiplomatiğin hepsine ve sanıkların âilelerine dâvetiyeler verildi. Türk gazetecileri de mahkemeyi tâkip ediyorlardı. Sanıkların duruşma ve muhâkemeleri temyize bağlı İstinaf Mahkemesi’nin Cinayet Mahkemesi tarafından yürütülecekti. Bu mahkemenin reisi Ali Sürûrî Efendi, ikinci reisi de Hristo Forides idi. Mahkeme heyetinin diğer üyeleri Emin Bey, Hüseyin Hâmid Bey, Emin Efendi, Gadban Efendi ve savcı Latif Bey, yardımcıları ise Reşid ve Raif beylerdi. Ayrıca soruşturmayı yapmış olan Fındıklılı Mehmed Efendi ile Hüseyin Şükrü Efendi de bu heyette yer almıştı.

Alfred Dreyfus casusluk yapmakla suçlanmış ve kılıcı kırılarak Şeytan Adası’na sürülmüştü.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları