Tayyip Erdoğan Aynaroz'a uğrasaydı

A+A-
Arslan TEKİN

R. T. Erdoğan Yunanistan'a gitti. Öyle bir dil kullandı ki,  şaşırıp kaldık.

Yunanistan'la ilişkilere önem veririm. Yunanistan'da yaşayan halkın yarısından fazlası belki, Türkiye'den gidenlerin çocuklarıdır. Yüreklerinin bir tarafında Anadolu yatar. Kimi siyasî gaye güder, kimi "hasret"i içinde büyütür. Ortodoksların özellikle Karaman yöresinden gidenlerin Türk soylu olduklarını da belirteyim.

Yunanistan'a dair, iki ayrı zamanda üç röportajım vardır. İlki, komünizm yıkıldıktan hemen sonradır. Balkanları dolaşırken, bir farklı ülke Yunanistan'a da geçtim. Yer yer temas ettiğim için, ayrıntı vermeyeceğim. Zaten kitaplar da var. Selanik Başkonsolosu Murat Bilhan'la sohbet ederken, "Aynaroz Yarımadası'na gitmeniz lâzım." dedi. Kendisi gitmişti. Giden ilk Türk diplomattı. Bu konuşmadan altı sene sonra emelime ulaştım. Aynaroz'a giden ilk Türk gazetecisi idim. (Önce giden olup olmadığını araştırdım. Bilgi bulamadım.)

Yarımadada sadece papazlar ve keşişler yaşıyor.  Dişi hiçbir varlığın girmesine izin verilmiyor. Kaldığımız manastırda, bir kafeste tek kuş vardı. Sormama gerek yoktu ama yine de sordum. Kıbrıslı papaz: "Kuş erkek." dedi. Dişi kedi, köpek girse, bulduklarında yarımadadan çıkarıyorlarmış.

Osmanlı zamanında da otonomi ile idare ediliyordu, Yunan Devleti kurulduktan sonra da... Dinî bağı da Atina ile değil, İstanbul'da Fener Rum Patrikhanesi'yledir. (Ben Yarımadadan ayrılırken, Bartholomeos da Aynaroz'a gemiyle gidiyordu. Manastırlar, gelişi için hazırlanmış, büyük törenler düzenlenmişti. Bartholomeos'a, sonra İstanbul'da görüşmemizde: "Geleceğinizden haberim olsaydı kalırdım. Sizi orada görememekten üzüldüm." dedim. Aynaroz'a nasıl girdiğime o da şaşırmıştı. Sonra epey şey konuştuk.)

Yarımadanın bir hususiyeti Hristiyan tebaanın şuurlandığı, fikren başkaldırma hazırlıklarının yapıldığı bir merkez oluşudur. Yabancılar bunu araştırıp yazmışlardır. Biz de işledik.

65 yıl sonra bir cumhurbaşkanı Yunanistan'a gidiyor, Gümülcine'ye de uğruyor. Bari haritada gördüğünüz üç parmağın bizden taraf en ucundaki Aynaroz'a da uğrasaydı, atmosferi bir görseydi. (İzin verirler miydi bilmiyorum. Belirttiğim gibi, ayrı bir idaresi var oranın.)

Aklınıza gelen soruyu ben sorayım: Neden Selanik'e uğramadı?  Atatürk'ü madem Kemalistlere bırakmayacaklar, evine gitmesi anlamlı olmaz mıydı? Eve girip üst kata çıksaydı, bir rahle ve üzerinde, M. Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ın okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i görecekti. Belki Millî Mücadele'yi başlatanların aziz ruhlarına Kur'ân tilâvet ederdi.

Son zamanlarda tartışılan bir isim Şeyhülislâm Mustafa Sabri'dir. 1927-1930 yılları arasında Gümülcine ve İskeçe'de kalmış, Yarın ve Peyam-ı İslâm gazetelerini çıkarmış. (Araştırıcılar keşke bu gazetelere ulaşsalar ve M. Sabri'nin yazılarını derleseler. "muhalif" kalemi okurduk.) Acaba Gümülcine'de Mustafa Sabri söz konusu edilmiş midir?

Venizelos, 1929'da, Lozan'dan altı yıl sonra, Türkiye'ye geliyor. M. Kemal ve İsmet Paşalarla görüşüyor. Bir konfederasyonu bile konuşuyorlar! Çünkü Türk ve Yunan halkları hemşehri!

Diplomasi dili başka bir dil... Harala gürele bir şey halledilemiyor.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları