Telkinler, emirler

Altemur KILIÇ

Genelkurmay Başkanlığının kamuoyuna son açıklamasında, “Türk Silâhlı Kuvvetleri, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve anayasal değerlere bağlı bir kurum olarak, aksi yönde yapılan telkinlere rağmen, yargı sürecini sabır, sükûnet ve itidalle izlemekte, bu çerçevede bağımsız ve tarafsız olduğuna inandığı yargının, er ya da geç doğruyu ortaya çıkarmasını beklemektedir” deniyordu. Bu, son zamanlarda mâlumların klasikleşmiş, “Ordunun vesayeti”, iddialarına karşı, Genel Kurmayın “klasik” mukabelesi! Ve “vesayet” iddiası ne kadar yalansa, bu da o kadar gerçektir. Türk Ordusu kendisine karşı yapılan tasallutlara karşı, gerçekten büyük aşırı sabır ve tahammül gösteriyor.
“Aksine telkinlere rağmen”  ifadesi, acaba bir “zaaf- ı telif” -ifade hatası mı diye düşünmekle beraber, haddim olmayarak, bu sözlerden alındım.
“Sivil kişi” olmama rağmen, askerlik terbiyesi benliğime işlemiştir. Mesela yaşım ileri de olsa, üst rütbede bır subayın önüne geçemem ve bana hitap ederse, insiyakî olarak esas duruşa geçerim. Bana isterseniz “askerci -militarist” desinler öyleyim işte; “genlerime” işlemiş;  bundan sonra da değişecek değilim! Hem, bu “genlerim” gereği olsa da, Türk Ordusunun,  Cumhuriyetin son, gerçek sigortası olduğuna, inanıyorum. Bu kale de düşerse, ne ülke kalır, ne de demokrasi!..
Şu sırada, TSK’ye yapılan çeşitli  saldırılar gittikçe artıyor. Can Ataklı’nın yazdığı gibi, psikolojik savaş sürdürülüyor... “Darbe” iddialarıyla, eski askerî müdahalelerin abartılı anılarıyla Ordunun Cumhuriyeti “kollama koruma” görevi zaafa uğratılıyor... Tezvirat ve pespaye dedikodularla Ordunun, halk indindeki itibarı ve halkın Orduya güveni azaltılıyor... Bunun için de Ordunun içinde de subaylar arasında inkâr edilmez rahatsızlık var!
Bu durum karşısında benim,  Genelkurmaya, Komutanlarıma “telkinde ” bulunmam, ne haddime!..Hele “darbe” imasında bulunmam, en azından saygısızlık, en fazlasından  “zaman” ve “zeminin” koşullarına ters düşmek olur.
“Vesayete” hayır ve tabiî demokrasiye, hukuka, yargıya saygı ve sivil otoriteye tâbi olmak, sabretmek gerekir. Ancak benim sorum; nereye, ne zamana kadar... Sabrın sonu selamet mi? Sabır uzadıkça, kaybedilenlerin, telâfisi, mümkün olur mu? 
Türk Ordusu,  dış düşmanlarla ve iç bölücülerle savaşmaya, ruhu ve silâhlarıyla muktedirdir. Ama itiraf etmeli, “psikolojik savaş” konusunda pek deneyimli değildir, çarkları, aşırı teenniyle biraz yavaş işliyor! Paradoks olacak ama aşırı sabrı da, ötekiler tarafından “zaaf” sayılıyor ve “psikolojik savaş” aracı olarak kullanılıyor!
Evet; Genelkurmaya, Komutanlarıma,   “telkinlerde” bulunmak,  ne haddime!.. Her gün her gece, TSK’ne atılan çamurlar hususunda benim tavsiyem, hep, biran evvel karşı taarruza geçmesi ve bütün iddiaları kökünden yalanlaması olmuştur. “Geç kalan adalet” gibi, “geç kalan yalanlama” da boşuna olur!
Can Ataklı’nın yazısından öğreniyoruz ki: Genel Kurmay, şimdi “geniş  kapsamlı araştırmalarının” sonucunu, çok yakında kamuoyuna açıklayacakmış. Heyecanla, umutla bekliyorum. Fakat bu adamlar,  kolay susturulamaz;  melanet  ve fesatlarına köşelerinden, organlarından devam edecekler.  Bu, “gen” - soy, soysuzluk ve “imalât hatası” olmalarının icabı... Bakın: Hasan Cemal Genelkurmayı müze yapacak, Mümtaz’er Türköne, “Nizam-ı Cedit”i kuruyor... Ali Bayramoğlu Jandarmayı, Genelkurmayın elinden almak ister... Ve Ahmet Altan’ın, bütün bunların üstüne tüy diken şu sözleri: Türk Ordusuna,“Pisa Kulesi gibi bir ordu” diyor. “Temeli yanlış atıldığından, üstüne konan her taş, çıkılan her kat, bu yapıyı biraz daha çarpıtıyor, ordu olmaktan biraz daha uzaklaştırıyor.”
İşte bu soysuzlar ve soysuzluklar karşısında, benim sabrım taşıyor; “genlerim” isyan ediyor ve “asil Türk” soyum, çekiyor! Bu adamlara hadlerini bildirmek için ellerim kaşınıyor.
TARAF gazetesi sür manşetten, Genelkurmaya “sana susmayı telkin ediyoruz” diye küstahça meydan okuyor! Siz konuşacaksınız, yazacaksınız da, Türk Ordusu susacak... Öyle yağma yok!.. Haddinizi bilin, esas duruşa geçin!..
Türk Ordusunun belleğimde,  ezelî ebedî Başkumandan Mustafa Kemal’in baş emri vardır: “Size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum!”  Dünya askerî literatürüne geçen bu emrin anlamı “ya kurtuluş ve zafer, ya da ölüm!..”
Türkiye şimdi bu bağlamda, bu seçenekler arasındadır!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş