Tele-kulak dönemi

Altemur KILIÇ

Teknoloji ilerledi. Dünyada bütün telefonlar, cep telefonları, e-postalar, internet herşey dinleniyor.. Hatta telefon olmasa bile odalara   “böcek”  bırakınca, oradaki konuşmalar da dinleniyor! Anlaşılan bu işte Türkiye çok ileride; insanların nefes alışları bile  “uzun kulaklar” tarafından dinlebiliyor. Derler ki  “kulak”  insan vücudunun en çirkin uzvu imiş. Biz de bu kulaklar ülkemizin devletimizin büyük ayıbı! Orwell’ın ünlü romanındaki  “Büyük birader seni dinliyor”  sendromu hükümetin ve yargının ayıbı oldu!
“Teknolojik”  gelişmelerden önce de telefonları ana santrallerden ve otomatik telefonlar çıkmadan da semt santrallerinden dinlemek mümkündü. Ama dinlensen de kayıtlara geçmezdi. Hele semt santrallerinde çalışan, eskeriya gayrimüslim  “matmazeller”  duyduklarını asla kimseye, medyaya fılan iletmezlerdi. Ayıptı!
Kore’de görev yaparken Suwon’daki karargâhtan Pusan’daki Amerikalı hemşire kız arkadaşımı ararken tabii aradaki askeri noktalardan geçmek zorundaydık. Bir defa aradaki bağlantı çok bozuktu. Kızın söylediğini anlayamadım. Araya zenci santral askeri girdi “Allahın belası, kadın seni sevdiğini söylüyor” diye aracılık yaptı.
Ankara’da bazı telefonları MAH’ın -MİT’in babası- (Milli Emniyet Hizmetleri) dinlediği rivayet olunur! Ama iş ayukka çıkmamış ve delil olarak kullanılmamıştı.

Eskiden telefonlar
Bugünlerde, gittikçe küçülen ve küçüldükçe de türlü marifetleri artan cep telefonları, harcıalem; hayatın bir parçası. Çocukluğumun, gençliğimizin İstanbul’unda telefonun önemi büyüktü ama harcıalem değildi... Edinilmesi oldukça güç bir ayrıcalık ve statü sembolü idi... Telefon benim kuşağımın günlük hayatına,  “Alo matmazel! Beyoğlu 22687 numarayı bağlayınız!”  diye girmişti...
Eski telefon ahizelerini kullanmış, acaba kaç kişi kaldık? Yeni kuşaklar belki bilmezler, belki eski filmlerden anımsarlar. Mikrofonları yuvarlak bir kaidenin üstüne oturtulmuş küçük madeni boru üstünde, kulaklık kısmı da bu borunun yanındaki mandala asılıydı. Bu ahizelerden başka, hem mikrofonu hem de kulaklık kısmı tek parça olan ve bu parçanın da bugünkü telefon gövdesinin iptidai bir örneğinin üzerindeki çatal biçimindeki iki mandala oturtulmuş  “lüks” , hatta altın yaldız kakmalı  “apareyler”  de vardı. Askeriyede, Jandarmada ve küçük yörelerde kullanilan ve  “çekil aradan Jandarma!”  tabirini zorunlu kılan manyetolu-bataryalı telefonlar da vardı!
Bu eski telefonlarda kulaklık veya mikrofon, mandaldan çekilince telefon devreye girer ve bağlı olduğunuz mahalli santraldaki (veya o zamanki deyimiyle) “matmazel”  (ki ekseriya Rum, Ermeni veya Musevi olurlardı)  “Alo Merkez”  diye cevap verirdi. Siz de ona mesela  “Beyoğlu 4056”  diye istediğiniz numarayı verince o da bağlardı. Sesler cızırtılı idi... 1932 yılından sonra  “otomatik”  telefonlar deveye girdi. Telefonların kaidesine bağlı kadranlarda numarayı çevirmek yetiyordu. Ama bütün İstanbul otomatikleşinceye kadar banliyöler, mahalli santrallerin numarası çevrildikten sonra  “matmazel” ler vasıtasıyla arandı.
Galiba, başlangıçta gene Tahtakale’de bütün İstanbul santrallerini koordine eden bir ana merkez vardı. Bu merkez şehirler ve milletlerarası bağlantıları da temin ederdi. Mahalli santraller (Beyoğlu, Kadıköy, Tarabya, Adalar ve Bakırköy, Erenköy, Büyükdere) tek katlı, iki üç odalı binalardı.

Otomatik telefonlar
Türkiye’de, ilk olarak 1906’da hizmete giren telefonun geçirdiği evrimi ve toplumumuzdaki değişiklikleri de elimde bulunan 1927, 1929, 1930 ve 1953 tarihli İstanbul Telefon Rehberleriyle izlemeye çalışalım.
PTT’nin T’si yani Telefon İdaresi 1935 yılına kadar özeldi ve önce  “Dersaadet”  sonra da  “İstanbul Telefon Türk Anonim Şirketi” tarafından işletildi, sonra idare devletleştirildi ve Posta Telgraf  Telefon tekelleşti (1936) ve böylelikle PTT’nin T’si oluşmuş oldu.
Herbert Lowes Webbe adlı bir İngiliz’in Osmanlı Hükümetinden aldığı imtiyazla kurduğu İstanbul Telefon Şirketi (sonra İstanbul Telefon Anonim Şirketi) devletleştirilinceye kadar her yıl Telefon Rehberini muntazaman yayınladı.
1930 Rehberinin ön yeşil kağıtlı sayfasında  “Şirketin Umumi Müdiri Francis Douglas-Watson (Herhalde İngiliz olacak) İstanbul santralımızın otomatik sisteme tahviline mütedair istihzaratımızı (değiştirilmesiyle ilgili hazırlklarımızı) yapmak üzere olduğumuzu pişi ittilanıza (bilgilerinize) arz ile kesbi şeref eyleriz.”  müjdesini veriyor.
İstanbul numaraları artık 5 rakamlı olacaktır! Nitekim bu hazırlıklar 1931 sonuna kadar tamamlanmış olacak ki, 1932 Rehberinde otomatik telefonun nasıl kullanılacağına dair resimli ve mufassal izahat vardır. Önce Beyoğlu ve Kadıköy bölgeleri otomatikleşmiş ve diğer merkezlerin iki haneli numaraları çevrildikten sonra bağlantıları bir süre daha  “matmazeller” ce sağlanmıştır.
Rehberlerin başında ağdalı bir Osmanlıca’yla şirket talimatnamesi yer alıyor:
“Aboneler imza eylemiş oldukları mukavelename mucibince (gereğince) münderecatı salifül beyan (içeriği önceden bildirilmiş mukavelename) derecesinde kendilerini şirkete merbut (bağlı) kılan atideki (aşağıdaki) talimatnameyi kesbi ittila eylemek mecburiyetindedirler (öğrenmek zorundadırlar).”
Bu talimatnameye göre özel santral kuracak olanların santral memurlarını ancak şirketin rızasıyla tayin edebilecekleri belirtiliyor. Ayrıca telefonla nasıl konuşulması gerektiği de uzun uzun antatılıyor:
“Ağzınızı mürsileye (mikrofona) yakın tutunuz, yüksek sesle koıuşmayınız ve santralı ikaz etmek için (mikrofonun asılı olduğu) engeli ikişer saniyelik fasılalarla tahrik ediniz!”
Bir de otomatik telefondan evvel, numaraların nasıl  “telaffuz edileceği” öğretiliyor.
Rehberdeki telefon istimal nizamnamesinden (kullanma kurallaından) önemli bir madde:
“Telefon postaları hiçbir veçhile nameşru (meşru olmayan) maasit (maksatlar) için istimal edilmemeli (kullanılmamalı) tahkiramiz ve mugayiri edep mükalamata (tahkir edici ve edebe aykırı konuşmalara) vasıta olmamalıdır.”
Nihayet şehirlerarası ve milletlerarası mükalameler de emekleme devrinde; Matmazele Trunk kelimesini söylüyor ve yalnız Ankara Eskişehir’deki veya Avrupa’daki büyük bir şehirdeki numarayı söyledikten ve saatlerce bekledikten sonra bağıra çağıra parazitli bir konuşma yapabiliyorsunuz! Sonra Trunk kelimesinin yerini 03 alıyor ve şebeke yaygınlaşıyor...
Bugünlerde dünya telefonunuzun ucunda...

‘Tele-siz’ komünikasyon yöntemleri
Büyük Birader’in uzun kulakları hepimizi dinliyor. İnsanlar, rahatça aşk-meşk konuşmaları yapamaz hale geldiler. Şaka götürür tarafı yok. Ama insanlar bu uzun kulaklara karşı,  “rahat-temiz”  iletişim için yarı şaka, yarı ciddi  “tele-siz”  komünikasyon yöntemleri öneriyorlar!
İşte bazıları: 
* Posta güvercinleri: Telsizler ve telefonlardan önce, Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda, ordular muhaberat için ’posta güvercinleri’kullanırlardı. Hatta özel  “Güvercin Birlikleri”  vardı. Galiba cezaevlerinde mahkûmlar bu yöntemi kullanırlarmış. Bu yöntem pek de sağlıklı değil, çünkü malum;  “güvercinleri”  de vururlar.
* Duman usulü: Kızılderililerin haberleşme yöntemi. İlkel mors! Yöntemi; ateş yakılacak, dumanı kararlaştırılmış şifreye göre battaniye ile  “kapatılıp açılacak” !
* Bayraklı mors: Savaş gemilerinde hâlâ kullanılan bayraklı haberleşme. Aletleri dürbün ve belli renkli bayraklar! 
* Tam tam: Afrika yerlilerinin haberleşme yöntemi. Ama fazla gürültülü! 
Başka öneriler beklenir!

ÖZDEYİŞLER
Gerçi yeni nesil, eskiyi öğrenmekte bir fayda görmüyor ama ben gene de yazayım.
Burhan Felek
Öğrenmek pahalıdır ama cehalet ondan da pahalıdır. Henry Clausen
Herkes öğrenmek ister, kimse de karşılığını vermeye kalkışmaz. Juvenal
Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için çoğunluk bilgisizdir.
La Bruyere

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş