Tek Adam Erdoğan, neden kongre yaptı?

İsrafil K.KUMBASAR

Türk siyasi tarihinde bir ‘demokrasi katakullisi’ daha başarı ile gerçekleşti.
‘Demokrasi’ mücahitliğine soyunan Tayyip Erdoğan, 3 Ekim 2009 tarihinde yapılan AKP 3’üncü Olağan Kurultayı’nda ‘tek aday’ olarak girdiği seçimde, ‘kendisi’ tarafından belirlenen 1363 ‘asker’ delegenin 1362’sinin oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi.
Erdoğan tarafından ince elenip sık dokunularak hazırlanan ‘tek liste’ yine ‘noter’ delegeler tarafından firesiz bir şekilde onaylandı.
Bu sonuç, ‘demokratik’ açılım tartışmaları ile ülke gündemini oyalayan AKP’nin, gerçekte nasıl bir ‘lider sultasının’ esareti altında olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Adımız kadar eminiz ki Erdoğan, ancak ‘canı istediği’ zaman koltuğunu ‘güdebileceği’ bir kişiye bırakıncaya kadar, parti içerisinde hiç kimse karşısına aday olarak çıkmaya cesaret edemeyecek.
‘BOP’ mücahitlerine hayırlı ve uğurlu olsun.
Peki, parti kurultaylarının amacı, ‘parti içi demokrasinin’ önünü açmak, parti yönetiminden hoşnut olmayanlara ‘kendilerini ispatlama’ fırsatı sağlamak değil midir?
Madem, Erdoğan’ın karşısına herhangi bir alternatif aday çıkmayacaktı, o zaman bu kongre neden yapıldı, söyler misiniz?
‘Mevzuat’ Efendi memnun olsun diye mi?

* * *

İktidar erkini ele geçirebilmek için üzerine ‘papaz elbisesini’ giyip, usül gereği ‘demokrasi tramvayına’ binen Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde meydanlarda aynen şöyle haykırıyordu:
- “Türkiye liderler sultası tarafından idare ediliyor. Biz millet iradesini hiçe sayan tek adam anlayışına son verecek, herkesin hakkına, hukukuna riayet eden bir yönetim tarzı ortaya koyacağız. Parti içi demokrasiyi geliştireceğiz.”
Erdoğan, partilerindeki ‘lider diktatoryasına’ isyan eden kitlelerin oylarını alarak iktidara geldi.
Peki ne yaptı?
İlk önemli icraatı, ‘teslimiyetçi’ icraatlara karşı çıkabilecek ‘çatlak sesleri’ susturabilmek için ‘parti tüzüğünü’ değiştirmek oldu.
Kendisini ‘süper yetkiler’ ile donatarak, ‘otoritesini’ daha da kuvvetlendirdi.
‘MYK üyelerini belirleme ve görevden alma’ yetkisini tamamen kendinde topladı.
Parti organlarının seçimlerinde öngörülen ‘çarşaf liste’ uygulamasına da son verdi.
‘Parti içi demokrasiyi’ tamamen rafa kaldırdı.
Partideki en alt kademeden en üst kademeye kadar bütün yöneticilerin kaderi onun ‘iki dudağının arasından’ çıkacak söze bağlı hale geldi.
Kimin bakan, kimin milletvekili, kimin genel başkan yardımcısı, kimin il başkanı, kimin delege olacağına ‘yalnızca o’ karar veriyor.

* * *


Tayyip Erdoğan’ı Türk demokrasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir ‘lider sultasına’ yönelten en önemli neden, elbette ki yürürlükte olan Siyasi Partiler Kanunu’dur.
Türkiye’de faaliyet gösteren bütün partiler, bu kanun sayesinde genel başkanların terör estirdiği ‘tek kişilik müessese’ görünümü arzediyorlar.
Bütün yetkiler, ‘Genel Başkan’ların elinde.
Genel Başkanlar, bu yetkileri ‘herhangi bir organa’ danışmadan, istedikleri gibi kullanma keyfiyetine sahip bulunuyorlar.
‘Kurultayları’ istedikleri tarihte yapıyorlar.
‘MKYK listelerine’ istedikleri kişileri ekleyip çıkarabiliyorlar.
‘Milletvekili listelerini’ istedikleri gibi şekillendirebiliyorlar.
İstedikleri kişileri ‘belediye başkanı’, ‘il encümen adayı’ yapıyorlar.
İstedikleri kişileri ‘genel merkez’, ‘il’ ve ‘ilçe’ yönetimlerine atıyorlar, istemedikleri kişilerin anında görevlerine son veriyorlar.
Hatta, kafalarına estiğinde ‘bütün üye kayıtlarını’ bir gecede sıfırlayabiliyorlar.
Üstelik, ‘itiraz’ için gidilebilecek, ‘hak aranabilecek’ herhangi bir merci de yok.
Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeden, Türkiye’de ‘gerçek demokrasiden’ bahsetmek asla mümkün olmayacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş