Taş olsa çatlardı...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Karanlıkları aydınlanmayan 15 Temmuz gecesi ile ilgili yazmak istiyorum. Halen iddianamesi bile çıkmayan davalar var. Bir taraftan soruşturması devam etmekte olan davaların gizliliğini ihlal etmek, diğer taraftan "mış gibi görünenler" ya da kriptoların hedef gösterdiği isimlere zarar verme endişesi duyuyorum. Aksi halde bildiklerimizi, duyduklarımızı, bize ulaşan ifade tutanaklarından neler çıkar neler... Hata yapmama adına 15 Temmuz'dan önce bitmiş kitabımızı bile yayına vermezken; bakıyoruz da "Fetösavar"lar "kes-kopyala-yapıştır" metodu ile darbenin televolesini yazıp, kitap diye vitrinleri işgal ediyor.

Yıllarca Silivri'deki kumpas davalarını takip et... Çeşitli cezaevlerinde her hafta ziyarete git. Hakim ve savcıların görmediği dahası sakladığı delillerin peşine düş. O kimsesiz, karanlık günlerde Teğmen Çelebi, Dijital Terör ve İmamların Öcü adlı kitapları kendi imzan ile yayınla... Hapishanelerdeki kitapların çoğu baskıdan önce elinden geçsin. Editörlüğünü yap. Yayınlat, dağıt, tanıt... Yıldırmaya dönük tehdit, şantaj ve itibar infazlarına boyun eğme. Ceza ve tazminat davaları ile boğuş. Her birinden beraat et. Aklan. Ve yazdıklarının hepsi doğru çıksın. Bir tane yanlış bulunamasın. Ve yanlış yönlendirme, algı operasyonlarına karşı tetikte ol, titizliğin yüzünden yazdıklarını bile "acaba?" düşüncesiyle yayınlama... O bitmeyecekmiş gibi düşünülen, her anında bedel ödenen karanlık dönemde belki 15-20 belki de 40-50 kitap yazmak var iken, tarihe sorumluluğun yüzünden uzunca bir demlenme, mayalanma zamanı için sabret... Doğrusu taş olsa çatlardı. Bir tek "sehven" yüzünden bugüne kadar yazdıklarımın inandırıcılığını kaybetme ihtimali belki de beni "paranoyak yaptı. Üstelik bu esnada 7 Eylül 2016 günü "FETÖ adına bir siyasi partiye sızmaya kalkışmak" yüzünden göz altına alınarak sorgulandım. Dosya nedense halen açık tutuluyor. Fakat "At izinin it izine karıştığı" yine ilk defa telaffuz eden yazan da ben oldum. İnsanlık dışı işkenceyi ilk kez gündeme getirdim. Başta vatan görevini yapmakta olan er-erbaşların derhal serbest bırakılmasını, masum askeri öğrencilerin, verilen emri yerine getirmekten başka bir suçu olmayan uzman çavuş, astsubay ve genç subayların tahliyesini talep ettim. Nafile, halen ses yok. Bunca uğraşının da bedeli var. Tutuklu ailelerinin dosya yağmuruna tutulmuş vaziyetteyiz. Bir çoğunda somut deliller ile örgüt irtibatı olmadığı ortada. İşin garip yanı darbeye karşı çıkanlar, darbeciler ile çatışan, onları teslim edenler bile tutuklu. Bir de kumpasçıların darbe öncesi hedef gösterdiği bazı isimler var ki içler acısı durumları... (Konuya yarın devam edeceğim.)

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları