"Tartışma programları"nı tartışmanın zamanı geldi ve geçiyor...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bazı şeylerin cirmi küçük fakat cürümü büyüktür. Söz gelimi dil küçüktür ama bazen öyle bir laf ederiz ki ortaya çıkan sorunu çözmeye gücümüz yetmez... Aynı şekilde, toplum hayatında da başlangıçta masum göründüğü için önemsenmeyen bazı işler vardır ve zaman içinde sosyal dokumuzda tedavisi imkânsız yaralar açar. Özel televizyonların kurulmasıyla birlikte reyting kaygısıyla ekranlarda “tartışma” adına başlatılan horoz dövüşleri bunun en bariz örneğini teşkil etmektedir.
Aslında “tartışma”, “tartmak”  kökünden gelir. Herhangi bir meseleyi birlikte tartarak onun gerçek değerini öğrenmek için tartışırız. Namık Kemâl’in dediği gibi:  “Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar.”  Bugünkü ifade ile hakikat şimşeği fikirlerin çarpışmasından ortaya çıkar. Ama maalesef bizde tartışma; “atışma”  yahut  “inatlaşma”  şeklinde cereyan etmektedir. Televizyonlar vasıtasıyla bu atışmaların bütün insanların huzurunda yapılır hale gelmesi, hele hele  “tartışma” nın televizyon kanallarının reyting yarışına âlet edilmesi, işin çığırından çıkmasına yol açmıştır.
Şöyle geriye dönüp hafızamızı yokladığımızda birkaç yıl önce ekranlarda hararetle dinî konuların tartışıldığını hatırlarız. Bilir bilmez, yetkili yetkisiz birçok çenesi güçlü insan televizyonlarda dinî meseleleri tartıştılar. İnsanların itikatlarının sarsılıp gevşemesinden başka ne elde edildi söyler misiniz?..
Bir-iki senedir de televizyonlarda  “kimlik”  tartışmaları yapılıyor. Üst kimlik alt kimlikle başlayan ve  “Kürt açılımı”, “Ermeni açılımı”, “Roman açılımı” ile devam eden bu tartışmaların son geldiği nokta şu oldu: “Türkiye’nin bölünüp parçalanması dahil her şeyi tartışmalıyız!..” Daha da vahimi iş bu kerteye gelmiş olmasına rağmen ne hükümet ne de Cumhurbaşkanlığı tarafından herhangi bir tepki geliyor. Eyvâh ki eyvâh!..
Bu noktada Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sinde geçen şu satırları hatırlatmadan geçersem, sorumluluğumu yerine getirmemiş olurum:
“Ey Türk Gençliği!..
(...)
İstiklâl ve Cumhuriyetine kast edecek düşmanlar, bütün dünyada emsâli görülmemiş bir gâlibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgâl edilmiş olabilir... Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyâsî emelleriyle tevhit edebilirler. (...) İşte bu ahvâl ve şerâit içinde dahi, vazifen Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.”
 Bir adama kırk gün deli dersen gerçekten deli olurmuş, derler. O hesap, ekranlarda yapılan yıkıcı ve bölücü tartışmalar artık insanlarımızı uyuşturdu. Millî birlik ve beraberlik reflekslerimiz dumura uğradı. Bölünüyormuşuz, parçalanıyormuşuz, kimsenin umurunda değil... Bence bu kötü gidişe yani bölünmeye çanak tutan tartışma programlarına bir çeki düzen vermenin zamanı geldi ve geçiyor. Son pişmanlık fayda etmezmiş. Bizden söylemesi...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları