Televizyoncu olmaya ömrü yetmeyen büyük radyocu

A+A-
Şemsi SILKIM



İlk önceleri Ankara Radyosu, sonra da Türkiye Radyoları’nın baş spikeri olan şair yazar Baki Süha Ediboğlu, bu mesleğin gerçek duayeni olduğunda, yüze yakın spiker yetiştirmekle övünürdü.
Onun döneminde televizyon hayal bile edilemezdi, fakat evinde radyo olanın sayısı da fazla değildi. Hatta Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde çalışan ve kendilerine “Alamancı” denilen işçilerimizin Türkiye’ye izne gelişlerinde en büyük cakası, beraberlerinde getirdikleri çanta tipi radyolarla cadde ve sokaklarda müzik çalar vaziyette gezmeleriydi. Onları hepimiz kıskanırdık, parka gidip otururlar müzikle zevklenirler, haberleri dinler, çevreleri de meraklılarla dolup taşar, onlar da bir radyoya sahip olmanın kendilerine sağladığı üstünlükle biraz kasılırlardı.
Sonra “Alamancı” ların getirdikleri radyoların benzerini, beyaz eşya satan ve ayni zamanda radyo, plak satanlar da ithal edip vitrinlerinde teşhir etmeye başladı. Çok geçmeden evlerde de mobilyalısı, masalısı ve hatta el radyo sayısı arttı. Neredeyse her evin bir radyosu oldu... Radyonun yaygınlaşmasıyla Baki Süha beyin sesi de daha geniş kapsamlı dinlenmeye başlandı.
Baki Süha Ediboğlu, en önemli haberleri verir, diğer ara haberleri de sıradaki spikerler veya yeni mesleğe başlayanlar paylaşırlardı. Baki Suha’nın yetiştirdiği spiker sayısı artınca, kendisi de Ankara Radyosu’ndan İstanbul Radyosu’na atandı. Eniştem, Cumhuriyet Gazetesinin Ankara Temsilcisi Mekki Sait Esen’in arkadaşı olduğundan, Baki Suha beyi gazeteci olarak ziyaret edip röportaj yapmıştım. O günden sonra da dostluğumuz arttı. Eşi Afif Ediboğlu da, radyonun kadrosunda ses sanatçısı olduğundan onun da röportajını birkaç kez yaptım. Zira, ablam da kendisini çok severdi, iyi arkadaştılar.


Tercüman Gazetesi’nden Antalya Bölge Temsilciliği’ne gidince, bir gün yakışıklı bir genç ofisimize geldi. Baki Süha Ediboğlu’nun oğlu olduğunu söyledi. Fatih, annesine daha çok benziyordu. Askerlik şubesinde bir sorunu varmış... Eyüp Kaymakamı iken tanıştığım Vali Muavini Kâzım Pamuk’u telefonla arayıp sorununun çözümüne yardımcı oldum. Baba ve annesinin ardından Fatih ile de bu vesile ile tanışmış oldum.
Baki Suha Ediboğlu’nun, çok arzuladığı halde televizyon yöneticiliğine ömrü yetmedi. Ama oğlu Fatih uzun yıllar Hürriyet’te görev aldıktan sonra TV sektörüne geçti. Çeşitli televizyon kanallarında üst düzeyde yöneticilik yaptı.  ATV’de uzun yıllar, Star TV’de de yaklaşık 1 yıl genel yayın yönetmenliği yapan Fatih Ediboğlu, beğenilen projeleriyle kanalları üst sıralara taşıdı. Fatih Ediboğlu, halen Digitürk’de özel projelerden ve içerikten sorumlu baş danışman olarak görev yapıyor.
Netice itibarıyla Fatih, babasının ömrü vefa etmediği için erişemediği televizyonculuğu mükemmel şekilde yürüterek bir anlamda Baki Süha Ediboğlu’nun da rüyasını gerçekleştirmiş oluyor.

 

 

ABD’nin Bab-ı Ali’ye açılan
kapısı: ABD Haber Merkezi

İşte tarihi bir resim. 1944 yılında, yani 2. Dünya Savaşı sırasında... Bu gün o yer tarihe karışmış veya hatırımızdan da çıkmış olan Amerikan Haberler Bürosu vardı. Devam etmekte olan 2. Dünya Savaşı ile ilgili olarak Türkiye’de kendi yönlerinde bir kamuoyu oluşturmayı amaçlayan Amerikan Haberler Merkezi, buradan çeşitli dış haber ve savaş haberleri servis ederdi. Bu yüzden Amerikalı Basın Ataşesi Türk gazeteciler ile yakın ilişki içinde olmaya büyük önem verirdi. Bu sebeple de gazetelerin yazar ve yöneticileriyle birlikte olmak için sık sık kokteyl partileri düzenlerdi. İşte Amerikan Haberler Merkezi’ndeki böyle bir kokteyl sırasında çekilmiş fotoğrafta Amerikalı basın mensuplarıyla samimi bir görüntü veren gazeteciler arasında kimler yok ki: Sol başta Cumhuriyet Gazetesinin Beyoğlu Muhabiri Şahap Balcıoğlu -Merhum Semih Balcıoğlu’nun abisi- Vakit Gazetesi Yazı Müdürü, ünlü tarihçi Niyazi Ahmet Banoğlu, Amerikan Haberler Bürosunda Gazeteci Moris Aleksandr, Akşam Gazetesi Yazarı Burhan Felek, Cumhuriyet Gazetesi Foto Muhabiri Selahattin Giz, Altemur Kılıç, Amerikan Haber Servisi Şefi Gazeteci Toth, Cumhuriyet Gazetesi Beyoğlu Muhabiri Haluk Durukal ve arkasında Arslan Humbaracı.

Yazarın Diğer Yazıları